hucreler.gen.tr https://www.hucreler.gen.tr Hücre, Nedir ve Faydaları Nelerdir? tr-TR hourly 1 Copyright 2019, hucreler.gen.tr Sun, 25 Jan 2015 00:00:00 +0000 Fri, 24 May 2019 00:00:00 +0000 60 Orkide Nasıl Çoğaltılır https://www.hucreler.gen.tr/orkide-nasil-cogaltilir.html Sun, 16 Sep 2018 14:21:05 +0000 Orkide Nasıl Çoğaltılır, orkide narin, nazik, egzotik görünüşü ve cazip güzelliğiyle dünyada en kıymetli çiçeklerin başında yer almaktadır. Sanılanın aksine sadece tropik bitki türlerinde yetişmez orkide. Ülkemizde de b Orkide Nasıl Çoğaltılır, orkide narin, nazik, egzotik görünüşü ve cazip güzelliğiyle dünyada en kıymetli çiçeklerin başında yer almaktadır. Sanılanın aksine sadece tropik bitki türlerinde yetişmez orkide. Ülkemizde de bir çok cinsi bulunan orkidenin dünya üzerinde yirmi iki binden fazla cinsi vardır. Hava şartları, ışık alış açısı, havalandırılması, güneşlenme süresi, sulaması bakımından çok zor bakıma sahip orkidenin görünüşünde ki güzellik bakımından dünyada en fazla beğenilen ve talep edilen çiçekler arasındadır. Seralarda olduğu gibi salon ortamında da bakımı yapılan orkide çiçeğinin birbirinden titiz çalışma gerektiren bir hayli çoğaltma şekli vardır.

Tohumla Üretim, orkidelerin dünyanın en küçük tohumlu bitki oluşu, tohumla üretiminin zorluğunu gözler önüne sermektedir. Orkidenin tohumlarının ne kadar küçük olduğunu daha iyi anlamamız için bir aspirin büyüklüğündeki kabın içine yüz binden fazla orkide tohumunun sığabileceği bilgisi gayet yerinde olacaktır. Orkide bitkisi bu kadar çok cinse sahip olmasına rağmen nesli tükenme riskiyle karşı karşıya olan bitkilerdendir. Bir orkide tohumu doğal ortamında üreyebilmesi için bir mantar türüyle etkileşime girebilmesi gerekmektedir. Laboratuvar ortamında bile bir mantar ile etkileşime sokulup kaplara alınan orkide tohumları 12-13 yıl gibi bir zaman zarfında ancak çimlenebilmektedir. Neslinin tükenme riski de çimlenmedeki gecikmeden meydana gelmektedir. 

Doku Yoluyla Üretim, bitkinin çeşitli yerlerinden alınan parçaların steril bir kavanozda üreme için gerekli tüm şartların yerine getirilmesiyle çoğaltılıp köklenmesi işlemine verilen isimdir. Bu yolla üretilen bitkiler parça alınan bitkinin genetik özelliklerini tıpa tıp bünyesinde taşımaktadır.

Keiki İle Üretim, keiki bebek anlamına gelmektedir. Orkideler bazen kendiliğinden bazende yetersiz beslendiklerinde yavru üreterek çoğalabilirler. Orkidenin sapında önce yeni yapraklar meydana gelir akabinde bu yapraklardan kökler çıkmaya başlar. Bu yeni çıkan ve köklenen küçük dalları koparıp başka bir yere dikilmesi gerekir. Anne bitkiyle aynı karakteristik özelliklere sahip bu yavru bitkinin anne orkide ile aynı yerde aynı şekilde beslenilmesi gerekmektedir. Uygun bakım koşulları sağlandığında iki yıl içerisinde çiçek açacak boyuta gelebilirler.

Keiki Orkidenin Ayrılama İşlemi, keskin ve temiz bir bıçakla keikinin bulunduğu çiçek saplarında ki gözeneklere yakın yerlerden kesilir. Keikinin kökleri ılık su içinde iyice yıkanır, böylece köklerin yumuşaması ve saksı içinde rahat davranabilmesi sağlanır. Köklerin rahatlıkla sığacağı fazlada büyük olmayan bir saksıya yerleştirilir. Anne bitkinin saksı harcına benzer ama biraz daha küçük bir saksı harcına dikilir. Gölge ve sıcak bir yere almak büyümeyi kolaylaştıracaktır. 

Ayırma Yöntemi İle Üretim, ayırma yöntemi sadece sympodial cinsi orkidelerde uygulanan bir yöntemdir. Çünkü bu cins orkidelerde gelişim yan yana olarak gelişim gösterir. Her ne kadar farklı gövdelere sahip olsalar da aslında sympodial cinsi orkideler aynı kökten beslenmektedir. Ayırma yöntemi ile üreme yapılırken birkaç önemli hususa dikkat etmekte fayda var. Öncelikle çok fazla sayıda gövdeli bitkiler ayrılmalıdır. Ayırma işlemi ise büyüme mevsiminde ve çiçeksiz dönemde yapılmalıdır. Özellikle sekiz ve daha fazla gövdeli orkideleri ayırmak sağlıklı bir üreme için uygun olacaktır. Saksıdan çıkarılan bitki kökleri saksı harcından tamamen ayrıştırılıp temiz bir bıçakla ortadan ikiye bölünür. Sararmış yapraklar ve ölmüş kökler itina ile ayıklanır ve yeni saksıya yerleştirilir. Söküldüğü saksının harcı kadar bir harca dikim yapılmalıdır. Birkaç hafta gölge ve nemli yerde bekletilen orkideler iki aya kadar yeni sürgünler verecektir.]]>
Glia Hücreleri https://www.hucreler.gen.tr/glia-hucreleri.html Mon, 17 Sep 2018 00:11:32 +0000 Glia Hücreleri; Merkezi sinir sistemi içinde nöronların yanında yer alan fakat nöronlar gibi herhangi bir uyarı ya da iletme işlevi olmayan hücrelerdir. Sayıları nöronlardan 10 ila 50 kat fazla olabilmektedir. Başlıca görevleri, Glia Hücreleri; Merkezi sinir sistemi içinde nöronların yanında yer alan fakat nöronlar gibi herhangi bir uyarı ya da iletme işlevi olmayan hücrelerdir. Sayıları nöronlardan 10 ila 50 kat fazla olabilmektedir. Başlıca görevleri, sinir sisteminin bütünlüğünü korumasına yardımcı olmak, katı besin maddelerini vezikül oluşturacak şekilde sitoplazmalarına almak yani fagositozu sağlamak, merkezi sinir sistemi üzerindeki bazı anatomik boşlukları doldurmak olarak sayılabilir. Metabolizma oranı çok yüksek olan glia hücreleri, sürekli besin ve oksijen ihtiyacı duyan ve oksijen yetersizliğinde ilk ölen hücrelerdir. Yeni doğanlarda sinirlerin gelişmesi ve büyümesi için gerekli ortamı sağlarlar. 

Sinir sistemi içindeki glia hücreleri işlevlerine göre mikrogliya, nörogliya ve schwann hücresi olmak üzere 3 gruba ayrılırlar. 

Mikrogliyalar; Merkezi sinir sistemi içinde parçalanmış ya da atık durumda olan hücreleri fagositoz yolu ile ortadan kaldırırlar. Sitoplazmalarında çok sayıda fagositik kesecik ile lizozom yer alır. Sitoplazma ortasında oval bir çekirdek yer alır. Gövdeleri küçük ve silindirik yapıdadır. Kan damarları yoluyla merkezi sinir sistemi içine girerler. Mikrogliyalar üzerinde yapılan son araştırmalar, bu hücrelerin nöronların birleşme yerleri yapımında rol aldığını, kullanılmayan sinapsları tespit ederek bu sinapsları temizlediklerini ortaya çıkarmıştır.

Nöroglialar; Beyin, sinir sistemi ve otonom sistem üzerinde koruma sağlayan hücre yapılanmalarıdır. Hücrelerin savunmasında yer alır. Hücre dışı gerçekleşen olaylar karşısında bulunduğu sistemin zarar görmesini engelleyerek sinir hücreleri için gerekli olan oksijen ve besini sağlar. Miyelin şeklindedir ve sinir hücreleri içermez. Merkezi sinir sisteminin yaklaşık olarak yüzde 15'i nöroglia hücrelerden oluşur. Beynin içinde dolaşarak beyin hasar gördüğünde çoğalırlar. Beyin hasarına karşı iltihabi reaksiyon geliştirerek beyni istila etmeye çalışan mikroorganizmaya karşı beyni korumaya alırlar. Beyin dışında merkezi sinir sisteminde yer alan nöroglialar kan damarları yolu ile sinir hücrelerini dolaşarak buralarda hasarlı dokuları tespit ederek onarımda yer alırlar. 

Schwann Hücresi; Çevresel sinir sistemi için koruma sağlayan ve gerekli miyelini üreten hücrelerdir. Doku sertleşmesi hastalıklarında, MS hastalarında schwann hücresi nakli yapılabilmektedir. Hücre nakli ile yeniden miyelin oluşumu gerçekleştirilmek istenmekte ve sinir sisteminin kendini yenilemesi amaçlanmaktadır. Schwann hücre nakil ameliyatları özellikle kaza sonucu omuriliği hasar gören hastalarda olumlu sonuçlar vermektedir. Spinal kord yaralanmaları, hasarlı CNS akson miyelinlerinin yeniden oluşturulması gibi tedavilerde schwann hücrelerinden yararlanılır. 

Glia hücreleri son yıllara kadar pek bilinen hücre yapıları değildi, teknik bu kadar ilerlemeden önce işlevleri tam olarak anlaşılmamıştı. Tekniğin ilerlemesi ve hücreler üzerinde çalışmaların kolaylaşması sayesinde glia hücreleri günümüzde pek çok araştırmaya konu olmaya başlamıştır. 
]]>
Magnezyum https://www.hucreler.gen.tr/magnezyum.html Mon, 17 Sep 2018 15:25:01 +0000 Magnezyum, gümüş beyazlığında bir metaldir ve genel olarak başka metallerle karıştırılarak kullanılır. Kimyasal simgesi Mg'dir ve atom numarası da 12'dir. Toz halinde olan bu element kolayca tutuşmasından kaynaklı önem kazanm Magnezyum, gümüş beyazlığında bir metaldir ve genel olarak başka metallerle karıştırılarak kullanılır. Kimyasal simgesi Mg'dir ve atom numarası da 12'dir. Toz halinde olan bu element kolayca tutuşmasından kaynaklı önem kazanmıştır. Hatta zamanında magnezyum yakılarak flaşlı fotoğraflar çekilmiştir. 

Magnezyum, biyokimyasal reaksiyonlar dışında vücudumuz tarafından da D vitaminini dengelemede kullanılmaktadır. Vücudun günlük magnezyum ihtiyacı erişkinlerde 300 mg iken yaşlılarda 350 mg'dır. Emziren bayanlarda ise bu miktara 600 mg'a kadar çıkabilmektedir. Alınması gereken magnezyumu almamak da birçok sorunu beraberinde getirebilmektedir. Magnezyumun eksikliği kalp hastalığına, böbrek yetmezliği, ani kalp durmalarına, kemik kaybına ve hafıza kayıplarının yaşanmasına neden olabilmektedir. Aynı zamanda insanların kendini yorgun ve halsiz hissetmelerine sebep olmaktadır. Yeterli miktarda magnezyum alarak ta yağları yakabilir ve kaslarınızı güçlendirebilirsiniz. Magnezyum alan sporcuların kasları almayanlara göre daha çok gelişmektedir. Enerji gereken durumlarda vücut magnezyuma ihtiyaç duyar ve ondan faydalanır. Magnezyum kandaki şekeri enerjiye dönüştürür ve vücuttaki enzimleri harekete geçirerek vücudun daha dinç olmasını sağlar. Aynı zamanda sinir sistemi ile bağlantılı olan magnezyum, depresyon belirtilerini en aza indirir ve kişiyi stresten kurtarır. Magnezyum eksikliği kişiyi stresten koruyamazken depresyon ile de savaşamaz hale gelebilmektedir. Fazlasıyla depresyona girmiş olan bünye ise bunu kaldırabilecek güce sahip olmayabilir. Bunun sonucunda da hafıza kaybı gibi hiç istenmedik durumlar yaşanabilir. Yeterli miktarda magnezyum alındığı taktirde bu gibi durumlar kendini minimum dereceye indirir. Vücut için oldukça yararlı sayılabilen bu mineral, günlük olarak alınması gerekmektedir. Bu nedenle içerisinde magnezyum bulunan gıdalarda her gün mutlaka tüketilmelidir.

Magnezyum diğer faydaları:
  • Beyin hücrelerinin ölümüne sebep olan kalsiyumun beyne ulaşmasını engeller. Magnezyum beyin hücrelerini canlı tutar.
  • Sigarayı fazlaca tüketenlerin felç olma ihtimali oldukça yüksektir. Yeterli miktarda alınan magnezyum, bu riski en aza indirmektedir.
  • Saçların ve tırnakların daha sağlıklı görünmesini sağlar.
  • Kan dolaşımını hızlandırarak vücudun hastalıklarla savaşmasını sağlar.
  • Kas yaralanmalarını, krampları ve yorgunlukları engeller.
  • Böbrek, kalp, ince bağırsak hastalıklarını önler.
  • Ciltte sivilce oluşumunu engeller. Var olan sivilce ve siyah noktaların geçmesi içinde cildin magnezyuma ihtiyacı vardır.
  • Vücut sıcaklığını dengeler.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirerek soğuk algınlığı, grip ve balgam oluşumunu engeller. Mükemmel bir hastalık kovucudur.
  • İshal şikayetlerini giderir.
  • Vücudu dinç tutar ve yaşlanmayı geciktirir.
İçerisinde magnezyum bulunan gıdalar: 

Ispanak, pazı, kara lahana,domates,şalgam, yeşil fasulye, soya fasulyesi, barbunya, mercimek, esmer pirinç, bezelye, pırasa, soğan, incir, üzüm, hurma, ahududu, çilek, portakal, muz, kuşkonmaz, kereviz, dereotu, brokoli, yulaf, ton balığı, karides,mantar, karpuz, patlıcan, kimyon, acı biber, rezene, karanfil, peynir, yumurta, tavuk eti, balık, biftek, fındık, yer fıstığı, badem, ceviz, yoğurt...
]]>
Babalık Testi Nasıl Yapılır https://www.hucreler.gen.tr/babalik-testi-nasil-yapilir.html Mon, 17 Sep 2018 17:21:13 +0000 Babalık testi nasıl yapılır: Babalık testinin yapılabilmesi için resmi annenin veya babanın izni gerekmektedir. Babalık testi için anneden örnek almak gerekli değildir. Fakat anneden kan alınması düşük bir ihtimalde olsa  ço Babalık testi nasıl yapılır: Babalık testinin yapılabilmesi için resmi annenin veya babanın izni gerekmektedir. Babalık testi için anneden örnek almak gerekli değildir. Fakat anneden kan alınması düşük bir ihtimalde olsa  çocuğun hastanede karışmış olması gibi küçük ihtimalleri ortadan kaldırır.   Babalık testi yapılmasına karar vermek, yaptırmak ve çıkan sonuçlara tahammül etmek ciddi psikolojik sorunlara sebep olabilir. Bu testi yaptırmak isteyen insanların, ortaya çıkacak her iki sonucu da göz önüne alarak karar vermeleri gerekir. Her insandaki DNA'nın yarısı anneden, yarısı ise babadan geliyor. Bu nedenle iki insanın arasında akrabalık bağını öğrenmek için DNA kümesi arasındaki boşluklara bakılıyor. Testlerde ya yüzde 0 çıkıyor ya da yüzde 99,9 un üstünde sonuçlar elde ediliyor. Testlerde bu rakamların arasında bir başka rakamın çıkması söz konusu bile değildir. Yani kişi ya o kişinin babasıdır, yada değildir. Mesela yüzde 80 babasıdır gibi bir sonuç çıkmıyor. Ağzın içindeki deriden bir pamuklu çubuğu sürterek alınan tükürük örnekleri, DNA tipini kan örneği kadar detaylı ve hasas olarak veriyor. Çıkan test sonuçları noterden tasdikli bir raporla kişilere bildiriliyor. Test sonuçları sadece test yaptıran kişiye veriliyor. Anne karnındaki bebeğin testi için ceninden aminosentez yoluyla örnek alınarak yapılabiliyor.

Babalık testi sonuçları;

İnsanın biyolojik yapısına ait tüm bilgiler DNA dediğimiz yapıda 2 kopya olarak bulunmaktadır. Bu kopyalardan bir tanesi kişiye annesinden gelirken diğeri babasından gelir. Böylece kişi genetik bilgilerinin yarısını annesinden diğer yarısını da babasından almış olur. Dolayısı ile hem anne hem de babamızla ortak genlerimiz bulunmaktadır. Bu bilgiler neticesinde yapılan babalık testinde; çocuk ile baba arasında tamamen ortak olması gereken genlerin tahlilleri yapılmaktadır. Eğer çocuk ile babanın tahlil edilen genetik yapıları aynı ise test edilen baba adayı çocuğun gerçek babasıdır. Yapılan babalık testinde genetik yapıda tutarsızlık gözlenmiş ise yani çocuğa babadan gelen genetik bilgi, test edilen baba adayını genetik bilgileri ile eşleşmiyor ise, test yapılan baba adayı çocuğun gerçek babası değildir. Günümüzde testin güvenilirlik yüzdesini yükseltebilmek için babalık testlerinde en az 15 ortak genetik bölge incelenmekte ve %99.999 kesinlikte sonuçlar elde edilmektedir.
]]>
Hücre Neden Bölünür https://www.hucreler.gen.tr/hucre-neden-bolunur.html Tue, 18 Sep 2018 06:23:03 +0000 Hücre Neden Bölünür: Canlı hücrelerin nesillerini devam ettirebilmek amacı için kendilerine benzer yeni hücreler meydana getirmelerine bölünme denir. Bölünme büyüme,çoğalma ve gelişme için hayatın kaçınılmaz bir ola Hücre Neden Bölünür: Canlı hücrelerin nesillerini devam ettirebilmek amacı için kendilerine benzer yeni hücreler meydana getirmelerine bölünme denir. Bölünme büyüme,çoğalma ve gelişme için hayatın kaçınılmaz bir olayıdır. Hem eşeyli hem de eşeysiz çoğalmanın gerçekleşmesini sağlayan temel olay hücre bölünmesidir.  Belli bir büyüme dönemini tamamlayan hücreler bölünerek çoğalırlar. Fakat bazı hücreler bitkilerin değişmez doku hücreleri, hayvanların sinir ve kas hücreleri bölünmez. Hücreler çoğunlukla oval olup, küreye benzer. Yani hem hacim, hem de alanları bulunur. Hacim stoplazmadan, alan ise hücre zarına denir. Hücre büyüdükçe yarı çapları büyür. İki arasındaki artışın farkı çok fazla olduğundan belli bir değerden itibaren hücre zarı, fazla büyüyen stoplazmanın ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelir. İşte o an, hücre bölünme mesajı alarak bölünür. Hacim küçülmüş veya alan büyümüş olur. Bu durum amipler üzerindeki deneylerle kanıtlanmıştır. Aynı süre içerisinde her hangi bir işleme tabi olmayan kontrol amipleri ise tam 65 defa bölünmüş olur. 

Hücre Bölünmesinin Nedenleri,

Hücre bölünmesinin sebebi çekirdek yüzey oranının büyümesidir. Hücrede bölünme emri, çekirdekte bulunan DNA molekülü tarafından verilir. Hücreler DNA' nın emri dışında kontrolsüz şekilde bölünürse kanserli dokular meydana gelir. Hücre, yüzeyini arttırmak, hacmi azaltmak için bölünür. Hücre bölünme büyüklüğüne ulaştığında çekirdek bölünme emrini vermez ise hücre parçalanır.  Çok hücreli canlılarda hücre bölünmesi  bazı hücrelerde yavaş, bazı hücrelerde hızlı gerçekleşirken bazı hücrelerde belli bir dönemden  sonra hiç bölünmez. İnsanlarda deri,kan, bağırsak hücreleri hızlı, kas hücreleri ise yavaş bölünürken sinir ve retina hücreleri de belli bir yaştan sonra hiç bölünmez. Hücre bölünmesindeki amaç canlılarda üremeyi ve büyümeyi sağlamaktır. Tek hücreli canlılarda hücre bölünmesinin meydana gelme amacı çoğalmayı  sağlamaktır. Çok hücreli canlılarda hücre bölünmesinin amacı yıpranan dokuların onarılmasını, doku, organ ve sistemlerin büyüyüp gelişmesini, ölen hücrelerin tekrar yerine yenilerinin gelmesini sağlamaktır. Ama bazı çok hücreli canlılarda sperm ve yumurta hücrelerinin meydana gelmesi hücre bölünmesi sayesinde gerçekleşir.
]]>
Fenilketonüri https://www.hucreler.gen.tr/fenilketonuri.html Tue, 18 Sep 2018 14:19:43 +0000 Fenilketonüri, kalıtımsal bir metabolik hastalıktır. Fenilketonüri hastalıkla  doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin adlı bir amino asiti metabolize edemez. Neticede kanda ve diğer vücut sıvılarında ar Fenilketonüri, kalıtımsal bir metabolik hastalıktır. Fenilketonüri hastalıkla  doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin adlı bir amino asiti metabolize edemez. Neticede kanda ve diğer vücut sıvılarında artan fenilalanin ve onun artıkları çocuğun gelişmekte olan beyninde hasara neden olur ve ileri derecede zihinsel  engelli olmasına ve sinir sistemiyle alakalı daha birçok belirtinin ortaya çıkmasına sebep olur. Fenilketonüri rahatsızlığı, Finlandiya gibi gelişmiş ülkelerde 200.000’de 1 görülürken, bu oran ülkemizde akraba evliliklerinin sık olması nedeniyle 4500’de 1’dir.

Fenilalanin nedir: 

Fenilalanin” vücuda mutlaka gerekli olan ve diyetle alınması gereken çok önemli bir protein yapıtaşıdır. Bu önemli aminoasit, karaciğerde enzim olarak isimlendirdiğimiz maddelerle reaksiyona girerek sağlıklı hayat için mutlak gerekli olan başka maddelere çevrilir.

Fenilketonüri hastalığın seyri ve belirtileri,

Fenilketonüri hastalığı olan tüm bebekler doğumda normaldir. İlk ayları takiben hastalığın ağırlık derecesine göre gelişme geriliği başlar. Hastaların bir kısmında sıçrama şeklinde tarif edilen, kısa süren ani kasılma nöbetleri vardır. Başları normal ölçülere göre ufaktır. Kollar ve bacaklar sert, devamlı kasılmış halde gibidir. Anne-baba ve fenilketonüriden etkilenmemiş kardeşlere kıyasla, bu çocuklar daha açık renklidir, mavi gözlü, sarışın ve ince telli saçlı olurlar. Hastaların üçte bir kadarında egzama tipi kaşıntılı deri döküntüleri vardır. Büyük çocuklarda hiperaktivite, ritmik sallanma, kendine zarar verme atakları ve otizme benzer dıştan kopuk davranış sıktır. Yaklaşık dörtte bir hastada sara nöbetleri yerleşir. Nörolojik bulgular ve zeka geriliği yaş ilerledikçe artar. Aynı hastalığı taşıyan bireyler arasında hastalığın klinik bulguları farklılık gösterir. Bir ailede kardeşlerden birinde bulgular hafifken diğerinde çok ağır olabilir.

Fenilketonüri tedavide amaç, 

Beyindeki hasarını önleyebilmek için vücuttaki fenilalanin seviyesini azaltmaktır. Fenilalanin vücut için çok önemli bir yapı taşı olduğundan, hastalığın ağırlığı müsaade ettiği ölçüde diyetteki doğal proteinle fenilalanin alımına izin verir. Hastanın normal gelişimini devam edebilmesi için gerekli ek günlük protein ise, suni olarak hazırlanmış ve fenilalanin içermeyen özgün endüstriyel besinlerden sağlanır.

Fenilketonüri hastalığının teşhis ve tedavisi: 

Fenilketonürinin geriye dönüşümsüz olan hasarlarının önlenmesi için erken teşhis ve tedavi şarttır. Hastalığın hangi gen üzerinden geldiği bulunmuş olduğundan, doğum öncesinde genetik teşhisi konulabilmektedir. Yüksek riskli olan hamile annelerin plasenta hücrelerinden ya da bebeği çevreleyen sıvıdan alınabilecek örnekle bebeğin bu hastalığı taşıyıp taşımadığı ortaya çıkmaktadır.

Ancak hamilelikte bu işlemin yapılmamış olması bir kayıp değildir. Yaygın uygulanan yeni doğan tarama testleriyle hastalık bulguları görülmeden erken tanınıp, tedavi edilebilmektedir. Türkiye'de 1999 yılı itibariyle tüm yeni doğan bebeklerin % 52’sine tarama yapılabilmektedir. Bebeklerden test için gerekli kan örneği özel bir filtre kağıdına alınır ve yeni doğan tarama merkezine iletilir. Doğumda teşhis konularak uygun diyet metotların uygulanan çocukların sağlıklı gelişmeleri mümkündür.

Tedavi, yaşamın ilk 20 gününde başlatılmalı ve yaşam boyu sürdürülmelidir. Hastalığın tam tedavisi mümkün değildir. Ancak çok sıkı takip edilen diyet yöntemiyle klinik belirtiler ortaya çıkmadan sağlıklı yaşamak mümkün olmaktadır.

]]>
Meristem Doku https://www.hucreler.gen.tr/meristem-doku.html Wed, 19 Sep 2018 12:35:52 +0000 Meristem doku terimi ilk olarak 1858 yılında Karl Wilhelm Von Nageli tarafından kullanılmıştır. Yunancada bölmek anlamına gelen merizein kelimesinden türetilmiştir. Meristem doku, bitkilerin büyüme bölgelerinde bulunan ve böl Meristem doku terimi ilk olarak 1858 yılında Karl Wilhelm Von Nageli tarafından kullanılmıştır. Yunancada bölmek anlamına gelen merizein kelimesinden türetilmiştir. Meristem doku, bitkilerin büyüme bölgelerinde bulunan ve bölünme yeteneğini sürekli devam ettiren hücrelerden oluşturan dokudur. Meristem dokuya sürekli doku, değişken doku, sürgen doku ve bölünür doku da denilebilir. Hücreler arası boşluğu yoktur. Çekirdekleri büyük, sitoplazmaları fazla, kofulları küçük, çeperleri ince ve metabolizmaları hızlı olan hücrelerdir. Meristem doku, mitoz bölünme geçirerek sık sık bölünme gerçekleştirir ve yeni hücreler oluşturur. (Zaten meristem dokunun temelini, bu özelliği sağlar.) Yeni oluşan hücreler, farklılaşarak sürekli doku yani meristem doku hücrelerini oluşturur. Meristem doku bulunduğu yere ve kökenine göre farklı sınıflara ayrılır. 

Bulunduğu yere göre meristem dokular

Uç (Apikal) meristem: Kök, gövde ve yan organların uçlarında bulunur. Bu organların boyca büyümesini sağlayan meristem dokulardır.
Ara (İnterkalar) meristem: Bulunduğu organın boyca büyümesini gerçekleştiren ve sürekli dokular arasında bulunan meristem dokudur.
Yanal (Lateral) meristem: İsminden de anlaşılacağı gibi yanal meristem, bitkilerin enine büyümesini sağlar.
Kök apikal meristem (RAM), bitkinin kök büyümesi için meristematik hücreler sağlarken sürgün interkalar meristem (SAM), yaprak ve çiçek gibi organların oluşumuna yol açar. SAM ve RAM hücreler, hızlı bölünen hücrelere sahiptir. Ayrıca bu hücreler hayvan kök hücreleriyle benzer görev ve işlevlere de sahip olduklarından karıştırılabilmektedir. 

Kökenlerine göre meristem dokular:

Primer (Birincil, kambiyum) meristemEmbriyonik dönemden beri sürekli bölünen, bölünme yeteneğini kaybetmemiş meristem dokudur. Kök, gövde ve dalların uç kısımlarında bulunur. 

Primer meristem; dermatogen, periblem ve plerom olmak üzere 3 kısımdan oluşur.
  • Dermatogen: Primer meristemin dış tabakasıdır. Bu tabakada bulunan hücreler farklılaşarak bitkinin epidermisini oluşturur.
  • Periblem: Primer meristemin orta tabakasıdır. Bu tabakada bulunan hücreler farklılaşarak bitkinin kabuk (kortex) ve parankimasını oluşturur.
  • Plerom: Primer meristemin iç tabakasını oluşturur. Bu tabakada bulunan hücreler farklılaşarak merkezi silindiri, iletim demetlerini ve destek dokuyu oluşturur.
Sekonder (ikincil) meristem: Değişmez dokuların, hormonlar etkisiyle sonradan bölünme özelliği kazanmasıyla oluşur. Kambiyum, çok yıllık açık tohumlu ve çift çenekli bitkilerin kök ve gövdelerinde bulunur. 

Tek çenekli bitkilerde kambiyum yoktur. Kambiyum iç ve dış kambiyum olmak üzere 2 kısımdan oluşur.
  • İç kambiyum: Bitkinin enine büyümesini sağlar, iletim demetlerini oluşturur. Ayrıca bitkinin yaş halkalarını oluşturur.
  • Dış kambiyum: Çok yıllık odunsu bitkilerin kök ve gövdelerinde bulunan epidemis, bitki yaşlandıkça parçalanır. Bunun yerini ise dış kambiyum alır.
]]>
Bitki Doku Kültürü https://www.hucreler.gen.tr/bitki-doku-kulturu.html Thu, 20 Sep 2018 06:42:56 +0000 Bitki doku kültürü: Bitki doku kültürü, yapay bir besin ortamında bir bitkinin doku, organ ve hücre gibi bitki kısımlarından yeni bir bitkinin elde edilmesidir. Bitki dokusu günümüzde bilim adamları ve botanist, bitki hücre Bitki doku kültürü: Bitki doku kültürü, yapay bir besin ortamında bir bitkinin doku, organ ve hücre gibi bitki kısımlarından yeni bir bitkinin elde edilmesidir. Bitki dokusu günümüzde bilim adamları ve botanist, bitki hücrelerinin bir kültürde kökler ve filizler oluşturması sonucunda yeni bir bitkinin ortaya konulduğunu ispatlamışlardır. Ticari anlamda ilk defa kullanan orkide endüstrisi olmuştur. 1930'lar mikroçoğaltım teknikleri yavaş yavaş uygulanmaya başlanmıştır. Günümüzde sera teknolojisi ile beraber daha kaliteli ürünler ortaya çıkmıştır. Bugün genel olarak süs bitkileri ve ormancılık alanında faaliyet gösteren mikroçoğaltım teknikleri yüksek pazar değeri olan ürünler için uygulanmaktadır. Günümüzde mikroçoğaltım ile bitki doku kültürü, kaliteli, sağlıklı ve virüsten arınmış bitkilerin üretimiyle geleceğin tarımsal üretim için önemli bir yer teşkil eder.

Bitki doku kültürü ile üretim nasıl olur

Günümüzde nüfusun artmasıyla birlikte tarımsal ürünler ihtiyaç oldukça fazladır. Bunun sonucunda ise tarımsal üretimde yenilikler ortaya çıkmıştır. Son yıllarda tarımsal biyoteknolojideki gelişmeler verimi oldukça yüksek ve kaliteli Ürünler ortaya çıkarmıştır. Mikroçoğaltım, meyve fidanı üretiminde anaç olarak kullanılan bitkilerin bu sistemle yeniden üretilmeye başlanması ve yeni çeşitlerin ortaya çıkması ile  kaliteli, verimli bitkiler hayatımızda yer almıştır.

Bitki doku kültüründe kullanılan mikroçoğaltım aşamaları nelerdir

Eksplant seçimi ve asitlik kültürün oluşturması: Expand, bitkiden alınan doku parçasıdır. Bitkiden alınan ekstraktlar bakteri ve fangus gibi kontaminantlar ile birleşik haldedir. Birinci aşamada dış ortamdaki bitkilerden aldığımız bu parçalarını sterilizasyonu geçirilerek temizlenir ve aseptik kültürler oluşur. Bunlara başlangıç kültürlerde denir.

Sürgün çoğaltılması: Başlangıç kültürleri oluşmasını sağlayan bu parçaları, bu aşamada uygun ortamlar içerisinde çoklu sürgünlerini oluşturulması sağlanarak başlangıç kültürün kullanılması sağlanmış olur. Sürgün çoğaltılmasında çoğalan bitki explain özelliğine göre değişmekle birlikte bu değişim işlemi 3-4 hafta kadar sürer.

Sürgünlerin uzaması: Sürgünlerin yeni baştan gelişmesi için uygun ortamların oluşması gerekir. Bu aşama bitki ve doku parçasına göre değişmekle birlikte 2-3 hafta sürer.

Köklendirme: Yeterli uzamayı sağlanan bitkiler, birbirlerinden ayrılarak köklendirme işlemi yapılır ve tam bir bitki haline getirilir.

Aklimizasyon: Tam bir bitki haline gelen expand toprağa ekilir ve yeni bireyin gerçek yapısına konuşmasının ardından yaşam koşullarını oluşması sağlanır. Buraya kadar tüm aşamalarda laboratuvar ortamında meydana gelmektedir. Bu aşamada ise bitkilerin büyümesi için en iyi ortam ayarlanmalıdır. Bitkilerin dış koşullara alışması yaklaşık olarak 30-45 gün arasında değişir. Bu aşama, aklimizasyon seralarında gerçekleşir. Bitki Doku kültürü ile çoğaltma anaç ve fidanları avantajları ve dezavantajları vardır. Dezavantajlarını en aza indirmek için labaratuvar aşamasında doğal ortama zarar verecek sistemin kullanılmamasıdır.

]]>
Bazofil https://www.hucreler.gen.tr/bazofil.html Thu, 20 Sep 2018 20:50:34 +0000 Bazofil, vücudumuz için zararlı olabilecek yabancı maddelere karşı bağışıklık sistemimizde görev alabilir. Akyuvarlar yani beyaz kan hücreleri, bağışıklık sistemimizin elemanlarıdır diyebiliriz. Bazofil kısaca (BAS) bir t Bazofil, vücudumuz için zararlı olabilecek yabancı maddelere karşı bağışıklık sistemimizde görev alabilir. Akyuvarlar yani beyaz kan hücreleri, bağışıklık sistemimizin elemanlarıdır diyebiliriz. Bazofil kısaca (BAS) bir tür beyaz kan hücresidir.

Bazofil (BAS) nedir, Bazofillerin özellikleri nelerdir
  • Alerjik reaksiyonların gerçekleşmesini sağlayan vücut elemanlarından biridir diyebiliriz.
  • Tanınmadık yani yabancı bir cisim veya canlı ile karşılaşıldığında yaklaşık bölge de iltihap toplanmasını sağlarlar. İltihapsa vücudun zararlı maddeden kurtulmak için yapacağı ilk hamledir.
  • Kanın dokulara daha hızlı akmasını sağlayan histamin denilen bir bileşeni içerirler.
  • Parazitler ve virüslerle mücadele ederler.
  • Kemik iliğinde üretilirler.
Bazofil değerleri
  • Bazofiller tüm akyuvarların 0,4% - 1% 'ini oluştururlar. Yani en az sayıdaki akyuvar türüdür diyebiliriz.
  • Tam sayıları bir mikrolitrede 200 hücreden az diyebiliriz. Yani (200 hücre/mcL) olarak gösterebiliriz.
  • Bir mikrolitrede 2000 üzerinde bazofil bulunması ciddi bir sorunun göstergesi olabilir diyebiliriz. 
Bu değerler farklı laboratuvarlarda bir miktar oynayabilir elbette. Farklı laboratuvarlarda farklı ölçüm birimleri kullanılıyor olabilir bu yüzden de farklılık gösterebilir.

Bazofil (BAS) yüksekliği ne anlama gelir, Bazofil yüksekliği genellikle alerjen yani alerjik bir maddeye temas ettiğimizde dokunduğumuzda veya vücutta iltihaplı bir hastalığın var olduğunun anlamına gelebilir. Bazen de kanser gibi ciddi hastalıklar ve bağışıklık sistemi sorunları da bazofil yüksekliğine neden olabilmektedir.

Bazofil (BAS) düşüklüğü ne anlama gelir, Sağlıklı bir vücutta bazofil sayısının düşük olması beklenir o yüzden bu değer ne kadar düşükse o kişi o kadar sağlıklıdır. Bazofil düşüklüğü doktorlar tarafından çoğu zaman herhangi bir hastalık belirtisi olarak da ele alınmaz. Ancak aşağıdaki durumlar bir hastalık belirtisi olarak gösterilebilir.
  • Bazofil hücre sayısının bir mikrolitrede 20'den daha az olması da hastalık belirtisi olabilir.
  • İltihap veya alerji gibi nedenlerle yüksek seyretmesi gereken bazofil sayısının düşük seyretmesi de hastalık belirtisi olabilir.
]]>
Dna Nerede Bulunur https://www.hucreler.gen.tr/dna-nerede-bulunur.html Fri, 21 Sep 2018 17:35:30 +0000 Dna nerede bulunur, dioksi ribo nükleik asit isimli bir tür molekül grubununsa kısaltılmış bir isimidir. Dna'nın çift zincirli ip merdivene benzer çift zincirli olan yapıdaki dna zinciri oldukça uzun bir tür zincirdir. Bu zincirse Dna nerede bulunur, dioksi ribo nükleik asit isimli bir tür molekül grubununsa kısaltılmış bir isimidir. Dna'nın çift zincirli ip merdivene benzer çift zincirli olan yapıdaki dna zinciri oldukça uzun bir tür zincirdir. Bu zincirse hücre içerisindeki özel enzimler yada proteinler aracılığıyla paketlenmektedir. Nasıl uzun bir ipi makaraya düzenli bir şekilde sarıyorsanız hücrede buna benzer bir mekanizmayla dna yı paketleyerek çekirdeğin içerisine yerleştirilmektedir. Dna her hücredeyse bulunmaktadır. Örneğin böbreklerinizin hücrelerindeyse karaciğerinizin hücrelerinde kemik hücrelerinizde kısacası vücudunuzdaki her hücredeyse dna molekülü mevcuttur. Dna'nın başlıca rolü bilginin uzun süreli olarak saklanmasıdır. Protein veya dna gibi hücrelerin diğer birleşenlerinin inşası için gerekli olan bilgileri içermesi için dna bir kalıp, şablon ve reçeteye benzetilmektedir. Bu tür genetik bilgileri içeren dna parçalarıysa gen olarak adlandırılmaktadır. Ama başka bir dna dizilerinin yapısal işlevleride vardır. Diğerleriyse bu tür genetik olan bilginin ne şekilde kullanılacağının düzenlemesine yaramaktadır. Kimyasal olarak dna nükleotit olarak adlandırılan basit birimlerden oluşan iki uzun bir polimerden oluşmaktadır.  Bu tür polimlerin omurgaları ester bağları ile birbirine bağlanmış şeker veya fosfat gruplarından meydana gelmektedir. Bu iki iplik birbirlerine ters yönde uzanmaktadır. Dna'nın omurgası boyuncaysa bu bazların oluşturduğu dizi, genetik olan bilgiyi kodlamaktadır. Protein sentezi sırasındaysa bu bilgi genetik kod aracılığıyla okununca proteinlerin amino asit dizisini belirtmektedir. Bu tür sıkışık yapılarsa dna ile diğer proteinler arasında etkileşimleri düzenleyerek dna'nın hangi kısımlarının okunacağı kontrol edilmelidir.]]> Vasküler https://www.hucreler.gen.tr/vaskuler.html Fri, 21 Sep 2018 22:32:09 +0000 Vasküler, günümüzde çok sık karşılaşılan damar hastalıklarından biridir. İnsanlarda görülen bu rahatsızlık, çok ciddi sonuçlara neden olabilen bir hastalık olduğu için kesinlikle zamanında kontrol altına alınması gere Vasküler, günümüzde çok sık karşılaşılan damar hastalıklarından biridir. İnsanlarda görülen bu rahatsızlık, çok ciddi sonuçlara neden olabilen bir hastalık olduğu için kesinlikle zamanında kontrol altına alınması gerekmektedir. Daha açık bir adıyla "Vasküler malformasyon" olarak bilinen bu rahatsızlık insan vücudunun bazı bölgelerinde meydana gelen ve daha çok hem erkeklerde hem de kadınlarda doğum sırasında oluşarak sonraki yaşlarda etkilerini ortaya çıkaran damar hastalığıdır. Bu damar hastalığı, beraberinde birçok fiziksel belirtiyi ortaya çıkararak kişiye kendisini rahat bir şekilde gösterir. Bu nedenle hastalığın teşhisi de biraz daha kolaydır. Bu hastalığın erkenden teşhis edilmesi çok önemlidir. Bu nedenle meydana gelen en ufak belirtilerin bile ele alınması gerekir. Vasküler rahatsızlığında diğer ciddi hastalıklara göre en büyük avantaj tedavisinin mümkün olmasıdır. Birçok kişi bu rahatsızlığın tedavisinin olmadığını söylese bile aslında vasküler rahatsızlığında gerekli olan önlemler alındığı zaman tedavi son derece olumlu sonuçlanır. Bu rahatsızlık, vücudun hemen her yerinde görülebilen bir durumdur. 

Vasküler genel bilgiler:
  • Vasküler problemi, genellikle doğumda var olur ve ilk zamanlarda kendisini gizler. Fakat kişi ergenlik yaşlarından sonra bu rahatsızlığın etkilerinden etkilenmeye başlar. Bu durum her geçen yıl biraz daha artacağı için tedaviye ihtiyaç duyurur.
  • Vasküler kelimesinin anlamı, damarsal yapıdır. Hastalığın tam adı olan vasküler malformasyon kelimesinin anlamı ise damarsal yapının anormal oluşumudur. Bu nedenle hastalığın adındaki anlama bakıldığında hastalığın ne olduğu da tahmin edilebilmektedir. 
  • Vasküler rahatsızlığına eskiden hemanjiyom adı verilmekteydi. Günümüzde ise direk olarak orijinal adıyla bu rahatsızlık bilinmektedir. Fakat bazı doktorlar hastaların anlayabilmeleri için bu hastalığa "damar yumağı" diye isimlendirme yapmaktadır.

Vasküler belirtileri nelerdir

Ağrı: En sık karşılaşılan belirtilerden biridir. Ağrılar gün geçtikçe artış gösterecektir. 

Uzuvların kullanılamaması: Daha çok hastalığın ilerlemesi durumunda ortaya çıkar ve insanlarda rahatsızlıklara neden olur.

Morartılar: Meydana gelen bu belirti daha çok estetik sorunlara neden olur. Bu durum bazen de insanlarda psikolojik sorunlara neden olur.

Sinirler üzerindeki baskı: Ağrıların artmasında olduğu gibi insanlarda meydana gelen bu durum ayakkabı ve diğer birçok eşyayı kullanamama durumlarına neden olur. 

Vasküler tanı ve tedavi: 

Vasküler hastalığından etkilenen hastaların tanılarının konulması için daha önceden de belirttiğimiz gibi dıştan muayene yeterlidir. Fakat bazı hastaların rahatsızlıklarının ilerlemiş olması ve diğer dokulara zarar vermiş olması ihtimali nedeniyle radyolojik görüntülere de ihtiyaç duyulur. Kimi zaman bilgisayarlı tomografi, kimi zamanda ultrason yöntemleriyle tanı konulur. Rahatsızlığın tedavisinde ise farklı yöntemler kullanılır. Bunlardan biri ameliyattır. Ameliyat en net tedavi yöntemidir. Bunun yanında yapılan bir diğer tedavi yöntemi de skleroterapi uygulamalarıdır. Yani bu tedavi ile deriye iğne ile girilerek tedavinin gerçekleştirilmesidir. Son tedavi yöntemi ise baskılı bandaj, ağrı giderici ilaçlar ve destek tedavilerdir. 
]]>
Canlıların Kromozom Sayıları https://www.hucreler.gen.tr/canlilarin-kromozom-sayilari.html Sat, 22 Sep 2018 10:06:51 +0000 Canlılarda kromozom sayısı, Hayatta bulunan her canlının bir birinden ayıran farlı genetikleri vardır. Bilim bu genetikleri kromozom olarak belirler.Kromozom, DNA nın histon proteinlerinin çevreleme siyle oluşturduğu toplul Canlılarda kromozom sayısı, Hayatta bulunan her canlının bir birinden ayıran farlı genetikleri vardır. Bilim bu genetikleri kromozom olarak belirler.Kromozom, DNA nın histon proteinlerinin çevreleme siyle oluşturduğu topluluk canlıların kalıtsal ve genetik özelliklerinin aktarılmasını sağlayan bileşiktir. Gerek bitkilerin gerekse hayvanların farklı kromozom sayıları vardır.  Bu yüzden oluşumlarında 2n kromozom vardır. Bu kromozom sayıları birbirinden farklı olurken aynı zamanda bir başka canlıyla da aynı kromozom sayısını taşıya bilir. Mesela bir insanın kromozom sayısı 46 dır. Fakat bir yaban tavşanının da kromozom sayısı 46 dır. Bu kromozom sayılarını eşeyli üreyen canlılarda, yarısı anneden yarısı da babadan gelen kromozom olarak gösterilir. Bu yüzden kromozom sayıları her zaman çift sayılı olmak zorunda dır. Fakat yine de kromozom sayısı canlının gelişmişlik düzeyini göstermez. Canlılarda kromozom sayısını size göstermek için hazırladığım bir listeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Canlılara Kromozom Sayıları:
  • At: 64
  • Mısır: 20
  • Köpek: 78
  • Patates: 48
  • Domuz: 38
  • Moli Balığı: 46
  • İnsan: 46
  • Kurt bağrı bitkisi: 46
  • At kuyruğu: 216
  • Maymun: 42
  • Buğday: 42
  • Kurbağa: 26 
  • Bezelye: 14
Listeye baktığımızda size anlattığım gibi bir birleriyle aynı kromozom sayısında olan fakat aslında birbirleriyle alakasız olan bir çok canlı türünü görüyoruz. Bunu gibi çift kromozom sayılı canlı türlerinin yanında tek kromozom sayılı canlı türlerin de mevcuttur örneğim.
  • Solucan: 2
  • Sirke sineği: 8
  • Sivri sinek: 6
Gibi  bazı canlı türlerinde tek sayılı kromozom bulunur.
]]>
Sentriyol https://www.hucreler.gen.tr/sentriyol.html Sat, 22 Sep 2018 11:11:34 +0000 Sentriyol genel olarak bir hücre içerisinde bulunan organeldir. İnsan hücresinde bulunmayan bu organel direk olarak bitki hücreleri içerisinde yer almaktadır. Hücre içerisinde farklı yapısıyla ve aynı zamanda yapmış olduğu gör Sentriyol genel olarak bir hücre içerisinde bulunan organeldir. İnsan hücresinde bulunmayan bu organel direk olarak bitki hücreleri içerisinde yer almaktadır. Hücre içerisinde farklı yapısıyla ve aynı zamanda yapmış olduğu görevler önemli roller almaktadır. Sentriyol, her ne kadar küçük bir organel olsa bile aslında son derece önemlidir. Çünkü sentriyol organelinin görev yapmaması durumunda hücrenin yaşaması mümkün olmamaktadır. Ökaryotik hücrelerin birçoğunda bulunan bu organel bazı ökaryot hücrelerde bulunmamaktadır. Özellikle damarlı bitkilerin hücrelerinde sentriyoller bulunmaktadır. Bunun yanı sıra nöron hücrelerinde, yumurta hücrelerinde ve çizgili kas hücrelerinde sentriyol organeli bulunmaktadır. Bu organel özellikle mikroskoplarla incelenebilmektedir. Bunun için tabi ki profesyonellik gerekmektedir. 

Sentriyol yapısı,

Sentriyol organelinin yapısı bazı organellerle benzerlik göstermektedir. Bu organel oldukça küçüktür. Direk olarak silindirik bir yapısı bulunmaktadır. Bu organelin uzunluğu genişliğinin iki katıdır. Bu şekilde doğru orantılı olarak hücreyle birlikte büyüme gösterir. Sentriyolün her bir duvar kısmı genellikle üçlü gruptan oluşmaktadır. Toplam olarak dokuz adet miktotübülden oluşum gösterir. Bitki hücrelerinin yanı sıra hayvan hücrelerinde de bir çifti sentrozomlar içerisinde bulunmaktadır. Sentriyoller genellikle sentrozomlar içerisinde merkez bölgesinde bulunmaktadır. Sentriyoller sentrozomlar içerisinde birbirine dik olarak şekilde konumlanmıştır. Bu konumlanma etrafında matrikslerle çevrilmiştir. Sentriyol çiftleri sentrozom adını almaktadır. 

Sentriyol ne gibi görevler yapmaktadır,

Bu organel direk olarak hücre bölünmesi üzerinde görev yapmaktadır. Son derece önemli görevler yapan bu organel sayesinde ciddi olarak hücre bölünmeleri meydana gelir. Organelin görevini yapmaması nedeniyle direk olarak hücre bölünmesi gerçekleşmez ve bu durum canlının yaşamına olumsuz etkiler yapar. Bunun haricinde ciddi olarak yapmış olduğu bir görev bulunmamaktadır. Fakat hücre bölünmesi üzerinde yapmış olduğu görev bunun için yeterli olmaktadır. 
Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre sentriyol organeli, çiftler halinde yayılarak hücrenin her iki kutbuna gitmektedir. Bu sentriyoller asterler yardımıyla direk olarak kromozomların yakalanarak kutuplara çekilmesini sağlamaktadır. Sentriyollerin yapmış olduğu bu görev son zamanlarda ortaya çıkarılmıştır ve bazı araştırmalar henüz devam etmektedir. 
]]>
Dna Testi Nasıl Yapılır https://www.hucreler.gen.tr/dna-testi-nasil-yapilir.html Sat, 22 Sep 2018 19:22:02 +0000 DNA testi nasıl yapılır sorusuna verilebilecek en popüler cevaplar adli tıp merkezlerindedir. Bugünlerde DNA testini en çok çocuğun gayri meşru olmasından şüphe duyan kişiler ve emniyet mensupları tarafından bir soruşturma çe DNA testi nasıl yapılır sorusuna verilebilecek en popüler cevaplar adli tıp merkezlerindedir. Bugünlerde DNA testini en çok çocuğun gayri meşru olmasından şüphe duyan kişiler ve emniyet mensupları tarafından bir soruşturma çerçevesinde yapılıyor. DNA testi yaptırmak için öncelikle kişinin bazı özelliklerini bilmek gerekir. Bunun için bazı kişisel verilerden yararlanılır.

DNA testi yapılırken yararlanılan veriler: 

DNA testi sonucu her zaman kişinin anne ve babası hakkında kesin bilgiler içerir. Bu yüzden genellikle karşılaştırma için DNA'dan yararlanılır. Eğer karşılaştırma annelik- babalık durumu için yapılacaksa her 2 gruptan ayrı ayrı DNA analizi yapılır. Çünkü DNA sarmalı anne ve babadan eşit olarak alınan kromozomdan oluşur. Emniyet için eğer suç mahallinde delil bulunmuş ise şüpheli şahıstan swab istenir. Swab için ucu pamuklu bir çubuk kullanılarak ağız içindeki salgı alınır ve kapalı bir kutu içine konulur. DNA için yararlanılması muhtemel ve mümkün diğer veriler ise kan, saç veya kıl tanesi, deri parçaları ve pulları, sperm ve kadınsı cinsel sıvılar, kemik ve idrar olarak sıralanabilir. 

DNA testi sonuç değerlendirme süreci: 

DNA testi sonucu emniyet soruşturmaları için yapıldığında aynı iş günü içinde verilebilir. Kişisel başvurularda ise bu süre hastaneden hastaneye farklılık gösterir. Ortalama olarak en ideal sonuç çıkma süresi 3 iş günüdür. Sonuç ya yüzde 99.99 olarak pozitif olur; ya da yüzde sıfır ile negatif olur. Sonuç hiç bir zaman bu iki yüzdenin dışında çıkmaz. Yüzde 99.99 kesin eşleşme anlamına gelir. Geriye kalan yüzde 100'e tamamlanmamasının nedeni olası hatalar ve sapma paylarıdır. Verilerde uzun süre, verilerin başka verilerle karışması, ikiz veya daha çok aynı yumurta kardeşlikleri, kir, aşırı sı ve soğuk hava DNA testi sonuçlarında hataya neden olabilir. 
]]>
Neoplazm Nedir https://www.hucreler.gen.tr/neoplazm-nedir.html Sun, 23 Sep 2018 01:28:40 +0000 Neoplazm nedir, herhangi bir hücrenin veya hücre gruplarının, organizmanın kontrol mekanizmalarının tesiri altında çıkıp anormal ve hızlı çoğalma ile ortaya çıkıp, hızlı ve anormal bir şekilde çoğalma gösteren kitleler Neoplazm nedir, herhangi bir hücrenin veya hücre gruplarının, organizmanın kontrol mekanizmalarının tesiri altında çıkıp anormal ve hızlı çoğalma ile ortaya çıkıp, hızlı ve anormal bir şekilde çoğalma gösteren kitlelerin genel adıdır. Neoplazmin latincede, ''şişlik''  yani ur anlamına gelmektedir. Neoplazm, genel bir tabir olmakla beraber, tam bir sınıflandırması yapılmamıştır. Çeşitli boyutlardan yapılan sınıflandırmada çeşitli zorluklarla karşılaşılmıştır. Kötü huylu ve iyi huylu olarak sınıflanlandırıldıkça eski olmasına rağmen, anlaşılır ve pratik olması, bir çok değişik yönüyle ifade etmesinden dolayı hala kullanılır. Kötü huylu neoplazmlar genel olarak kanser olarak kullanılır. Neoplazmler, vücuttaki immunite adı verilen kontrol sistemine bağlı olmayan bir çoğalma ve gelişmesiyle ortaya çıkan büyüme ile oluşmaktadırlar. Organizmadaki normal olarak hücre çoğalması, belirli bir organ veya doku şekli meydana getirmeye kadar devam etmektedir. Neoplazmlerde hücre çoğalması, kontrol mekanizmasının dışına çıkmış ve sınırsız ve düzensiz bir vaziyet almıştır. Hücreler ihtiyaç dışında çoğalıp, mitoz hızlanmıştır. Bu hücreler belirli bir organ teşkil ettirmezler. Geliştirmiş oldukları dokunun fonksiyonlarını yerine getiremezler. Neoplazmlar, çok eski dönemlerden beri bilinmesi ile hücrenin mikroskopla 17. yy incelenmesi neoplazmlar arasında derine inilmesi, neoplazmların taklit ettiği dokuları, hücrelerden elde edilen ve hücrelerin başka yerde yapılandığı değişik hücrelerin yayıldığı gözlemlenmiştir. 

Neoplazmların genel özellikleri

İyi huylu neoplazmlar: Yavaş büyüyük çoğalma yavaştır. Yerleştikleri yer  veya doku nedeniyle erkenden belirtisi belli olur. Genel olarak bağ dokusunun üremiş kapsülleri mevcuttur. Fakat kötü iyi huylu neoplazlarının hepsi kapsüllü değildir. Örneğin rahim adalesinde görülen iyi huylu neoplazm huylu ur olan bir miyom, derilerden çıkan nevüs kapsülsüz neoplazmlardır. İyi huylu neoplazmlar, hücrelerin çoğalması durdurulup çoğalması yavaştır. Uzak bir alana dağılmazlar. Metastaz denilen yeni bir ur meydana getirmezler. Neoplazmlar, özelliklerini yıllarca sürdürebildikleri gibi, zaman içindede kötü huylu neoplazma dönüşme olasılığına sahiptirler. İyi huylu neoplazmların ne zaman kötü huylu neoplazmlara dönüşeceği veya dönmeyeceğini tahmin etmek kolay değildir. 

Kötü huylu neoplazmlar: Kötü huylu neoplazm urları da denilen kötü huylu neoplazmlar, hızlı çoğalıp hızlı büyürler. Etraflarında kapsüller mevcut değildir. Kötü huylu ur kötü huylu neoplazmlaşınca etrafındaki kapsül yırtılmaktadır. Büyümeleri hızlı olma hasebiyle etraflarındaki kan damarları beslenmesinde manasız kalırlar. Sık olarak kanamalar meydana gelmektedir. Doku için de birçok doku ölümleri meydana gelir. Ancak hücre kaybından çok daha fazla hücre çoğalması olduğundan hacimleri azalmaz. Kötü huylu hücreler tek başına veya gruplar halinde, lenf,kan ve vücudun tabi boşlukları ve komşuluk aracığıyla çoğalarak metastaz denilen yeni neoplazmler meydana getirmektedirler. Hücreleri tahrip ederek çoğalmaya devam etmektedirler.

]]>
Adenin Timin Guanin Sitozin https://www.hucreler.gen.tr/adenin-timin-guanin-sitozin.html Sun, 23 Sep 2018 13:00:33 +0000 Adenin Timin Guanin Sitozin, Genetik özellikler, hücrelerdeki çekirdeğin içinde var olan kromozomlarda taşınır. DNA ve özel proteinlerin birleşmesinden kromozomlar meydana gelir. DNA, hücrenin yöneticisidir. Beslenme, solunum, ür Adenin Timin Guanin Sitozin, Genetik özellikler, hücrelerdeki çekirdeğin içinde var olan kromozomlarda taşınır. DNA ve özel proteinlerin birleşmesinden kromozomlar meydana gelir. DNA, hücrenin yöneticisidir. Beslenme, solunum, üreme gibi faaliyetleri yönetir. DNA nın yapısında kalıtsal özelliklerimizi etkileyen genler bulunur. Kalıtsal bilgiler bu genler ile taşınır. DNA nın temel yapısı Nükleotitler  den oluşur. Bir Nükleotit yapısında, fosfat, şeker ve organik baz bulunur. Organik bazlar Adenin (A), Timin (T), Sitozin (C) guanin (G) isimleriyle adlandırılmıştır. Nükleotitler DNA da bir iplik oluşturacak şekilde bir araya gelirler. Bu dizilişte her zaman adenin karşısına timin, sitozinin karşısına guanin nükleotiti gelir. DNA da guanin nükleotit ile sitozin nükleotit arasında üç adet hidrojen bağı bulunur. Adenen nükleotit ile timin nükleotit  arasında ise iki adet hidrojen bağı vardır. Hidrojen bağları ile bağlanmış bu yapıya ikili sarmal adı verilmektedir. Dünya üzerindeki canlı türlerine baktığımızda her birinin farklı olduğunu görüyoruz. İnsanın, bir hayvanın yada bir domatesin hücrelerindeki yönetici molekül o hücrenin DNA'sı dır.

DNA eşlemesi: Hücreler bölünmeden önce, DNA molekülü miktarı iki kat çoğalır. DNA nın iki ipliği bir enzim yardımı ile birbirinden ayrılarak aralarındaki hidrojen bağları kopar. Sitoplazmada serbest halde bulunan nükleotitler, çekirdeğin içerisine girer DNA nın açılan kısmındaki nükleotitlerle eşleşir. Bu eşleşmede adenen nükleotitin karşısına timin nükleotit gelir. Sitozin nükleotitin karşısına da guanin nükleotiti gelir. Sonuç ise eşlemeden önceki DNA moleküllerinin aynısından bir DNA molekülü daha oluşur. DNA hücre bölünmesi sırasında kendini eşleyerek, yapısında bulunan bilgileri yeni oluşacak hücrelere geçmesini sağlar. Canlılarda DNA molekülü adenin, timin, sitozin, guanin bazlarından olmasına rağmen, nükleotitlerin sayısı ve farklı dizilişlerinden dolayı her canlıda farklılık olmaktadır. Kromozomlar DNA ları DNA lar da genetik özellikleri gösteren genler taşır. Genlerde nükleotidlerden meydana gelir.

Matasyon, DNA dizilişindeki değişiklikler farklı genetik yapıların ortaya çıkmasına sebep olur. Hücre bölünmesi sırasında kromozomların sayısında fazlalaşma veya azalma şeklinde değişiklik olabilir. DNA diziliminde ve kromozomlardaki sayısındaki bu değişiklikten kaynaklanan olaya matasyon denir. Matasyona, radyasyon, kimyasal maddeler, ilaçlar ve güneş ışığı sebep olabilmektedir.
]]>
Biyoteknoloji https://www.hucreler.gen.tr/biyoteknoloji.html Sun, 23 Sep 2018 18:39:21 +0000 Biyoteknoloji, genetik, fizyoloji, biyokimya, hücre ve doku biyolojisi ile makine, elektrik, bilgisayar mühendisliği gibi alanların ortak çalışmaları sonucunda sağlık, ziraat, gıda ve endüstriyel kullanıma yönelik ürünler Biyoteknoloji, genetik, fizyoloji, biyokimya, hücre ve doku biyolojisi ile makine, elektrik, bilgisayar mühendisliği gibi alanların ortak çalışmaları sonucunda sağlık, ziraat, gıda ve endüstriyel kullanıma yönelik ürünlerin geliştirilmesini amaçlayan çalışmaların tümüne verilen isimdir. DNA alanında yapılan çalışmalar ile bitkilerin genetik yapısının değiştirilmesi sonucu daha verimli ve dayanıklı bitkilerin elde edilmesinde biyoteknoloji önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle biyoteknoloji de ki son gelişmeler DNA ile anne ve babadan çocuğa aktarılan bazı kalıtsal hastalıkların önüne geçilmesine olanak sağlamaktadır.

Biyoteknolojinin Tarihi Gelişimi: Biyoteknoloji son yıllarda duyduğumuz bir terim olsa da aslında yüzyıllardır insanlığın kullandığı teknikler biyoteknolojinin temellerini oluşturmatadır. Bundan 4000 yıl önce antik Mısır döneminde oksijen bulunmayan ortamlarda mikrobiyolojik proseslerle, fermantasyon tekniği kullanılarak şarap üretilmesi biyoteknoloji tarihinin ne kadar eski olduğunu gözler önüne sermektedir. Ve yine antik Mısır döneminde fermantasyon tekniğinin kullanılmasıyla o günün şartlarında 50 çeşit ekmek üretilebilmesi şaşırtıcı bir durumdur. 19. yüzyılda mendel in mikroorganizmaları keşfetmesi sonucu biyoloji alanındaki gelişmeler biyoteknolojide yeni bir çağın başlamasına öncü oldu diyebiliriz. Lister, Pasteur, Koch tarafından mirobiyal prosesler ve fermantasyonun kapsamlı olarak araştırılması için enstütiler kuruldu. Günümüzde hala etkin olarak kullanılan biyoteknolojik yöntemlerden pastörizasyon yöntemi adından da anlaşılacağı gibi 1860 yılında Louis Pasteur tarafından keşvedildi. Henry Wallance benzer bitkilerin genlerini birleştirilerek daha fazla verim elde edilecek tohumları üretmesiyle ziraat alanında biyoteknolojinin öncüsü olmayı başardı diyebiliriz. James Watson ve Francis Crick bir canlının genetik kodlarını barındıran DNA sarmalını 1953 yılında keşfetmesi biyoteknolojinin ileride kalıtsal hastalıklara çözüm üretmesi için bilime ışık tutar niteliktedir. Günümüzde bilim adamları hala DNA sarmalının gizemini tam olarak çözememiştir. Fakat bu yönde olumlu gelişmeler, ileride bitkilerin kendini hastalıklara karşı koruyabilecek düzeye gelmesi ve hatta kol,bacak gibi kopan uzuvların yeniden oluşturulabilecek biyoteknolojik gelişmelerin olması beklentilerin arasında yer almaktadır.

Biyoteknoloji Kullanıldığı Bazı Alanlar ve Yararları 

Sağlık: Biyoteknoloji Sağlık alanında özellikle hastalıkların tanısında ve tedavisinde etkin olarak kullanılmaktadır. Bazı homonlar, proteinler, antikor ve vitaminlerin üretiminde biyoteknoloji oldukça önemli bir rol oynar. Yapay organ ve doku üretimi, şeker hastalığı, kalp hastalığı gibi kalıtsal hastalıkları taşıyan genlerin sağlıklı genler ile değiştirilerek yeni doğacak çocuklarda ortaya çıkmasının önlenmesi, biyoteknoloji sayesinde geliştirilen yöntemler arasındadır.

Ziraat: Ziraat alanında özellikle verimi arttırmak amacıyla yapılan çalışmalar oldukça başarılı olmuştur. Bitkilerin maruz kaldığı bakteri, virüs ve mantar gibi verimi düşüren canlılara karşı yapılan çalışmalar sonucu bitkilerin dayanıklılığının artması sağlanmıştır. Buğday, pamuk, ayçiçeği, domates gibi bitkilerin verimini arttırmak için biyoteknolojik melezleme yöntemleri kullanılarak yeni bitki çeşitleri de elde edilmektedir.

Hayvancılık: Hayvancılık alanında özellikle Ankara keçisi, Van Kedisi, Sivas kangal köpeği gibi ülkemize özgün hayvan ırklarının korunması ve üremelerinin kontrol altına alınması konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca hayvanların daha sağlıklı olmaları için üretilen aşılarda biyoteknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır.  

Gıda Üretimi: Gıda üretimi açısından biyoteknoloji denince pastörize yöntemi şüphesiz ilk akla gelen konudur. Pastörize besin maddelerinin hastalık yapan mikroorganizmalardan belli bi]]> Metastaz https://www.hucreler.gen.tr/metastaz.html Mon, 24 Sep 2018 01:47:24 +0000 Metastaz, genellikle tıp dilinde kullanılan bir kelime olup yayılma manasına gelmektedir. Yani bir organda hastalığa neden olan etkenin başka bir organa sıçramasıdır. Bu etken iyi huylu seyir izlemeyen kanser hücreleridir. Oluşan Metastaz, genellikle tıp dilinde kullanılan bir kelime olup yayılma manasına gelmektedir. Yani bir organda hastalığa neden olan etkenin başka bir organa sıçramasıdır. Bu etken iyi huylu seyir izlemeyen kanser hücreleridir. Oluşan tümör sadece bulunduğu organa zarar vermemektedir. Yakınındaki diğer organlara da zarar vermektedir. Onlarda diğer organlara zarar vererek zincirleme bir yayılma gerçeklemiş olur. Bu sürece metastaz denmektedir.

Metastaz nasıl başlar

Metastaz, dış etkenler yüzünden yada herhangi bir etken olmaksızın bulunduğu bölgeden dolaşım yada lenf sistemine geçiş yapmaktadır. Ayrılan kanser hücresi kendisin sağlıklı bir organ üzerinde konumlandırır ve gelişime devam eder. Tüm kanser hücrelerinin kendine özgü yayılma şekli bulunmaktadır. Mesela, oluşan kanser hücresi beyne sıçradığı zaman beyin kanseri olarak isimlendirilmez. Çünkü hücre akciğer kanser hücresidir.  Bunun adı meta statik akciğer kanseri olur. Kanser olan bir kişide ameliyat sonrası gözden kaçan bir hücre metastaz başlatabilmektedir. Birde kanser hücresi kendisine benzer bir doku üzerinde metastaz yapar. Örneğin, meme kanseri olan bir bayanda kemiklerde metastaz görülebilmektedir. Nedeni ise, iki dokunun da kalsiyum içeriğinin olmasıdır. Metastaz erken dönemde belirti vermemektedir. Mesela, kemiğe sıçramış kanser hücresi ilerleyen evrede şiddetli ağrılara neden olabilmektedir. Kanserler kabaca dört evreye ayrılmaktadır. Uzak bir bölgeye metastaz yapan kanser hastalığı, evre dört diye tanımlanır. Bu da hastadaki kür şansını büyük oranda düşürmektedir. 

Organlara göre metastaz çeşitleri
  • Karaciğer metastazı: Kanser ilk başta birkaç hücreden başlayarak artış göstermektedir. Tümör daha sonra gitgide kendi damar yapısını oluşturmaya başlar. Rahat bir şekilde hastanın damar duvarını geçip, kan kanalına ve uzak dokulara ulaşabiliyor. Karaciğer de kanlanması çok fazla bir bölge olduğundan tedavi için kritik bir yeri bulunuyor. Meme, yemek borusu, kalın barsak, akciğer, pankreas ve mide kanserleri, karaciğer üzerinde metastaz yapan hücrelerin başında gelmektedir. Karaciğer metastazının belirtilerinde iştahsızlık, ateş, bulantı, sarılık ve bazı ağrılar olmaktadır. Bu belirtilere terleme ve kilo kaybı eşlik edebilmektedir. Bütün karaciğere yayılmış ise fonksiyonlar bozulmaya başlar.
  • Beyin metastazı: Bu metastaz en çok meme, böbrek, akciğer ve kalın bağırsak kanserleri ile meydana gelir. Ayrıca beyinde metastazın ortalam %60’ı akciğer kanseri tarafından olmaktadır. Beyin metastazın da hasta da şiddetli baş ağrısı, denge sorunu ve halsizlik belirtileri görülmektedir.
  • Kemik metastazı: Hemen hemen bütün kanserli hücreler belli bir zaman sonra kemiğe yerleşerek kendi türünde kanserli hücreler sağlamasına kemik metastazı denir. Metastazı yapan hücrenin türüne göre kemikte litik, skleroktik yada mikst değişiklikler meydana gelebilir. Bu süreçte kemik direnci çok zayıflar ve kırılmalar görülebilir. Bu şekilde ilerleme gösteren kemik metastazları etrafında bulunan sinir ve damarlara baskılar. Bu nedenlerden dolayı kemik metastazların da felç riski vardır.
]]>
Doku https://www.hucreler.gen.tr/doku.html Mon, 24 Sep 2018 20:45:11 +0000 Doku, Yapı bakımından ortak özellikler taşıyan hücreler birleşerek dokuları oluşturur. Belirli bir işi görmek üzere farklılaşmış bir yada birçok hücrenin bir araya gelerek bağlanmasından oluşan topluluğa doku Doku, Yapı bakımından ortak özellikler taşıyan hücreler birleşerek dokuları oluşturur. Belirli bir işi görmek üzere farklılaşmış bir yada birçok hücrenin bir araya gelerek bağlanmasından oluşan topluluğa doku denir. Bu dokular aynı görevlerde yer alarak insan, hayvan ve bitki organlarını meydana getirirler. Kısaca şöyle anlatılabilir, hücreler birleşerek dokuları, dokular birleşip organları ve organlar bir araya gelerek sistemleri oluşturmaktadır. Doku oluşumu çok hücreli canlılarda, bitki ve hayvan oluşumuna göre daha farklı şekillerde olmaktadır. Örneğin kan hücrelerinin bir araya gelmesi kan dokuyu, Kemik hücrelerinin bir araya gelmesi ile de kemik dokusu oluşur. Aynı şekilde sir hücrelerinin de oluşturduğu topluluk da sinir dokusu olarak adlandırılır. Vücudun dışını örten deriyi, iç organların dışını ve içini döşeyen zarları ve salgı çıkaran bezlerinin oluşturan epitel dokudur. Organları ve vücudu örten epitel dokuya örtü epiteli, salgı çıkaranada bez epiteli denir. Epitel doku hücrelerin bulunduğu yere göre yassı, silindir, prizma, kübik biçiminde olur. Tek katlı yada çok katlı şekilde dizilirler. Tek katlı epitel, bağırsak, mide  soluk borusu, yürek ve damarlar gibi organların iç yüzeylerin döşeyen ince zarlarda bulunur. Sürekli salgı çıkaran ve epitel içinde dağınık bulunan hücrelerede bez hücresi denir. Bitki ve hayvanlarda ise birbirinden oldukça farklı dokular gelişmiştir. Bitkilerde bitkinin enine yada boyuna gelişmesini sağlayan doku, koruyucu doku, Mantar doku, temel doku, destek doku ve salgı doku bulunur. 

Hayvanlarda  iç dış örtüyü sağlayan dokular,
  • Epitel doku, 
  • Yağ doku, 
  • Katılgan doku, 
  • Kemik doku, 
  • Kıkırdak dokusu  
  • Kas dokusu, 
  • Sinir dokusu 
  • Destek doku gurubu bulunur.
İnsanlarda bulunan doku çeşitleri,
  • Bağ dokusu, vücuttaki bütün dokuları birbirine bağlayarak organ durumuna gelmelerini sağlayan, epitel gibi zayıf dokulara destek olan, organlar arasındaki boşlukları doldurup onlara esneklik veren, koruyucu ve bağlayıcı dokuya bağ dokusu denir. Doku kaynatıldığında ortaya jelatin maddesi çıkar. Bu lifler esnek ve dayanıklı bir yapıya sahiptir. 
  • Kemik dokusu, Kireçli sert bir ara maddesine sahiptir. Bu madde içinde biçimlerine uygun şekilde uygun boşluklara yerleşmiş canlı kemik hücrelerinden oluşan dokudur. Görevi ise vücudun iç iskeletini yapmaktır. 
  • Kıkırdak doku, Bulunduğu bölgeye sertlik ve esneklik veren yuvarlak kıkırdak hücreleri ile kondrin ara maddesinden oluşur. Yavru anne karnındayken kemiklerinin çoğu kıkırdak şeklindedir. Doğuncaya kadar ve doğduktan sonra bu kıkırdak doku kemikleşir. Uzun kemiklerin başla gövdesi arasındaki bir bölgede kalan kıkırdak doku 25 yaşına kadar uzamaya devam eder. Yetişkin insanlarda da vücudun farklı bölgelerinde kıkırdak doku bulunur. 
  • Kas dokusu, Esneme ve kasılma yeteneği bulunan iğ biçiminde, kas hücrelerinin bir araya gelip oluşturduğu  bağ dokusuyla bağlanmasından oluşan dokudur. Gövdedeki etlerin tümü, mide, bağırsak, yürek, diyafram, damarlar gibi organlarda da kas dokusu vardır. 
  • Kan dokusu, Ara maddesi kan hücreleri ve plazmadan oluşur. 
  • Sinir dokusu, Nöron ismi verilen sinir hücreleriyle nöroglia adlı bir ara maddesinden oluşur. Sinir dokusunun görevi ise etkileri beyine taşımak ve beyinin tepkisini organlara taşımaktır. Her nöronda sitoplazma ve çekirdeğin bulunduğu bir hücre gövdesi ve biri kısa biri uzun uzantıları vardır.
  • Diğer dokular, Özek doku, dokuları birbirine bağlayan besin maddelerini depolayan doku. Koruyucu dokular, iletken dokular, destek dokular, salgı dokuları gibi. 
]]>
Doku Kültürü https://www.hucreler.gen.tr/doku-kulturu.html Tue, 25 Sep 2018 04:29:54 +0000 Doku kültürü; tanım olarak bir canlının ya da hücrenin bu yapının dışında bir alanda yani uygun besin ortamında yetiştirilmesi demektir. Doku kültürü bir çeşit üretim yöntemidir. Zaman zaman hücre kültürü ile bir Doku kültürü; tanım olarak bir canlının ya da hücrenin bu yapının dışında bir alanda yani uygun besin ortamında yetiştirilmesi demektir. Doku kültürü bir çeşit üretim yöntemidir. Zaman zaman hücre kültürü ile bir arada kullanılmaktadır. Doku kültürü ikiye ayrılır. Bunlardan birincisi hayvan doku kültürü iken, diğeri ise bitki doku kültürüdür. Doku kültürü ile ilgili yapılan çalışmaların yoğunluk kazandığı son yıllarda iki doku kültürü türünün de birbiriyle etkileşim içerisinde çalıştığı görülmektedir. Dünyada doku kültürü ile ilgili çalışmalar yüzyıllar öncesine kadar gitmekte iken ülkemizde doku hücresi ile ilgili çalışmaların geçmişi 30-35 yıl öncesine dayanmaktadır. 

En yaygın olarak kullanılan bitki doku kültürü ile üretim gerçekleştirilebilmesi için uygun ortam ve koşulların oluşturulması çok önemelidir. Bir çeşit laboratuvar ortamı gibi bu ortamların temiz ve steril bir duruma getirilmesi gerekmektedir. Bu laboratuvar ortamlarının sağlanması işlemi 3 aşamalı olarak yerine getirilir. Bunlar sırasıyla steril ve temiz ortamın sağlanması için oluşturulan hazırlık odası, kültür hazırlama odası olarak da anılan kesim odaları, bitki üretimi için gerekli ısı v.s ortamın hazırlanması amacıyla oluşturulan iklim odasıdır. Böylece laboratuvar ortamında çoğaltılarak hızlı bir şekilde üretim gerçekleşmektedir. Doku kültürü sayesinde üretim hızına bağlı olarak üretilen miktarda arttığından bu ürünler piyasada daha uygun fiyatlarla talebe sunulmaktadır.  

Doku kültürü ile yapılan üretimin faydaları nelerdir
  • Bu üretim tekniği sayesinde bitkilerin ıslahı gerçekleştirilmiş olur. 
  • Çeşitli sanayi alanlarında örneğin kimya ya da eczacılık dallarında da üretim yapılmaya başlanır. 
  • Üretilen ürün çeşitliliği artış göstermektedir.
  • Üretim alanlarında hijyen sağlanarak bakteriden uzak ortamlarda üretimin gerçekleştirilmesi sağlanmış olur.
Doku kültürünün temelleri nelerdir
  • Üretim için uygun laboratuvar düzeneklerinin sağlanması ilk aşamadır.
  • Üretimde kullanılacak bitki parçası ile besin ortamının seçilmesi, hijyenin sağlanması ve hazırlanması işlemi yapılır.
  • Hücre ve kallus süspansiyonu ayarlanır.
  • Oluşan sürüngenlerin zamanla çoğaltılması, ebatlarının büyütülmesi ve olgunlaştırılması işleminin gerçekleştirilmesi aşamalarına geçilir. 
  • Ebatları büyüyen sürüngenlerin kökleştirilmesi, 
  • Doku kültürünün son işlemi ise köklenen bu bitkilerin dış ortama alışmasının sağlanması işlemidir.
Doku kültürü ile üretilen bitkilerin başında adı üzerinde kültür mantarı, orkide, çilek gibi bitkiler gelmektedir. 
]]>
Fibrozis https://www.hucreler.gen.tr/fibrozis.html Tue, 25 Sep 2018 05:14:28 +0000 Fibrozis genetik geçişli bir hastalıktır. Doğum itibariyle birçok doku ve organı etkileyen bir bozukluktur. Asıl etkilenen organlar ise dış salgı bezlerinin bulunduğu organlardır. Normalde dış salgı bezlerinin salgı

Fibrozis genetik geçişli bir hastalıktır. Doğum itibariyle birçok doku ve organı etkileyen bir bozukluktur. Asıl etkilenen organlar ise dış salgı bezlerinin bulunduğu organlardır. Normalde dış salgı bezlerinin salgıları ince ve akışkanımsıdır. Ancak fibrozis hastalarında ise bu dış salgı bezlerinden salgılarının kıvamı artar, akışkanlığı ve saflığı kaybolur. Bu nedenle fibrozis hastalarında balgam çıkarılması zorlaşır. Küçük ava yolları tıkanır ve akciğer ile alakalı hastalıklar ortaya çıkmaya başlar. Öksürük, hırıltılı nefes bronşit, zatürre gibi hastalıklar meydana gelir. Fibrozis nedeni ile bu salgıların salınamaz ve kanallarda tıkanıklık oluşur. Bolca, kötü görünüşü olan, yağlı ve kötü kokulu dışkılama olur. Karın şişkinliği ve gaz meydana gelir. Hasta tedavi edilmediği sürece, yeteri kiloya ulaşamaz ve büyüme sıkıntısı yaşar.

Ayrıca hastaların ter bezindeki bozukluklar sebebi ile, terleri normalde olması gerekenden çok daha tuzlu olmaktadır. Bu sebeple kaybedilen tuzlar, sıcak havada susuzluğa neden olmaktadır. Bunun gibi durumlarda sıvı ve tuzlu besinlerin sıklıkla tüketilmesi gerekmektedir.

Fibrozis Neden Ortaya Çıkar

Fibrozis hastalığı genetik geçişe sahip olan bir hastalık olduğundan dolayı, hem babanın hem de annenin, her ikisinin birden hastalık genini taşıması çocukta fibrozis hastalığına neden olmaktadır. Anne genellikle fibrozis belirtileri göstermemektedir. Çünkü annede bulunan 2 yapıtaşından bir tanesi hala sağlamdır. Baba da anne ile aynı özelliği taşımaktadır. Bu anne ve babaya taşıyıcı hasta denmektedir. Taşıyıcı anneden ve taşıyıcı babadan doğacak olan çocuğun fibrozis hastası olma ihtimali ancak %25’tir.

Bebeğin fibrozis hastası olup olmadığı, anne karnında iken hamileliğin belirli zamanlarında gebe bayanın karnından alınacak su veya farklı örnekler ile teşhis edilir. Eğer bebeğin hasta olduğu teşhis edilir ise, ebeveynlerin izni ile düşük yaptırılır.

Fibrozis Belirtileri Nelerdir

Fibrozis hastalığında görülen belirtiler şunlardır:

  • Hırıltılı solunum,
  • Bol miktarda balgam çıkarma,
  • Öksürük,
  • Bronşit,
  • Zatürre,
  • İştahın yerinde olmasına rağmen kilo alamama,
  • Kilo kaybı,
  • İleriki yaşlarda bağırsak tıkanıklığı,
  • Yeni doğanlarda ilk dışkıyı yapamama,
  • Sık miktarlarda, kötü kokulu dışkı,
  • Gaz ve karın şişkinliği

Fibrozis Hastalığı Nasıl Seyreder

Fibrozis hastalığı ölüm oranı yüksek olan bir hastalıktır. Yaşam süresi ortalama olarak 30 yıl civarındadır.

Fibrozis Tanısı Nasıl Koyulmaktadır

Fibrozis hastalığının tanısı %80 oranında, 5 yaşına kadar koyulmaktadır. Yaklaşık %10 oranında ise ergenlik dönemine dek mutlak tanı koyulmaktadır.

Ter bezlerinin işlevlerindeki sodyum ve klorür iyonlarının emilmesinde gözlemlenen anormali, fibrozis hastalığı için ter bezleri testinin tanı için geçerli sayılmasını sağlamaktadır.

Fibrozis Tedavisi Nasıldır

Az önce bahsettiğimiz gibi fibrozis hastalığında akciğer enfeksiyonlarının sıklıkla görülmesi ve farklı belirtilerin meydana gelmesi halinde doktora başvurulmalı ve önerilen antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Balgam söktürücü ilaçlar kullanılmalıdır.

Ayriyeten çocuğa grip aşısı vurulması gereklidir. Öğrenci ise okuluna devam edebilir, her türlü sportif faaliyetleri yapabilir. Ancak ortamda toz ve duman olmamasına dikkat edilmelidir. Ağır kuvvet gerektiren işlerden kaçınılmalıdır.

]]>
Doku Çalışması https://www.hucreler.gen.tr/doku-calismasi.html Tue, 25 Sep 2018 07:23:55 +0000 Doku Çalışması: Doğal objeler bulunarak dokusal yapılarındaki özelliklerine uygun olarak resmedilmektedir.Bu çalışmalarda esas olan, etüt edilen objenin doku yapısını oluşturabilen birim biçimlerinin yan yana geliş sistem Doku Çalışması: Doğal objeler bulunarak dokusal yapılarındaki özelliklerine uygun olarak resmedilmektedir.Bu çalışmalarda esas olan, etüt edilen objenin doku yapısını oluşturabilen birim biçimlerinin yan yana geliş sistemleri ve sistem içinde birimlerini aldığı şekillerin algılanmasıdır.Sert, yumuşak, canlı, ölü, hafif, ağır, durgun olan, hareketli, batıcı, kör, parlak, mat, kristal  gibi kavramlar her ne kadar maddenin öz kısmı ile anlaşılabilse de bu özellikleri içeren nesneler dış görünüşleriyle de anlaşılabilir. Bu anlaşmayı sağlayan görsel değerleriyle o objenin karakteristik durumu ya da dokusal yapısıdır. Karakterlerine göre resmedilmiş objelerin dokusal yapılarındaki birim biçimlerini ve bunların oluşturdukları sistemlerden kaynaklanmış kişisel yorumlama çalışmaları yapılmaktadır. 

Amaç obje resmi yapmakda değil objeye karakterini kazandıran biçimsel değerleri ile etüt ederek anlatım isteklerine göre yorumlamaktır.

  • Yorum da, ise objelerin dokusal yapısını oluşturacak birim biçimlerinden hareket edilmektedir.
  • Değişik malzemeler ile doku çalışmaları kağıt hamu, çamur, kağıtlar gibi.
  • Doku araştırmalarında ise agrandisör olanakları da kullanılır. Hazır olan objelerin konulduğu her fotoğraf kağıdı çevrilerek dokusal çalışmalar oluşturulabilmektedir. 

Malzemeler ise  Resim kağıdı, kurşun kalem, boyalar, kola vs dir.

Gözle görülen dokular. Görsel doku ; yüzeyler ile dokunmakla elde edilmeyen, görme yolu ile elde edilen doku etkilerine denir. Düz yüzey üzerinde ise görüntü olarak doku etkisi vermektedir. Örn. Herhangi bir cismin (üç boyutlu) iki boyutta görüntüsünü kağıt üstünde yaparken onun yüzeylerindeki pürüzlülük derecesi bir takım taramalar ile gerçekleştir ve noktalar yardımı ile belirtilir ki, kağıt üzerine resmedilmiş bu doku sadece görsel olarak algılanmış bir yapay dokudur. Çünkü resme el ile dokunulduğunda, elde hiçbir şekilde o cismin yüzeyinde gerçekte hissedilen doku etkisi gelmemektedir. Buna karşın ise gözle bu resme her bakıldığında o cismin yüzeyindeki pürüzlülük derecesi oldukça iyi anlaşılabilmektedir.

Dokunma ile hissedilen dokular. Dokunsal dokular; yüzeylere dokunularak elde edilen doku etkilerine denmektedir. Sert ve yumuşak doku diye iki ye ayrılır ayrıca dokular yapılarına göre ayrılırlar.

Doğal doku, işlevsellikle ilgilidir ve dış yapıyla iç yapı arasında uyum vardır. Doğadan kaya, ağaç kabuğu, yaprak, tahta, balık, portakal, kozalak,deri gibi örnekler verebiliriz.

Yapay Doku oluşturmada birim eleman sistemleri ile matematiksel düzenler oluşturma söz konusudur. Tuğla, beton, demir, kağıt, kumaş, cam gibi örnekleri çoğaltabiliriz.

Doğadaki tüm dokular hemen hemen doğal dokulardır. Doğal dokularda kendi içlerinde yapısal ve görsel olarak etkinlikler açısından büyük zıtlıklar ile taşırlar.

  • Organik dokular: Hücreye dayalı dokular ise kelebek kanadı ya da yaprak dokusu gibi olan doğa elemanının öz yapısını yansıtmaktadır. 
  • Kimyasal dokular ise atoma dayalı dokulardır.
  • Dinamik dokular enerjiye, harekete dayalı dokulardır bunlar nitelik ve etki olarak birbirlerine zıttırlar
  • Geometrik yapılı doku ise bir geometrik elemanda oluşan hareket edilerek değişik işlemler yolu ile yaratılabilirler bunlar doğada arı peteği, örümcek ağı gibi karşımıza çıkar.
  • Kristal yapılı dokular ise doğadaki kristalize yapılı elemanlarda fazlasıyla  bulunmaktadır bunlar kar, tuz,buz vs. minarelleri gibi ayrıca, zaman ve hareket etkisinin sonucunda oluşan optik ve güncel dokular vardır.
  • Optik doku ise göz aldanmasıyla oluşmaktadır. Temelinde hareket ve biçim değiştirme görülmektedir. Dokusal yapıyı oluşturan birim biçimlerin ise matematik sistemler ile büyümesi ya da küçülmesi, giderek değişime uğraması, belli merkezlerde toplanmaları, dağılmaları ve giderek döndürülmesi ile yüzeye optik hareketlilik kazandırabilir.
  • Güncel dokular ise bir anlık, değişken, rölyefik dokulardır diye biliriz. Zamanla, dış etkenlerle yüzeysel olarak görünümünde d]]> Tek Hücreli Canlılar https://www.hucreler.gen.tr/tek-hucreli-canlilar.html Tue, 25 Sep 2018 13:33:28 +0000 Tek Hücreli Canlılar; Prokaryot da adı verilen tek hücreli canlıların oluşum aşaması 3-4 milyar yıl öncesine dayanmaktadır. İlk canlılar olarak adlandırılan bu canlı türünün evrim süreci oldukça yavaştır. Yakla Tek Hücreli Canlılar; Prokaryot da adı verilen tek hücreli canlıların oluşum aşaması 3-4 milyar yıl öncesine dayanmaktadır. İlk canlılar olarak adlandırılan bu canlı türünün evrim süreci oldukça yavaştır. Yaklaşık olarak 3 milyar yıl boyunca, Kambriyen Dönem öncesi, bütün canlılar mikroskobik canlılardı.. Daha sonra ise, Trias döneminden bu yana mikroskobik canlıların değişim gösterdiğini kanıtlar şekilde 220 yıllık bir kehribarın içinde alg, mantar ve bakterilere rastlanmıştır.

    Bu canlılar, boşaltım ve beslenme gibi fonksiyonlarını tek hücre sayesinde gerçekleştirmektelerdir. Büyük çoğunluğu sulu ve nemli ortamlarda yaşamakta olan bu canlılara örnek;  amip, terliksi ve kamçılı hayvan, yeşil su yosunu, bakteriler, mavi yeşil algler, mantarlar vb.

    Tek hücreli canlılar nelerdir;

    Amip;
    • Belirli bir vücut biçimleri bulunmamaktadır.
    • Bulunan yalancı ayakları ile hareket edebilir ve beslenirler.
    • Eşeysiz, bölünerek çoğalmaktadırlar.
    Öglena;
    • Kloroplastları sayesinde fotosentez yapmaktadırlar.
    • Gözlerinde ışığa duyarlı lekeler bulunmaktadır.
    • Kamçılı hayvandır. Kamçıları sayesinde yüzerek hareket edebilirler.
    • Öglena da ise eşeysiz olarak bölünme ile çoğalan organizmalardan olarak bilinmektedir.
    • Öglena hem bitki hem de hayvan özelliği taşımaktadır.
    Paramesyum (Terliksi hayvan);
    • Üzerinde bulunmakta olan titrek tüyler sayesinde (kirpik, siller) hareket edebilmektedirler.
    • Besinini ağızları yoluyla almaktadırlar.
    • Eşeysiz, bölünmeyle çoğalma durumları mevcuttur.
    • Vücutlarında boşaltımı sağlayan kontraktil kofulları bulunmaktadır.
    • Paramesyumlar bir hücreliler arasında en gelişmişi olarak bilinmektedir.
    Bakteriler;
    • 1976 da keşfedilen bu canlı türlerinin ne zararları ne de yararları bulunmaktadır.
    • Solunum yapılarına göre, şekillerine göre, beslenmelerine göre birçok farklı çeşidi bulunmaktadır.
    • Hava yolu ve su tanecikleri yolu ile bir yerden başka bir yere çok kolay taşınabilmektedirler.
    • Vücutta bulunan bakteri sayısı, insanların tüm hücre sayısından on kat civarı da fazla olarak bilinmektedir.
    • Nemli ve sıcak ortamlarda yaşamaktadırlar.  Organik atıkların bulunduğu yerlerde oldukça fazladırlar.
    Sporlular;
    • Sporluların tümü parazit olarak bilinmektedir.
    • Yaşamlarının büyük bölümünü hareketsiz bir biçimde geçirmektedirler. Hareketlerini kasılıp gevşeme yolu ile sağlarlar, hareket organları bulunmamaktadır.
    • Çoğunlukla hastalık yapıcıdır. Örnek verecek olursak, sıtma hastalığını yapan sıtma plazmodyumudur.
    ]]>
    Nöron Nedir https://www.hucreler.gen.tr/noron-nedir.html Wed, 26 Sep 2018 05:43:31 +0000 Nöron Nedir, Sinir hücrelerine verilen genel ad olmakla birlikte sinir sisteminin temel yapısını oluştururlar. Nöronlar vücudun reseptörleridir. Yani yaşam alanı ile ilgili algı, hissetme ve iletme görevleri görürler. Nör Nöron Nedir, Sinir hücrelerine verilen genel ad olmakla birlikte sinir sisteminin temel yapısını oluştururlar. Nöronlar vücudun reseptörleridir. Yani yaşam alanı ile ilgili algı, hissetme ve iletme görevleri görürler. Nöronlar vücudun diğer hücreleri ile görünüm olarak bir birlerine benzemeseler de görevleri bakımından benzerlik gösterirler. Nöronların en önemli özelliği elektrik akımı ile bilgi aktarımı yapmaktır. Bu aktarım bazen kimyasal olarakta yapılabilir. Bedenimizde çeşitli görevler üstlenen sinir hücreleri vardır. 

    Nöronlar; motor nöron, duyu nöron ve ara nöronlardan oluşur. Beyin tarafından yapılması istenilen eylem kaslara motor nöronlar ile iletilir. Vücudun karşılaştığı her türlü aktivite ve hissiyat duyu nöronları ile beyne iletilir. Sinir hücreleri arasında ki iletişim ise ara nöronlar tarafından sağlanır.

    Nöron hücre yapısı,

    Temel olarak üç kısımdan oluşurlar. Akson (iletici), dentrit (algılayacı) ve hücre gövdesinden oluşur. Hücre gövdesine aynı zamanda soma bölümü denir. Soma bölümü hücreyi canlı tutan bölümdür. Nöronlar diğer hücreler gibi hücre zarı içinde bulunurlar. Bu zar onların korunmasını sağlar. Nörolar içinde insan DNA'sına ait kalıtım bilgilerin olduğu çekirdek, sitoplazma, mitokontriler ve golgi cisimcikleri bulunur. Bunlardan başka temel hücre yapısını oluşturan stoplazma (hücre içi sıvı) ve DNA dizimini oluşturan kromozonlar bulunur.

    Bu organeller hücrenin işlevlerini yerine getirmesi ve canlı kalması için gereklidir. Nöron hücrelerinin görünümü genel olarak aynı olmakla birlikte yaptığı işlere göre uzun yada kısa olabilir. Nöron hücrelerinin akson uçları çoğu zaman miyelin kılıf ile kaplıdır. Miyelin kılıfın görevi diğer nöronlara gereksiz atlamaları önlemektir. Hücre çekirdeğinden akson uca gönderilen oradan da diğer hücreye giden mesaja aksiyon potansiyeli denir.

    Nöronların bilgi paylaşımı yapabilmesi için önce kendinin bilgiyi alması gerekir. Daha sonra bu bilgiyi aktarması gerekir. Bu işlemler elektrik ve kimyasal sinyaller ile aktarılır. Nöron hücresi içinde akson ve dentrit arasında aktarım elektrik ile olur. Elektiriksel bir duyu aksonun sonuna geldiğinde snaptik boşluktan kimyasal veri formunda diğer sinir hücresinin dentrit bölümüne gelir. Nöronlar kimi zaman birbirleri ile elektrik atlamaları ile snaps boşluğuna ihtiyaç duymadan da bağlantı kurabilirler. 

    Snapslar olmadan bilgi atlamaları daha çok hissetmek şeklinde yorumlanır. Dışarıdan fiziki bir temas olmadan nöronların kontrolsüz olarak bilgi paylaşımları, insanlar da sevgi, korku, nefret, ağlamak, gülmek vb. olguları yerine getirmek için kullanılır.

    Nöronların özellikleri nelerdir

    İnsan beyninde doğuştan oluşmuş nöron miktarı ilerleyen yaşlarla birlikte azalır. Bu azalma çocukluktan itibaren nöron hücrelerinin kendini yenilememesinden kaynaklanır. Fakat kalan hücrelerin ezberlenen davranışları tecrübeler edindiğinden insan yaşamı için yeterlidir. Ayrıca nöronlar kendilerine ait hücre zarları aracılığı manyetik iletişim kurabilmektedir.

    Nöronların akson (iletici) ve dentritler (algılayıcı) ile beyine bilgi gönderir ve beyinden bilgi alırlar. Nöronlar bir birine bilgi aktarmak için fiziksel temasta bulunmazlar. İki nöron hücresi arasında snaps boşlukları bulunur. Bu boşluklardan kimyasal salgılama ile bilgi aktarımı yapılır. Bu işlem nörotransmitter olarak isimlendirilir. 
    ]]>
    Skuamöz Hücreli Karsinom https://www.hucreler.gen.tr/skuamoz-hucreli-karsinom.html Wed, 26 Sep 2018 12:16:33 +0000 Skuamöz Hücreli Karsinom, Günümüzde tüm dünyada görülen cilt kanserlerinde 2. sırada bulunan cilt kanseridir. SCC yüksek metastaz yapabileceğinden dolayı ön tanı ve tedavisi oldukça önem arz etmektedir. Epidermiste cildimizin Skuamöz Hücreli Karsinom, Günümüzde tüm dünyada görülen cilt kanserlerinde 2. sırada bulunan cilt kanseridir. SCC yüksek metastaz yapabileceğinden dolayı ön tanı ve tedavisi oldukça önem arz etmektedir. Epidermiste cildimizin en üst tabakasında oluşumu sağlayan skuamöz hücrelerinden kaynaklanmaktadır. Güneş ışınları ile teması ve açık deri tipi melanom dışı deri kanserlerinde risk faktörleri arasında yer almaktadır. SSC genel olarak orta yaş üstü ve yaşlılarda görülmektedir. 

    Skuamöz hücreli karsinom nedenleri; Güneş ışınlarına maruz kalmak bu vaka için oldukça etken bir durumdur. Genel olarak vücudumuzun boyun, yüz, eller, omuzlar vb. kısımlarda gelişmektedir. Sınırları belirli değildir. Sert, deriden kabarık nodüller ve eritemli olarak görülebilmektedir. Bölgesel lenf bezi en fazla metastaza uğrayan yer olarak bilinmektedir. Ayrıca çevresel dokular, akciğer, karaciğer, beyin, kemik metastazları da görülmektedir. Spinal hücrelerde atipi bulunmaktadır. Çoğu zaman skuamöz hücreli karsinom, sağlıklı görülen bir deride aniden ortaya çıkabilmektedirler. 

    Skuamöz hücreli karsinom belirtileri; Ara ara kanama gösteren, siğil görünümüne sahip büyümeler olabilir. Devamlı kanama sağlayan orta kısımları çökme durumunda kenarları yükselmiş, büyüme aşamasındaki yaralar olabilir. Sınırları belli olmayan ara sıra kanama ve çatlama durumu oluşturan renkli yaralar olabilir. 

    Skuamöz hücreli karsinom tedavisi; Kriyoterapi, total eksizyon, radyoterapi, imikimod uygulaması tedavi seçenekleri olarak gösterilmektedir. Radyoterapi diğer tedavi seçenekleri yetersiz kaldığı durumlarda uygulanmaktadır.

    Korunma; Aşırı güneş ışınlarından, sigara vb. zararlı maddelerden uzak durma, solaryumdan uzak durma ve güneş filtreleme kullanma korunma tedbirleri arasında sayılabilmektedir.
    ]]>
    C Dna Nedir https://www.hucreler.gen.tr/c-dna-nedir.html Thu, 27 Sep 2018 06:17:33 +0000 C Dna Nedir, C Dna terimiyle ilgili olarak farklı kaynaklardan yaptığımız araştırmalarda edindiğimiz bilgiler aşağıda verilmiştir. C Dna kısaca Biyoloji ve Veteriner alanlarında kullanılan ve teknik C Dna Nedir, C Dna terimiyle ilgili olarak farklı kaynaklardan yaptığımız araştırmalarda edindiğimiz bilgiler aşağıda verilmiştir. C Dna kısaca Biyoloji ve Veteriner alanlarında kullanılan ve teknik bir terim olarak tamamlayıcı Dna anlamına gelmektedir.

    Tamamlayıcı Dna: Komplementer Dna ya da C Dna, genetik bilimde, ters transkriptaz enzimiyle kataliz olan bir reaksiyonda şablon şeklinde kullanılan olgun bir mRna' dan sentezlenen Dna paçasına verilen addır. C Dna genel olarak ökaryot genlerini prokaryotlar için klonlamada sık sık kullanılır. C Dna, bundan ayrı bir provirüs oluşturmak üzere konağıyla bütün olan (Hiv-1, Hiv-2,Siv vb. gibi) retrovirüsler tarafından da üretilmektedir.

    C Dna Sentezi: İyi bir C Dna sentez için yüksek saflıkta Rna ile çalışılması gerekir. Rna spektrofotometrik şekilde ölçülerek saflık miktarına bakılır. Ayrıca bu Rna çalışmaya uygun bir uzunlukta ve Edta (etilen diamin tetra asetik asit) veya SDS(Sodyumdodesilsülfat) benzeri revers transkriptaz enzimini inhibe eden inhibitörleri içeriği olmamalıdır.

    C Dna Sentezinin Reaksiyonları: random hegzamer primerler, oligo (dT) primerler ya da gen spesifik primerler (Gsp) kullanılır ve sentez için Retrovirüslerden kazanılan Amv (Avian Myleoblastosis Virus)  ile Mmlv (moloney murine leukemia virus) virüse  dahil revers transkriptas enzimleri kullanılmaktadır. Rt - Pcr tek veya iki adımlı olarak gerçekleştirilir. İki adımlı Rtpcr’ da; Rt tamponunda C Dna sentezi oluşur. Sentezlenen C Dna 1/10’u Pcr için kullanılmaktadır. Geri kalan C Dna ise–80 °C’de muhafaza edilir. İki ya da tek adımlı halde Pcr işlevi gerçekleşir. İki adımlı Rt-Pcr tek Rna misalinden çoklu mesajların tespiti için uygulanan yaygın ve kullanışlı bir usuldür. Bu usuldeki tek zincirli C dna oligo (dT), random hekzamer ya da Gsp primerlerle eşleşir. Yararları ise amplifikasyon enzimi ve primerlerin seçilmesi, tek misalden oluşan değişik mesajların saptanıp, kantitasyonuna uygundur. Tek adımlı Pcr’da ise revers transkripsiyon ile Pcr aynı tüpte optimize yapılan şartlarda gerçekleşir. Bu yöntem çok miktarda Rna örneği var olduğunda daha kullanışlıdır. C Dna sentezi ve amplifikasyon içerisinde tüplerin kapatılmasına gerek olmaz çünkü adımın azalması kontaminasyon tehlikesini en aza düşürür. Tek zincirli Rna Gsp primerleriyle eşleşir. Daha az pipetleme ve daha az kontaminasyon riski mevcuttur. Kantitatif Pcr’a uygundur. Revers transkriptaz ve amplifikasyon enzimleri beraber çalışır ve yüksek hassasiyetli olur.

    ]]>
    Gen Nedir https://www.hucreler.gen.tr/gen-nedir.html Fri, 28 Sep 2018 03:14:01 +0000 Gen nedir, Gen canlıların yapısal özelliklerini ve farklıklarını barındıran bölümdür. Dna zinciri üzerinde bulunan gen tüm karakteristik yapıları, fiziksel özellikleri yada hastalıkları barındırmaktadır. Tıpkı Gen nedir, Gen canlıların yapısal özelliklerini ve farklıklarını barındıran bölümdür. Dna zinciri üzerinde bulunan gen tüm karakteristik yapıları, fiziksel özellikleri yada hastalıkları barındırmaktadır. Tıpkı şifreli bir kutu gibidir. Son zamanlarda bir çok tıp alanında karşıma çıkan gen tedavisine yabancı değilizdir. Bu muhteşem yapı sayesinde kuşaklar arasında ki geçiş sağlanmaktadır. Önemli bir hastalığın tedavisine başlanırken aile geçmişi araştırılır. Hep bunlar genetik faktörler yüzündendir. Örneğin, kanser hastalığı taşıyan birinin, aile geçmişinde de bu hastalığın olma ihtimali çok yüksektir. Canlılar arasında geçen bu karakterlere '' kalıtsal karakterler''adı verilmektedir. Gen terimi ilk defa 1909 yılında Johannsen tarafından kalıtsal üniteleri tanımlamak için kullanılmıştır. Tabi o zamana kadar farklı isimlerle adlandırılmıştır. Canlı türlerindeki benzerlik yada farklılıkları ortaya çıkaran en büyük etken gendir. Tabi ki genin dışında çevresel faktörlerde etken olmaktadır. Tüm bu kalıtsal bilgiye de ''genetik bilgi' adı verilir. 

    Gen nedir, yapısı nasıldır

    Gen yapısı üzerinde birçok araştırma yapılmıştır ve yapılmaya da devam etmektedir. Tüm bu araştırmalar sonucunda görülen genin  kromozomlar üzerinde bir kolyenin boncukları gibi dizilmiş olduğudur. Bu muhteşem yapı sayesinde organizmanın yapısında bulunan proteinlerin ve hücre yapısının dölden döle aktarıldığı anlaşılmıştır. Genin Dna zincirinde bulunan yapılar içerisinde kalıtımla ilgili bölüm olduğu anlaşılmıştır. Genin yapısında ortalama 1500 nükleotit bulunmaktadır. Hücre bölünmesi meydana gelirken genetik materyal her iki hücrede de var olabilmek için kendini çoğaltma özelliğine sahiptir. Her gen, birçok genetik mesaj taşımaktadır ve bu duruma ırsi denmektedir. Bu cümle bu bölgeye gönderme yapmaktadır. Her karakteristik özellik en az iki gen ile belirlenmektedir. Gen bilimde her gen bir harf ile belirtilmektedir. Dominant yani baskın genler büyük harfle, resesif yani çekinik genler ise aynı harflerin küçükleri ile ifade edilmektedir. Dominant genler daha karakteristik özelliklerin gelecek kuşaklara taşınmasına neden olmaktadır. Bir başka deyişle, görünüş olarak kendini ortaya çıkaran gene dominant gen, etkisi gizli ancak diğer döllere aktarılmaya devam eden gene ise çekinik (resesif) gen denir. 

    Gen çiftleri homolog kromozomların karşılıklı yerlerinde yer almaktadır. Aynı karakterler üzerinde aynı istikamette etki gösteren genlere "identik genler" denir. AA ve aa identik genlerdir. Yine aynı karakterler üzerinde zıt yönlü etki gösterenlere ise "alel genler" denir. Mesela B geni b’nin aleli olmaktadır. Gerek aynı yönde gerekse zıt yönde etki gösteren gen çiftlerine alel adı verilmektedir. Gen çiftinde yani alelde, her iki gende aynı yapıda ise, organizmanın genotipi homozigot, değilse heterozigot olarak geçer. Örneğin, AA gen çifti homozigot, Aa veya Bb alel ise heterozigot genotipi ifade etmektedir. Alel gendeki bulunan iki geninde özellikleri aynı zamanda organizmada ortaya çıkmayabilir. Genellikle bir tanesinin özelliği canlıda aktif olur. Bu gene baskın (dominant) gen denir. Daha çok dominant genler aracılığı ile geçen özellikler, her nesilde kendini gösterir. Resesif karakterler ise her nesilde görülmezler. Çünkü dominant genle birlikte yer alan çekinik gen, geride kalır ve fenotipte ortaya çıkamaz. Resesif genler kişide homozigot forma geçince (alelde her iki genin aynı olması) kendilerini belli etmektedirler. Bu sebepten ötürü resesif bir genle iletilen bir rahatsızlık yada özellik, uzun nesiller boyunca gizli kalabilmektedir.
    ]]>
    Vejetatif Üreme https://www.hucreler.gen.tr/vejetatif-ureme.html Fri, 28 Sep 2018 09:47:03 +0000 Vejetatif üreme, yüksek yapılı olan bitkilerin vejatatif organlarından belli kısımların ve aynı genetik yapıya sahip olan yeni bireylerin oluşturulmasıdır. Vejatatif üreme, eşeysiz üreme çeşitlerinden olduğu gözlenmekted Vejetatif üreme, yüksek yapılı olan bitkilerin vejatatif organlarından belli kısımların ve aynı genetik yapıya sahip olan yeni bireylerin oluşturulmasıdır. Vejatatif üreme, eşeysiz üreme çeşitlerinden olduğu gözlenmektedir. Tarımda yaygın olarak kullanılan bu çoğalma metodu farklı şekillerde uygulanabilmektedir. Yüksek yapılı olan bir bitkinin kalıtsal özellikleri nesiller boyunca değişikliğe uğramasını istenmiyorsa vejatatif yol ile çoğalması gerekmektedir.

    Bu üreme çeşidinin adı yerel tarımda aşılama, kalem aşısı, göz aşısı yada dudak yama diye bilinmektedir. Çilek gibi olan bitkilerin sürünücü gövdelerinde bulunan düğümler köklenerek yeni olan çilek gibi bitkiler meydana gelmektedir. Patates yumrularının üzerinde bulunan veya göz adı verilen bölgelerin her birindeyse uygun olan şartlarda yeni olan bitkilerde meydana gelmektedir. Buna gözle üretmede denilebilmektedir. Zambak yada ayrık otu bitkilerin rizom denilen toprak altı gövdelerin yeni olan bitkiler gelişmektedir. Gözyaşı bitkisinde yaprağın kenarlarında meydana gelebilecek tomurcuklardan küçük bitkicikler gelişmektedir. Daha sonraysa ana bitkiden ayrılan veya toprağa düşen bu bitkicikler yeni olan gözyaşı bitkileri oluşmaktadır. Kavak, söğüt yada gül gibi bitkilerden alınan dallarsa köklendirilip toprağa ekilmelidir. Bu yapılarsa gelişerek yeni bireyler oluşur ve bunada çelikle üretme denilmektedir. Tohumla üremeleri zor olan muz, çekirdeksiz üzüm gibi bitkileri üremesinde avantaj sağlamaktadır. Tohumla üremeye göreyse daha hızlı olan sürede gerçekleşmektedir.

    Vejetatif üreme çeşitleri

    Çelikle üreme çeşidi: Bitkilerin dallarını kesip, toprağa giderek çoğalmasını sağlamaktadır.

    Yumru veya soğanla üreme çeşidi: Depo alanıda bulunan yumru veya soğanlardan nemli ortamlarda çimlenerek oluşan bitkiler olduğu bilinmektedir.

    Sürünücü gövde ile üreme çeşidi: Bitkilerin dal gövdelerin köklenmesi oluşan bir üreme çeşidi olduğu bilinmektedir.
    ]]>
    Mitoz Bölünme https://www.hucreler.gen.tr/mitoz-bolunme.html Fri, 28 Sep 2018 20:26:13 +0000 Mitoz bölünme, ana hücrenin bölünerek iki yeni hücre oluşturmasına denir. Mitoz bölünme bütün vücut hücrelerinde (kas, deri...) görülür. Çok hücrelilerde hücrelerin oluşumu mitozla olur.  Mitoz bölünmeyle a Mitoz bölünme, ana hücrenin bölünerek iki yeni hücre oluşturmasına denir. Mitoz bölünme bütün vücut hücrelerinde (kas, deri...) görülür. Çok hücrelilerde hücrelerin oluşumu mitozla olur.  Mitoz bölünmeyle ana hücredeki kalıtım maddesi eşit miktarda yavru hücrelere geçer. Oluşan bu yavru hücreler ana hücrenin tıpatıp aynısı olur. Bu sayede yaralanan ya da yaşlanan ana hücrelerin yerine yeni hücreler meydana gelir. Özellikle mitozla birlikte 2n kromozomlu tek hücreden 2n kromozomlu iki yavru hücre meydana gelerek canlının hücre sayısı artar ve canlının büyümesi sağlanır. Zigotun oluşumunda başlayan Mitoz bölünme yaşam boyu devam eder. Tek hücrelilerde çoğalmayı, çok hücrelilerde ise büyümeyi, gelişmeyi, yıpranan dokuların onarılmasını ve ölen hücrelerin yerine yenisini getirmeyi sağlar.

    Vücut hücrelerinde kromozomların bir kısmı anneden bir kısmı da babadan gelmektedir. Yani 2n kromozomun n tanesi anneden, n tanesi de babadan gelmektedir. Bizlerin vücut hücrelerimizin kromozomları da 2n=46 tanedir. Bu durumda eşey hücrelerin kromozom sayısı n=23 olmaktadır (23 kromozom anneden, 23 kromozom babadan). Annenin n kromozomlu yumurta hücresi ile babanın n kromozomlu Sperm hücresi döllenme yoluyla birleşerek 2n kromozomlu zigotu oluşturur. Zigotta bir takım gelişim evrelerini tamamlayarak bireyleri yani sizleri oluşturur. Sonuç olarak mitoz bölünme de birbirinin aynısı olan iki hücre oluşur. 

    Mitoz bölünmede evreler: 

    İnterfaz Evresi:  Hücre bölünmeden önce bir hazırlık evresi geçirir. Bu evre 'interfaz' evresidir. Bu evre ökaryot hücrelerin yaşamının en uzun evresidir çünkü insan deri hücresi 22 saatini bu evrede geçirir. İnterfaz evresinde öncelikle hücrenin büyüklüğü ve DNA hasarı kontrol edilir. Eğer bir hata varsa bu durum düzeltilinceye kadar hücre döngüsü durdurulur. Bu kontrol aşaması interfazın G1 evresidir ve hücrede bir hasar yoksa Sentez evresine hücreyi böl emri verilir. Bu evrede de DNA kendini eşler ve büyüme devam eder. Bir sonraki evre olan G2 evresinde de son hazırlıklar tamamlanır, bölünmeler için gerekli yapılar oluşur, protein sentezi artar ve hücre daha çok büyüyerek kendini mitoza hazırlar. Artık hazırlık bitmiştir ve hücre interfazdan profaz evresine geçmiştir.

    Profaz Evresi: Profaz evresinde hücre kalınlaşmaya başlar ve helezon şeklinde kırılır yavaş yavaş. Eş kromozomlar birbirinden kopmayacak şekilde birbirlerine bağlanırlar. Birbirlerine sentromerlerle bağlanan kromozomlara herbirine kromatid denir. Daha sonra bu sendrozomlar birbirinden ayrılarak farklı kutulara doğru ilerlemeye başlarlar ve aralarında iğ iplikleri oluşur. Çekirdek zarı kaybolur ve kromozomlar sitoplazma içerisine dağılır.

    Metafaz Evresi: Sentrozomlar oluşturmuş olduğu iğ ipliklerini kromozomlara doğru göndermeye başlar. İğ iplikleri kardeş kromatidlere tutunur ve hücrenin ortasında hafif boğumlanma olur.

    Anafaz Evresi: Bu evrede iğ iplikleri sayesinde kromozomların yarısı bir kutba yarısı da diğer kutba çekilmeye başlarlar. Kromozomlar kutuplara ulaşınca bu evre sona erer.

    Telofaz evresi: Çekirdek zarı yavaş yavaş oluşmaya başlar. Kromozomlar uzayıp incelir. Sitoplazma boğum yapmaya başlar ve en sonunda da birbirinden ayrılır. Bu boğumlanarak ayrılma işlemine sitokinez denir. Telofaz evre 30-60 dakika kadar sürdükten sonra iki eş yavru hücre oluşmuş olur. Böylelikle mitoz bölünme tamamlanmış olur.

    ]]>
    İntraepitelyal Lezyon https://www.hucreler.gen.tr/intraepitelyal-lezyon.html Fri, 28 Sep 2018 22:47:14 +0000 İntraepitelyal lezyon, Pap smear testi rahim ağzı kanserinin henüz ilerlemeden teşhis edilmesi için oldukça sık tercih edilen bir yöntemdir. Dünyada birçok kadının oldukça rahat olarak ulaşabilecekleri ve maliyet açısından o İntraepitelyal lezyon, Pap smear testi rahim ağzı kanserinin henüz ilerlemeden teşhis edilmesi için oldukça sık tercih edilen bir yöntemdir. Dünyada birçok kadının oldukça rahat olarak ulaşabilecekleri ve maliyet açısından oldukça düşük olması bakımından yaygın kullanılan bir test olan smear testi ilk olarak 1943 tarihinde uygulanmaya başlanmıştır.

    Rahim ağzında bir enfeksiyon bulunup bulunmadığını ve rahim ağzında bulunan hücrelerin normalden farklı bir biçimde gelişip gelişmediğini belirlemek amacıyla kullanılan smear testi, rahim ağzı kanserini araştırmak için kullanılır ve kimi zaman bu testin sonucu normal çıkarken bazı durumlarda test sonuçları anormal olabilir.

    Smear testi temiz ve normal olan hasta kağıtlarında aşağıdaki bilgiler yazar ve bu bilgilerin yazdığı hastalarda hiçbir müdahaleye gerek kalmaz. 
    • İntraepitelyal lezyon veya malignite yönünden negatif
    • İntraepitelyal lezyon veya malignite yönünden negatif inflamasyona sekonder reaktif hücresel değişiklikler
    • Malignite ya da intraepitelyal ezyon açısından negatif servikovajinal Smear inflamasyon bulgular
    • İnflamasyon ya da enfeksiyon bulguları izlenmiştir tedavi sonrasında yeniden smear alınması önerilir. 
    İntraepitelyal lezyon yada malignite bakımından negatif cümlesinin anlamı intraepitelyal lezyon ve malignitenin olmadığı anlamını taşır. Yani hasta kağıtlarında bu bilgileri yazan kişinin smear testi temiz çıkmış demektir.
    ]]>
    Basit Dna Modelleri https://www.hucreler.gen.tr/basit-dna-modelleri.html Sat, 29 Sep 2018 21:03:00 +0000 Basit Dna modelleri, Farklı malzemeler kullanılarak basıt Dna modelleri evinizde ve okulumuzda yapabilirsiniz.Basit Dna modelleri için gerekli olan malzemeler:10 adet plastik pipet Basit Dna modelleri, Farklı malzemeler kullanılarak basıt Dna modelleri evinizde ve okulumuzda yapabilirsiniz.

    Basit Dna modelleri için gerekli olan malzemeler:
    • 10 adet plastik pipet
    • 48 adet metal araç
    • 48 adet plastik raptiye ( 12 tanesi kırmızı, 12 tanesi yeşil, 12 tanesi sarı, 12 tanesi de mavi)
    • 1 adet cetvel
    • 1 adet makas
    • Ve ip
    Basit Dna modelleri nasıl yapılır:

    Öncelikle plastik pipetleri 3 cm boyunda kesiniz. Pipetlerden 48 ufak parçalar hazırlayın. Her kesilen pipetin tam ortasına bir ade renkli raptiye bastırın. Daha sonra bir ataş alın ve yarısı dışarıda kalacak şekilde pipet parçasını ucuna takınız. Bu işlemi her seferinde farklı bir plastik raptiye kullanarak yapmayı tekrarlayın. Bu modellerden 48 adet yaptıktan sonra ataşların arta kalanlarını birbirine geçirerek birleştirin. Ayran ataşlar 24 adettir. Modeli tamamlamak için 24 adet modelden oluşan yeni bir zincir yaparak kırmızı raptiyenin karşısına yeşil, mavi renkte olan raptiyelerin karşısına ise sarı renkte olanları gelecek şekilde ikinci bir zincir oluşturun. Son olarak birleştirilen iki zinciri masanın üzerinde yan yana getirerek kırmızı raptiyeyi yeşil, mavi raptiyeyi ise sarı raptiyeyle ipe bağlayınız. 

    Basit Dna modelleri 2)

    Basit Dna modelleri için gerekli olan malzemeler:
    • Renkli oyun hamuru ( çabuk kuruyan olacak, iki tanesi de uzun olacak )
    • Zımba teli
    Basit Dna modelleri nasıl yapılır:

    Öncelikle renkli oyun hamurlarını bir masa veya düz bir yerden yardım alarak uzun şeritler halinde yuvarlayarak uzatın. Daha sonra yuvarlayarak uzattığınız renkli oyun hamurlarını küçük küçük şeritler halinde kesin ve zımba teli yardımı ile iki rengi birbirine birleştirin. Daha önceden yine aynı şekilde yuvarlayarak iki oyun hamuru daha uzatın ama bu sefer aynı renklerde olması gerekir. Daha sonra yaptığımız uzun şeritleri bir düz levha tarzı bir zemin üzerine sabitleyerek şeritleri 180 derece döndürün. Çabuk kuruyan oyun hamurunu döndürdükten sonra zımba teli ile birbirine birleştirilen renkli oyun hamurlarını aralarında boşluk kalacak şekilde yerleştirin. 
    ]]>
    Hayvan Hücresi Modeli https://www.hucreler.gen.tr/hayvan-hucresi-modeli.html Sun, 30 Sep 2018 01:07:37 +0000 Hayvan hücresi modeli, hayvanların dokularını yaratan bir ökaryotik hücre tipidir. Hayvan hücreleri öbür ökaryot hücre tiplerinden (bilhassa nebat hücrelerinden) bariz bir çeşitlilik gösterir; hücre duvarı ve kloroplastla Hayvan hücresi modeli, hayvanların dokularını yaratan bir ökaryotik hücre tipidir. Hayvan hücreleri öbür ökaryot hücre tiplerinden (bilhassa nebat hücrelerinden) bariz bir çeşitlilik gösterir; hücre duvarı ve kloroplastları yoktur ve kofulları ek olarak küçük yapıdadır. Hücre zarı esnek olduğundan hayvan hücreleri farklı tarzlara girebilir ve fagositik bir hücre, diğer cisimleri içerisine alabilir. Bununla birlikte bitki hücresinden farklı organelleri vardır. İnsan hücreleri biyolojik olarak ökaryotik hücrelerle benzer kategoriden sayılırlar. 

    Hayvan hücresi modeli
    Ökaryotik hücreler, prokaryotlardan genellikle çok fazla büyüktürler. Organel olarak adlandırılan farklı iç zarlar ve iç yapılar, bununla birlikte miktrotüpçük ve ara iplikten (intermediate filaments) oluşmuştur hücre iskeletine sahiptirler. 

    Hücre iskeleti: Hücrelerin iç yapısı ve şeklini verir. Ökaryotik DNA, hücrenin ayrılma dönemlerinde kromozom olarak adlandırılan doğrusal tomarlar haline dönüşür. Çekirdeğin ayrılması esnasında kopyalanarak mikrotüpçükler aracılığıyla çekilirler. Eşeysiz hücre bölünmesine (mitoz) ilaveten çoğu hayvan hücrelerinin hücre kaynaşması yöntemiyle gerçekleşen bir eşeyli eşey sürecine (mayoz) sahiptir. Bu eşey zamanı prokaryotlarda görülmez. 

    İç zar: Ökaryotik hücrelerde farklı zarla çevrili yapılar vardır. Bunlara toplanmış olarak iç zar sistemi denir. Vezikül ya da koful (vaküol) benzeri kolay bölmeler diğer zarlardan tomurcuklanarak meydana gelir. Çoğu hücreler endositoz ismi verilen bir süreçle besin ve öbür maddeleri içlerine alırlar; endositozda harici zar içe kıvrılıp ek olarak sonra büzülerek bir vezikül meydana getirir. Çoğu zarla çevrili organelin evrim esnasında bu çeşit veziküllerden meydana gelmiş meydana geldiği varsayılmaktadır. 

    Çekirdek: Çekirdek kılıfı şeklinde isimlendirilen bir çift zar ile çevrilidir. Çekirdek örtüsünde yer alan gözenekler moleküllerin girip çıkmasını olanağı sağlar. Çekirdek kılıfının farklı tüp ya da yapraksı uzantıları, endoplazmik retikulum (ER) olarak adlandırılan yapıyı meydana getirir. Bu mimari protein erişimi ve olgunlaşmasından sorumludur. Granüllü ER'da ribozomlar vardır ve bunların sentezlediği proteinler ER'un iç bölümüne (lümenine) girer. Bu proteinler sonradan düz ER'dan (hemen başka bir deyişle ER'un granülsüz bölümünden) tomurcuklanan veziküllerin içerisine girerler. Çoğu hayvan hücresi modelinde bu protein taşıyan veziküller golgi aleti ya da diktiyozom tecrübe et yassılaşmış vezikül desteleriyle kaynaşırlar ve proteinler orada farklı yapısal değişimlere uğrarlar. 

    Veziküller: Farklı amaçlar için özelleşmişdir. Mesela lisozomlar, besin kofulları içinde bulunanları sindiren enzimler taşır, peroksizomlarsa hücre için zehirli bulunan peroksitiparçalar. Çoğu protozoada yer alan büzülür (kontraktil) kofullar, hücre içindeki birikmiş fazla suyu toplar dışarı atar iken ekstruzomlar av yapan (predatör) canlıları kaçırmasına ve hücrenin kendi avını yakalayabilmesi için dışarı madde atar. Çok fazla hücreli canlılarda hormonlar, çoğu vakit veziküllerde üretilirler. Fazla bitkilerde hücre hacminin önemli bir bölümünü işgal etmektedir. Merkezi koful, hücrenin osmotik basıncını sabit tutar. 

    Mitokondri ve plastitleri 
    Mitokondriler anında her hayvan hücresi modelinde yer alan organellerdir. Bir zar çiftiyle çevrilidirler ve iç kısımda bulunana krista ismi verilen iç kıvrımlardan oluşurlar. Hücre solunumu burada gerçekleşir. Bizzat DNA'ları vardır ve diğer mitokondrilerin ayrılması neticesi meydana gelirler.
    ]]>
    Mitoz https://www.hucreler.gen.tr/mitoz.html Sun, 30 Sep 2018 15:16:55 +0000 Mitoz amip gibi bir hücreli canlılardan insanlar gibi çok hücreli canlılarda görülen bölünerek çoğalma işlemine verilen addır ve genel olarak mitoz bölünme olarak anılır. Mitoz bölünme bütün canlılarda ve hatta organizmal Mitoz amip gibi bir hücreli canlılardan insanlar gibi çok hücreli canlılarda görülen bölünerek çoğalma işlemine verilen addır ve genel olarak mitoz bölünme olarak anılır. Mitoz bölünme bütün canlılarda ve hatta organizmalarda görülmektedir. Mitoz bölünmede ana hücre ile oluşan yavru hücre tıpa tıp aynı olmak zorundadır. Mitoz bölünmede kalıtsal çeşitlilik sağlanamaz çünkü tek eşli yani bireysel bir üreme yöntemidir. Oluşan yavru hücrelerin şekilleri, kalıtsal özellikleri ana hücreye benzer. Mitoz bölünme, yaralanan  ve yaşlanan hücrelerin yerine yeni hücreler üretilmesi için kullanılır. Organizmalarda büyümeyi sağlayan mitoz bölünmenin ta kendisidir. Mitoz bölünmede olgunlaşan ana hücre bölünerek 2 hücre haline gelir. Mitoz tek hücreli canlılarda üremeyi sağlar. 

    Mitoz bölünme öncesi hücre bölünmek için hazırlık evresine girer. İki mitoz arasında geçen bu evre interfaz olarak adlandırılır. İnterfaz bölünmenin asıl evresi değildir. İnterfaz canlının normal yaşamını sürdürdüğü evredir. İnterfaz evresinde beslenme, gelişme, büyüme, biyokimyasal tepkimeler gibi olaylar gerçekleşir, hücre bölünmeye karar verdiğinde ise bölünmeye ait davranışlar sergilemeye başlar. 

    Mitozun evresinde görülen değişiklikler:
    • Kromozomlar kendilerini eşler. Hücredeki kalıtsal madde miktarı iki katına çıkar. 
    • Kromozom eşleşmesi ile meydana gelen iki iplikli kromozomun her bir ipliğine kromatit adı verilir. 
    • Kromatitler birbirlerine sentromerler ile bağlanır.
    • Sentroiller kendilerini eşler.
    • Hücre içerisinde ATP sentezi, RNA sentezi, protein sentezi, büyüme gibi metabolik faaliyetler meydana gelir. 
    Mitoz bölünmenin evreleri:

    Çekirdek bölünmesi: İnterfaz evresi dışında çekirdek bölünmesi profaz, metefaz, anafaz, telofaz olmak üzere dört evrede gerçekleşir. 

    Profaz evresi: Ağımsı bir yapı gösteren kromatin ipliği, helezon şekilde kıvrılarak kısalıp kalınlaşması ve kromozom oluşması bu evrede gerçekleşir. Kromozomlar profaz evresinde gözle görünür hale gelmeye başlar. İnterfaz evresinde eşlenen sentrioller aynı kutuplara çekilirken aralarında iğ iplikleri adı verilen bağlar oluşur. Profaz evresinin sonlarına doğru çekirdek zarı ve çekirdekçiğin erimeye başladığı görülür. Ancak sentrioller sadece hayvan hücrelerine ait yapılardır bitki hücrelerinin mitozu sırasında görülmez.

    Metafaz evresi: İğ ipliklerine tutunan kromozomlar hücrenin ortasına yani ekvator düzlemine dizilir. Kromozomların en net şekilde görüldüğü evre metafaz evresidir. Her bir kromozoma ait sentromerler belirgin bir şekilde ikiye ayrılırak bölünür  ve kromatitler tam olarak birbirinden ayrılır. Sentromerler bütün kromatitlerde aynı anda ayrılır. Kromatitler sentromerleri ile iğ ipliklerine tutunurlar ve zıt kutuplara doğru harekete geçerler. 

    Anafaz evresi: Kromatitlerin zıt kutuplara gelmesiyle birlikte birbirlerinden ayrılarak kardeş kromatitler adı verilen 2 kromatit oluştururlar. Kardeş kromatitler kutuplara  vardığında anafaz evresi sona erer. 

    Sitoplazma bölünmesi: Çekirdek bölünmesi hücre sitoplazma bölünmesi geçirir. Bitki hücrelerinde ve hayvan hücrelerinde mitoz bölünmenin farklarından biri de sitoplazma bölünmesidir. Hayvan mitoz bölünmesinde sitoplazma boğumlanarak, bitki mitoz bölünmesinde ise ara lamel oluşturularak bölünme gerçekleşir. 
    ]]>
    Fibröz Nedir https://www.hucreler.gen.tr/fibroz-nedir.html Sun, 30 Sep 2018 17:34:20 +0000 Fibröz nedir, Fibroz (bağ dokusu liflerinden zengin), liflerinden oluşmuş yara izi dokusundan meydana gelmektedir. Genellikle, enfeksiyon, yaralanma ve iltihabın ardından ortaya çıkmaktadır. Yara izleri normalinden fazla olursa; Fibröz nedir, Fibroz (bağ dokusu liflerinden zengin), liflerinden oluşmuş yara izi dokusundan meydana gelmektedir. Genellikle, enfeksiyon, yaralanma ve iltihabın ardından ortaya çıkmaktadır. Yara izleri normalinden fazla olursa; karın zarı iltihabın ardından bu bölgede yapışmalar, yara bölgesinin dışına taşan ve keloid adı verilen yeni doku oluşumu gibi rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Yara izi, ayrıca interstisyel akciğer hastalıkları(derin akciğer dokularının yara izi olması ve kalınlaşmasıyla tanımlanan bir hastalık grubu) gibi kronik iltihaplı hastalıkların ve siroz veya karaciğerde yaraya sebep olabilen hepatitin sonucu da olabilmektedir.

    Karaciğer fibrozis nedir

    Kronik olarak karaciğer hastalıkları son aşamaya kadar geldiğinde karaciğerde fibroza neden olabilmektedir. Karaciğer fibrozis büyük oranda meydana geldiyse, bu siroz olarak tanımlanmaktadır. Buna sebep olan etkenlerin başında kronik virüs hepatitleri, alkol kullanılması, diğer toksinler, otoimmün hastalıkları ve metabolizma hastalıklarından oluşmaktadır. Karaciğer fibrozis durumunda zehirli maddelerin temizlenmesi, sindirim oluşması ve kan pıhtılaşması gibi önemli fonksiyonlar da kısıtlanma meydana gelmektedir. Nebdeleşme olan karaciğerde kanın akışı serbest bir şekilde olmadığı için, kan birikimi de sorun haline gelmektedir. İleri aşamalarda karın bölgesinde su birikmesi, beyinde  bir takım sorunlar oluşması, vücutta organ yetmezliği, içten gelen kanama, karaciğer kanseri gibi sorunlar yaşanmaktadır.

    Karaciğer fibrozis hastanın durumuna göre farklı kuluçka süresi oluşmaktadır. Bundan etkilenen kişilerde bazen yıllar sonra da ortaya çıkmaktadır. Toplumda oldukça yaygın şekilde karaciğer fibrozis görülmektedir.  Hastalığın ilk başlarında belirtileri çok fazla etkili olmamaktadır. Ciltte değişimler ortaya çıkabilmektedir. Ellerin içinde kızarıklık gibi belirtiler görülmektedir. Genellikle halsizlik ve enfeksiyonlara yatkınlık görülmektedir.

    Karaciğer fibrozis tedavisi

    Tedavisi için öncelikle hastalığa sebep olan etkenler tespit edilmelidir. Hastalığa uygun bir tedavi uygulanmalıdır.  Karaciğer fibrozis tedavileri karaciğerde  olan hasarın durdurulmasına yardımcı olabilir ya da hasarı durdurabilmektedir. Fakat karaciğer fibrozis siroz aşamasında genel olarak düzeltilemeyebilir. Bunun nedeni ortadan kaldırılmış olursa, karaciğer kısmi de olsa kendini toparlayabilmektedir. Siroz hastalarının  iyileşmesini sağlayacak  ilaç ya da bitkisel bir tedavi yolu henüz bulunmamaktadır. İleri aşamasında hatta son evresinde hastaya karaciğer nakli yapılması gerekebilmektedir. Karaciğer nakli sonunda hastanın yaşaması sağlanabilmektedir. Sağlıklı günler dilerim. 

    ]]>
    Dna İzolasyonu Nedir https://www.hucreler.gen.tr/dna-izolasyonu-nedir.html Mon, 01 Oct 2018 01:29:10 +0000 DNA izolasyonu, organik açıdan bozulmamış olan hücrelerde özel teknikler aracılığıyla DNA molekülünün ortaya çıkarılmasına verilen isimdir. DNA, hücre içerisinde; kloroplastlarda, mitokondride ve çekirdekte yer almakta DNA izolasyonu, organik açıdan bozulmamış olan hücrelerde özel teknikler aracılığıyla DNA molekülünün ortaya çıkarılmasına verilen isimdir. DNA, hücre içerisinde; kloroplastlarda, mitokondride ve çekirdekte yer almaktadır. DNA izolasyonu ise oldukça farklı amaçlar için kullanılabilmektedir.  

    DNA İzolasyonun En Çok Tercih Edildiği Alanlar: 
    • Adli tıp
    • Parmak izi
    • Taksonomi
    • Hastalıkların teşhis edilmesi
    • Evrimsel bağlantıların araştırılması
    • Moleküler genetik çalışmalarında
    • Gen klonlamasında şeklindedir. 
    Ek olarak DNA molekülü; suda çözünebilir ancak alkolde çözünmez ve negatif yüklüdür. 

    DNA İzolasyonu Yöntemlerinde Kullanılan Aşamalar: 
    • Hücrenin parçalanması ile birlikte molekül ağırlıklı DNA'nın ortaya çıkması. 
    • Proteoliz ve denatürasyon yöntemleri ile DNA-protein kompleksinin ayrıştırılması ve DNA'nın çözünür hale getirilmesi. 
    • Basit enzimatik ya da kimyasal yöntemlerle DNA'nın protein, RNA ve diğer makromoleküllerden ayrıştırılması. 
    DNA izolasnyou için kullanılan yöntemlerden biri olan denatürasyon; DNA molekülünün yapısında çözünme sağlamak için molekülün yüksek pH ya da yüksek sıcaklık değerinde bırakılması işlemidir. Renatürasyon ise; DNA molekülünün sarmal yapısının eski haline dönebilmesi için koşulların tekrar normalleştirilmesi sürecidir. Renatürasyon için denatürasyonun geri dönüşümü denebilir. 

    DNA izolasyonunun en önemli aşaması olan hücre duvarının parçalanması fiziksel parçalama ve kimyasal madde ile işlem kısımlarından oluşmaktadır. Fiziksel parçalama dondurup - çözme eylemlerinden oluşurken kimyasal kısım pek çok farklı madde içerir. Bu maddeler: 
    • Tuz: Hücre duvarından geçerek DNA'ı proteinlerden ayırır. 
    • Deterjan: Hücre duvarının geçirgenliğini çoğaltarak hücre içeriğinin serbest bırakılmasını sağlar. 
    • Etil asetat, toluen, SDS: Membran yapısını bozmaya yardımcı olur. 
    • İzopropanol ve etanol: Nükleik asitlerin çöktürülmesini kolaylaştırır. 
    • Amonyum sülfat ve sodyum sülfat: Proteinleri çöktürür. 
    • Proteinaz: Homojen bir karışım elde edilmesini destekler. 
    • Rnaz: Hücre içinde bulunan RNA'lar, tek iplik şeklinde stabil olabildiklerinden onların da ortamdan uzaklaştırılması gerekir ve bunun için Rnaz işlemi uygulanır. 
    Hücre membranın parçalanması DNA'nın nükleazlardan uzaklaştırılmasını ve DNA-protein kompleksinin çözülmesini de beraberinde getirir. 

    DNA ekstraksiyonu için SDS ve CTAB gibi çözücüler ile işlem yapılır ve böylece hücre zarı parçalanır. Saflaştırmaya çalışılan DNA, organik bir molekül olduğundan nükleazlar tarafından enzimatik olarak parçalanabilmektedir. Bu nedenle nükleazlardan ayrıştırılması gerekir. DNA'nın protein kompleksinden uzaklaştırılması için de kloroform ve fenol karışımı eklenir. Böylece DNA'nın saflaştırılma işlemi gerçekleşmeye başlamış olur. 
    ]]>
    Kromozom Sayısı https://www.hucreler.gen.tr/kromozom-sayisi.html Mon, 01 Oct 2018 06:28:09 +0000 Kromozom sayısı;  kromozom her canlıda olduğu gibi insanlarda da hücrelerden oluşmaktadır. Bir hücre sitoplazma  ve çekirdekten oluşmaktadır. Hücre çekirdeğinde bulunan hücre bölünmesi ile şekillenen ve kopyalanabilen iplik Kromozom sayısı;  kromozom her canlıda olduğu gibi insanlarda da hücrelerden oluşmaktadır. Bir hücre sitoplazma  ve çekirdekten oluşmaktadır. Hücre çekirdeğinde bulunan hücre bölünmesi ile şekillenen ve kopyalanabilen iplikler yapılara kromozom denir. Kromozomlar gözle görülmezler. Ancak mikroskop yardımı ile görülebilirler.  Kromozom sayıları canlı çeşitlerine göre değişiklik gösterebilir. İnsanlardaki kromozom sayısı 46 dır. Bu kromozomların 23 tanesi çifttir. Hayvanlardaki kromozom sayısı ise farklılık gösterebilir. 

    Kromozomların görevi;  rahimde döllenme sırasında kadınlarda bulunan 23 kromozom ile erkek sperminde bulunan 23 kromozomla birleşerek toplam 46 kromozomu oluştururlar. Bu krozomlarda insan hayatında belirli rol oynar. Örneğin bireyin ten rengini, göz rengini, yaşam süresini hatta bu süre içinde yakalanacağı hastalıklara kadar her şeyi programlarlar.

    Hayvanların kromozom sayısı; 
    • Kirpinin kromozom sayısı; 4
    • Karasineğin kromozom sayısı; 12
    • Kurbağanın kromozom sayısı; 26
    • Yarasanın kromozom sayısı; 44
    • Eşeğin kromozom sayısı; 62
    • Keçinin kromozom sayısı; 60
    • Devenin kromozom sayısı; 70
    • Tavuğun kromozom sayısı; 78
    • Köpeğin kromozom sayısı; 78
    • İneğin kromozom sayısı; 60
    • Koyunun kromozom sayısı; 54
    • Kurdun kromozom sayısı; 78
    • Filin kromozom sayısı; 56
    • Serçenin kromozom sayısı; 60
    • Yılanın kromozom sayısı; 78
    • Sivrisineğin kromozom sayısı; 6
    • Hindinin kromozom sayısı; 82
    • Sincabın kromozom sayısı; 40
    • Kral yengecin kromozom sayısı; 208
    • Maymunun kromozom sayısı;  42
    • Çekirgenin kromozom sayısı; 14
    • Farenin kromozom sayısı;  40
    • Güvercinin kromozom sayısı; 60
    • Kangurunun kromozom sayısı; 12
    • Salyangozun kromozom sayısı; 24
    • Tavşanın kromozom sayısı;  44
    • Tilkinin kromozom sayısı; 34
    ]]>
    Dna Modeli https://www.hucreler.gen.tr/dna-modeli.html Mon, 01 Oct 2018 18:16:52 +0000 Dna modeli hazırlanması orta okul ve liselerde fen ve teknoloji dersi işlenir iken birçok öğrencinin hazırlamış olduğu bir maket halindeki yapıdır. Bu yapıda bir dna kısmından bulunması gereken temel yapılar yer almaktad Dna modeli hazırlanması orta okul ve liselerde fen ve teknoloji dersi işlenir iken birçok öğrencinin hazırlamış olduğu bir maket halindeki yapıdır. Bu yapıda bir dna kısmından bulunması gereken temel yapılar yer almaktadır. Öğrenciler bu sayede hücreyi yöneten bu yapının hangi bölümlerden oluştuğunu daha iyi pekiştirmiş olacaklardır. Bunun için de gerek ödev olarak ve gerekse laboratuvarlarda öğrencilere bu dna modeli ders olarak verilmektedir. Bu makalemizde de sizlere örnek bir dna modeli nasıl hazırlanacağı hakkında detaylı bilgi vereceğiz.

    Dna modeli hazırlarken dikkat edilmesi gereken en temel husus mutlaka bu yapının üzerinde adetin ile timin ve guanın ile sitozin bulunması gerekir. Bunun ile birlikte bu yapıların modeli sarmal bir biçimde gösterilmesi de şarttır. Gösterilen her bir yapı karşısında yer alan nükleotit ile uyuşması şarttır. Aksi takdirde yapacağımız dna modeli hatalı olacaktır. Bu hususa çok dikkat edilmesi gerekir. Bu dna yapısında yer alan her bir kod bizim kalıtsal bilgilerimiz olarak bilinmektedir. Dna yapısı ile ilgili olarak çalışma yapan birçok bilim adamı bulunmaktadır. Ancak bunların arasında günümüzde kullanılan ve kabul edilen dna modelini yapan kişiler Francis Crick ile James Watson olarak bilinmektedir.

    Dna Modeli Yapımı

    Bu makalemizde sizler ile örnek bir dna modelinin nasıl hazırlanacağı hakkında bilgi vereceğiz. Bahsedeceğimiz malzemeler ile modelin yapımı hakkında bilgileri doğru bir şekilde uygulamanız halinde bu modeli hazırlamanız oldukça kolaydır.

    Dna Modeli Yapımı İçin Kullanılacak Malzemeler

    • 10 tane plastik pipet
    • 48 adet plastik renkli raptıye ( bu raptiyelerin 12 tanesinin sarı, 12 tanesinin kırmızı, 12 tanesinin mavi ve 12 tanesinin de yeşil olmasına dikkat edin )
    • 48 adet metal ataş
    • İp
    • Cetvel
    • Makas

    Dna Modelinin Yapılışı

    İlk olarak elimize plastik pipetleri alarak yaklaşık olarak 3 cm boyutlarına getirmemiz gerekir. Parçalara ayırdığımız plastik pipetler toplamda 48 adet olacaktır. Elde ettiğimiz plastik pipetlerin tam orta kısmına renkli bir raptiye koyun. Bütün raptiyelerinizi bu şekilde kullanmanız gerekmektedir. Pipet parçalarının uç kısmına ise metal ataşın yarısı dışarı tarafta kalacak bir biçimde takın. Böylelikle oluşturacağınız dna modeli 24 modelden oluşacak bir zincir haline gelecektir. Bu zinciri meydana getireceğiniz esnada plastik raptiyelerinizin zincirlerini bozmamaya dikkat edin. Son olarak mavi renkteki raptiyelerinizin sarı renkteki raptiyeler ile eşleştirin. Bunun ile birlikte kırmızı raptiyeleri de yeşil ile eşleştirmeniz gerekmektedir. Yani adenin ile timin ve guanin ile sitozin karşılıklı olarak bu renkler ile belirtilecektir. Son olarak her iki tarafı da yani zinciri de masanızın üzerine bırakın. Ardından da mavi raptiyeye sarı ve kırmızı raptiyeye ise yeşil raptiyeyi ip sayesinde birleştirin. Bu sayede dna modelimiz son halini halacaktır.

    ]]>
    Mitozun Canlılar İçin Önemi https://www.hucreler.gen.tr/mitozun-canlilar-icin-onemi.html Tue, 02 Oct 2018 05:21:58 +0000 Mitozun canlılar için önemi, bu sorunun cevabı olarak mitozun canlılar için önemi, hücreler canlıların büyümesini tamamlaması ve sağlıklı olarak yaşam sürebilmesi için gerekli olan vücuttaki en küçük birimlerdir. Canlıl Mitozun canlılar için önemi, bu sorunun cevabı olarak mitozun canlılar için önemi, hücreler canlıların büyümesini tamamlaması ve sağlıklı olarak yaşam sürebilmesi için gerekli olan vücuttaki en küçük birimlerdir. Canlılarda bulunan her türlü hücrenin ömrü sadece bir kaç dakika ile sınırlı olduğundan dolayı hayatını kaybeden hücrelerin yerine yeni hücrelerin gelmesi gerekiyor. Mitozun görevi burada devreye giriyor ve ölen hücrelerin yerine yeni hücreleri üretiyor. Bu olay canlıların hayatında olmazsa olmaz bir durum aynı zamanda da bir döngüdür. Eğer mitozda meydana gelen bu bölünme insan hayatı dahil tüm canlılar için şu an itibariyle durmuş olsaydı, hayatta bulunan bütün canlılar sadece bir kaç dakika içinde hayatları sona ererdi. Bu sebeple de mitoz canlıların hayatına devam ettirebilmeleri için çok önemi olan ve devamlılığı olan bir olaydır. Mitozun canlılar için önemi sorusuna kısaca yanıt verecek olursak eğer mitoz canlıların sürekliliğini, devamlılığını sağlamak, büyümesi ve aynı zamanda da gelişmesini sağlamak, vücutta oluşan yaraların çabuk iyileşmesini sağlamak ve daha bir çok işlev için gerekli ve önemlidir diyebiliriz. 

    Mitozun canlılar için önemi için örnek verecek olursak:
    • Birinci olay büyümemiz için mitoz bölünme şarttır.  Yeni dünyaya gelmiş bir bebeğe bakacak olursak eğer bebek günden güne nasıl hızla büyür ve gelişir. Bu büyüme olayına sebep olan şey ise hücrelerin sayısında olan artıştır. Bu hücrelerde olan artış için ise mitoz bölünme durumu çok önemli ve de gereklidir. 
    • İkinci önemli durum ise vücutta farklı nedenlerle ortaya çıkan yaraların iyileşme ve tedavisi için mitoz bölünme şarttır. Düşerek dizini yaralayan bir çocuğun, düşme sonucunda dizinde bulunan hücreler yaralanma gösterir ve sonrasında ölür. Mitoz bölünme durumu ile yeni hücreler düşme sonucunda ölen hücrelerin yerini almaya başlar ve bir kaç gün içinde kendini toparlar ve iyileştirme gösterir. 
    Aslına bakılırsa mitozun canlılar için önemi tartışılmaz. Mitoz sayesinde gelişim ve tedavi gibi olaylar meydana gelir. Yaralar mitoz sayesinde iyileşme gösteriyor ve büyüyüp gelişmemiz de mitoz sayesinde oluyor. Bitkilerin sürgünlerinin uçlarında mitoz bölünme yoğun şekilde görülür. Mitoz tek hücreli canlılarda üremeyi sağlar. Mitoz bölünme başlamadan önce DNA kendini eşler. 
    ]]>
    Adenom Nedir https://www.hucreler.gen.tr/adenom-nedir.html Tue, 02 Oct 2018 15:00:37 +0000 Adenom nedir; Hipofiz bezi vücutta bulunan hormonların merkezi kontrolünü ele alan ana salgı bezi olarak görev yapmaktadır. Hipofiz adenomları bezin içinde yer alan muhtelif hücrelerden olur ve tipik olarak yavaş gelişirler. Hipof Adenom nedir; Hipofiz bezi vücutta bulunan hormonların merkezi kontrolünü ele alan ana salgı bezi olarak görev yapmaktadır. Hipofiz adenomları bezin içinde yer alan muhtelif hücrelerden olur ve tipik olarak yavaş gelişirler. Hipofiz adenomları nispeten daima olup erişkinlerde 1/1000 oranında meydana gelmektedir. 

    Hipofizden dolayı meydana gelen kistlerin büyük kısmı iyi huylu olup adenom olarak adlandırılmaktadır. Bu adenomlar 
    • Tipik olarak yavaş yavaş gelişirler,
    • İyi huylu olmalarına rağmen diğer dokulara kayabilir,
    • Kanserleri çok nadir olmaktadır.
    Adenomlar büyüklüklerine göre 2 çeşittir. 1 cm den daha küçük çapa sahip olanlara mikro adenom, büyük çapa sahip olanlara ise makro adenom denir. Hipofiz kistleri çoğunlukla hormon yapan veya yapmayan olarak değerlendirilmektedir. Hormon üreten kistler çok miktarda aktif hormon meydana getirirler. Hasta olan kişiler çoğunlukla hormon dengesizliği ile ilgili teşhisler doğar. Hormon salgılaması yapamayanlar büyüklüklerine bağlı olarak diğer dokulara yaptığı baskı ile ilgili teşhisler meydana getirir. Büyük kistler normal hipofiz bezini baskı altında tutarak hipofiz yetersizliğine sebep olur. Hormon salgılayan büyük kistlerde hormon bulgularına ilave olarak beyin basısına bağlı olarak teşhislere de rastlanır. Hormon salgılaması yapan hipofiz adenomları en fazla görülenler prolaktin salgılaması yapan adenom; prolaktinom denip kadınlarda adet görememe ve memelerden süt gelmemesine sebep olur. Büyüme hormonu salgılaması yapan adenom erişkinlerde akromegaliye çocuklarda ise gigantizme sebep olur. ACTH salgılayan adenom cushing hastalığını meydana getirir. Tiroidi uyaran hormon salgılaması yapan adenomlar hipertiroidizme sebep olur. 

    Adenom tedavisini belirleyen faktörler şunlardır;
    • Eğer var ise kistin hormon üretmesi
    • Kistlerin büyüklüğü
    • Kistlerin diğer yapılara yayılıp yayılmadığı
    • Hasta olan kişinin yaşı ve genel sağlık durumu
    Adenom tedavisi kaç çeşittir; 

    Medikal tedavi; Hormon salgılaması yapan kistlerin bir endokrinolog ile beraber tedavi edilmesi gerekir. Prolaktinomlar çoğunlukla sadece medikal tedavi gereklidir. Medikal tedavi akromegali ve cushing hastalığında önemli yerdedir. Cerrahi müdahale öncesi mevcutsa hipofiz yetmezliğinin tedavisi çok önemlidir. Yeterli olmayan kortizol ya da tiroid düzeyi hayatsal önemde olduğu için tedavi yapılması gereklidir.

    Cerrahi tedavi; Adenomların çoğunda burundan endoskopik ve mikro teknikle iyi şekilde çıkarılır.

    Radyoterapi; Stereotaktik radyoterapide kistlere yüksek doz radyasyon verilip normal hipofiz bezi dışında çevre beyin dokusu çok az bir radyasyon alır. Bundan dolayı radyoterapinin temel sakıncalarından birisi uzun zaman sonra hipofiz yetmezliği olur. Bu durum tedaviden yıllar sonra yapılır ve olmayan hormonların yerine konması lazımdır. Radyoterapi cerrahi olarak kür olmayan ve ilaç ile kontrol altına olmayan kistler için yedektedir. 
    ]]>
    Beyin Hucreleri Yenilenir Mi https://www.hucreler.gen.tr/beyin-hucreleri-yenilenir-mi.html Wed, 03 Oct 2018 09:11:45 +0000 Beyin hücreleri yenilenir mi, Bildiğiniz gibi beynimiz çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Beyin hücreleri beynin fonksiyonlarını düzgün yerine getirebilmesi için beyinde işleyişlerini sağlamaktadırlar. Bu hücreleri sayesinde, Beyin hücreleri yenilenir mi, Bildiğiniz gibi beynimiz çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Beyin hücreleri beynin fonksiyonlarını düzgün yerine getirebilmesi için beyinde işleyişlerini sağlamaktadırlar. Bu hücreleri sayesinde, beyin vücut üzerindeki kontrolünü sağlamakta ve düzgün çalışmasını kontrol edebilmektedir. Yani çok önemli elemanlardır. Beyin hücreleri ne kadar sağlıklı olursa yaşamsal fonksiyonlarda o kadar sağlıklı olacaktır. Beyin hücreleri yenilenir mi Evet yenilenebilir. Ancak bu kişinin ne kadar sağlıklı yaşadığına ve yaptığı aktivitelere bağlıdır. 

    Beyin hücreleri nasıl yenilenir

    Düzenli spor yapanlarda, sigara ve alkol kullanmayanlarda, beyin egzersizi yapanlarda vb. olumlu bütün faaliyetlerde beyin hücreleri yenilenme sürecinde olur. Aslında buna tam olarak yenilenme demeyelim. Hücrenin kapasitesini artırma diyebiliriz. Var olan kapasitenin artması bir nevi yenilenme olduğu için hücre daha kaliteli hale gelmiş olacaktır. Aynı zamanda kaliteli uykuda beyin hücrelerinin yenilenmesi için gerekli olan şartlardan bir tanesidir. Bulmaca çözmek, zeka oyunları oynamak, yeni bir dil öğrenmek hatta dışarı çıktığınızda farklı yönlerden gitmek bile beyin hücrelerinin yenilenmesine katkı sağlayacaktır. Beyin hücrelerinin yenilenmesinde beslenme de çok önemlidir. Yiyeceklerden yada takviye ilaçlar yolu ile aldığımız vitamin ve mineraller büyük önem taşımaktadır. Demir, çinko, B vitamini ve iyot başta gelen vitamin ve minerallerdir. Özellikle B vitaminin büyük önemi bulunmaktadır. Özellikle beynin aktif olduğu anlarda B vitamini çok hızlı tükenmektedir. Buda anlık unutkanlıklara neden olabilmektedir. Beyin hücrelerinin kullandığı yağ ve glikozun yanması için B vitamini gerekmektedir. Vitamin B1 yeterli alındığında kişi kendini zihinsel olarak daha iyi hissedecektir. Yapılan bir araştırmada vitamin B1 (tiamin) desteği verilen deneklerde verilmeyenlere oranlar zihinsel test sonuçları daha verimli çıkmıştır. Yenilenmiş beyin hücreleri sayesinde daha pratik düşünebilecek ve algılarınız daha açık hale gelecektir. Eğer gün içerisinde anlık unutmalar ve konsantrasyon güçlüğünüz var ise beyin hücrelerinize takviye göndermenin zamanı gelmiş olabilir. Kendinize iyi bakın.
    ]]>
    Tübüler Adenom https://www.hucreler.gen.tr/tubuler-adenom.html Wed, 03 Oct 2018 11:20:50 +0000 Tübüler adenom, tüm insanlarda meydana gelebilen bir kanser hastalığıdır. Direk olarak kalın bağırsak üzerinde görülen bu kanser türü, ciddi tehlikeler taşıyan bir hastalıktır. Günümüzde birçok kanser hastalığı gibi n Tübüler adenom, tüm insanlarda meydana gelebilen bir kanser hastalığıdır. Direk olarak kalın bağırsak üzerinde görülen bu kanser türü, ciddi tehlikeler taşıyan bir hastalıktır. Günümüzde birçok kanser hastalığı gibi net tedavileri olmayan bu rahatsızlık, sadece erteleyici tedavilerle müdahale edilir. Günümüze kadar birçok hasta bu rahatsızlığını atlatabilmiştir. Fakat atlatan sayısı, hastalık nedeniyle hayatını kaybeden hasta sayısıyla kıyaslandığında çok az bir rakam olduğu anlaşılmaktadır. Tübüler adenom ve buna benzer birçok polip hastalıkları normalde çok sık rastlanmaz. Fakat belli bir yaşın üzerinde olan insanlar bu hastalıktan çok fazla etkilenirler. Tübüler adenom aslında direk olarak bir poliptir. Fakat bu polibin kötü huylu olması ve yapılan tedavilere olumsuz cevap vermesi onu bir kanser olarak ele aldırmaktadır. Tübüler adenom rahatsızlığı yirmi yaş ve daha altında olan insanlarda çok az görülen bir durumdur. Yapılan araştırmalara göre ve istatistiklere göre bu yaşın altındaki insanlarda yüzde otuz oranında tübüler adenom görülürken bu yaşın üzerinde olan insanlarda bu ihtimal yüzde atmışa kadar çıkmaktadır. Bu nedenle yirmi yaş ve daha üstündeki insanların ailelerinde böyle bir rahatsızlık meydana gelmişse çok daha dikkatli olmaları ve gerekli olan kontrolleri düzenli olarak yapmaları gerekmektedir. Eğer sizlerde de genetik olarak tübüler adenom görülme riski varsa bu durum için gerekli önlemleri alın.

    Kalın bağırsak içerisinde birçok polip türü meydana gelir. Bu polip türlerinden en önemlisi tübüler adenomdur. Tübüler adenom sorununun yanı sıra tübülovillöz adenom ve villöz adenom gibi rahatsızlıklar da bulunmaktadır. Bilinmelidir ki kalın bağırsak içerisinde yer alan poliplerin tümü için kanserleşme gibi bir durum söylenemez. Fakat kalın bağırsak içerisinde oluşmuş olan polipler, önlem alınmadığı zamanlarda bu gibi kanserleşme sürecine girebilir. Bu nedenle kalın bağırsak polipleri dikkat edilmesi gereken bir durumdur. 

    Tübüler adenom belirtileri nelerdir

    Kanama: Kalın bağırsak içerisinde bulunan ve kanserleşmiş poliplerin meydana getirmiş olduğu kanamalar kişilerin boşaltım işlemleri sırasında idrar içerisinde meydana gelerek görülebilir. Kanamaların şiddetli tübüler adenom rahatsızlığının şiddetine göre değişiklik gösterebilmektedir.

    Sabah diyareleri: Kalın bağırsağında tübüler adenom meydana gelmiş olan insanlarda görülen önemli belirtilerden bir tanesi de sabahları ishal sorununun ortaya çıkmasıdır. Bu durum hemen hemen her sabah meydana gelirken günün diğer saatlerinde görülmeyebilir. 

    Karın ağrısı: Bağırsaklarda meydana gelen ağrılar insanlarda karın ağrısı olarak hissedilir. Bu ağrıların mideden kaynaklanmadığını kişi kendisi anlar. Genellikle meydana gelen karın ağrısı direk olarak bağırsak içerisindeki poliplerden kaynaklanır. 

    Aşırı kokulu gaz: İnsanlarda kokulu olması son derece normal olan gaz, bu rahatsızlıktan etkilenen insanlarda aşırı bir halde kokabilir. Bu koku, sürekli aynı ve sürekli kokulu bir halde devam ederse bu durumu da bir belirti olarak ele alabiliriz. 

    Hızlı kilo kaybı: Tübüler adenom sorunu olan insanlarda meydana gelen bu rahatsızlık direk olarak kişilerde beslenmenin zayıflamasına neden olurken kimi zaman iştah kaybına kimi zaman da kalın bağırsağın görevini yapamamasına bağlı olarak zayıflama durumlarına neden olabilir. 
    ]]>
    Lökosit https://www.hucreler.gen.tr/lokosit.html Thu, 04 Oct 2018 00:04:20 +0000 Lökosit, Vücudu hastalıklara karşı korumak amacıyla bağışıklık sistemi ile beraber görev yapan ve beyaz kan hücreleri olan lökositlerin normal bir insanda her mikro litrede 4500 ve 10000 hücre arasında olması gerekir. Enfeksi Lökosit, Vücudu hastalıklara karşı korumak amacıyla bağışıklık sistemi ile beraber görev yapan ve beyaz kan hücreleri olan lökositlerin normal bir insanda her mikro litrede 4500 ve 10000 hücre arasında olması gerekir. Enfeksiyona neden olan bakteri ve virüsleri ortadan kaldırılma görevi olan lökositler halk arasında akyuvar olarak bilinir. Ortaya çıkmasına idrar kesesinde, böbrekte ya da idrar yolunda ortaya çıkan hasarlara sebep olabilir. Aynı zamanda vücutta lökosit sayısını artırarak diğer bir neden ise vücutla yabancı maddelerin bulunmasıdır. Lökosit sayısının artmasına yani lökosit yüksekliğine lökositoz denir. 

    Lökosit idrara nasıl geçer, hastalıklarla savaşırken yok olan veya zarar gören lökositleri vücut idrar yoluyla atmak için daha fazla oranda lökosit üretir. Vücuttaki eski hücreler idrar yoluyla atıldığı için az miktarda idrarda her zaman lökosit olması normal bir durumdur. İdrarda eğer aşırı oranda lökosit varsa bu durum idrar yolu enfeksiyonun göstergesi olabilir.

    İdrarda lökosit bulunmasının nedenleri

    Böbrek enfeksiyonu, çoğunlukla idrar yolunda başlayarak böbreğe yayılan böbrek enfeksiyonu idrarda lökosit oranının artmasına sebep olur. Bununla beraber idrar yolu ve üretrada oluşan iltihap ve idrar kesesi enfeksiyonu da idrarda lökosit seviyesinin artmasına yol açabilir.

    Gebelik, gebelik döneminde vajinada oluşan kirlenmeden dolayı idrarda lökosit sayısı artabilir. Gebelik aynı zamanda idrarda protein sayısının artmasına da sebep olabilir.

    Uzun süre idrarın tutulması, bu durum idrar kesesinin zayıflamasına neden olur ve bu da idrar kesesinin boşalmasını zorlaştırır. İdrarın uzun süre idrar kesesinden boşaltılmaması idrarda lökosit oranının artmasına neden olan bakteriyel enfeksiyonların ortaya çıkmasına neden olabilir.

    İdrar yolunda tıkanıklık, idrarda lökosit görünmesine neden olan bir diğer etken de idrar yolundaki tıkanıklıktır. Bu durum zamanla idrarda kan görülmesine de neden olabilir. Leğen kemiği tümörü, idrar kesesi ya da böbrek taşları, leğen kemiği zedelenmesi, prostat büyümesi ve idrar yolundaki yabancı maddeler boşaltım sisteminde tıkanıklığa sebep olabilir.

    İdrarda lökosit belirtileri, ateş, titreme, böbrek iltihabı, idrardan kan gelmesi, idrarın bulanık veya kokulu olması, idrar esnasında acı hissetme, sık sık idrara çıkma, idrar kesesi tümörü ve sistemik lupus eritematozus idrarda lökosit belirtileri arasında sayılabilir.

    İdrarda lökosit yüksekliği teşhis ve tedavisi, lökosit seviyesini kontrol edebilmek için çubuk testi uygulanır. Bunun yanı sıra mikroskobik test yapılabilir. Aynı zamanda lökosit oranındaki dengesizlikleri gözlemlemek amacı ile test istenebilir. İdrarda yüksek oranda lökosit olmasının uzun süre devam etmesi durumu, böbrek ve idrar kesesinin hasara uğramasına neden olur. İdrarda lökosit durumunu belirlemek için yapılan kan testi tedaviye ihtiyaç olup olmadığının belirlenmesine yardımcı olur.

    İdrarda lökosit tedavisi, lökosit seviyesini artmasına sebep olan enfeksiyonun tedavi edilmesi ile başlar ve tedavi yöntemi enfeksiyonun türüne göre değişiklik gösterebilir. Muayeneden sonra doktor tarafından enfeksiyonun giderilmesi için gerekli olan antibiyotik ilaçlar reçete edilir ve hastalığın çok ilerlediği durumlarda hayati tehlikesi olan böbrek enfeksiyonun tedavi için hastanın hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekli olabilir.
    İdrarda lökositin tedavisinde aynı zamanda hijyen kurallarına dikkat etmek oldukça önemlidir. Enfeksiyon giderilmesi için cinsel organ yumuşak bir sabunla yıkanarak temizlenmeli ve iyice kurulanmalıdır ve enfeksiyon giderilene kadar hastanın cinsel ilişkiden kaçınmasında fayda vardır. Bakterinin çoğalmasını gidermek amacı ile iç çamaşırı sık sık değiştirilmeli ve cinsel organa elle dokunmaktan kaçınılmalıdır. İdrarda lökosit seviyesinin atmasını engellemek]]> Yetişkin Kök Hücre https://www.hucreler.gen.tr/yetiskin-kok-hucre.html Thu, 04 Oct 2018 22:21:47 +0000 Yetişkin kök hücre, üzerinde yarım asırdan beri ciddi çalışmalar yapılmakta ve halen artan bir hızla devam edilmektedir. Yetişkin kök hücrenin iki özelliği bulunmaktadır. İlk özelliği özel bir hücreye dönü Yetişkin kök hücre, üzerinde yarım asırdan beri ciddi çalışmalar yapılmakta ve halen artan bir hızla devam edilmektedir. Yetişkin kök hücrenin iki özelliği bulunmaktadır. İlk özelliği özel bir hücreye dönüşebilmesi, diğer özelliği ise kendini kopyalayabilmesidir. Kök hücre insan vücudunda göbek kordon kanı, kemik iliği, plasenta ve kalp, karaciğer, pankreas, göz, böbrek gibi organlarda bulunur. Özellikle yetişkin kök hücre kemik iliğinde bulunur. Yetişkin kök hücre dokuda oldukça az sayıdadır. 

    Yetişkin kök hücre özellikleri ve görevleri: 

    Kök hücre sürekli olarak kendisini yenileme ve sınırsız sayıda bölünebilme gücüne sahip hücrelerdir ve vücut içerindeki yerleri belli değildir yani insan vücudunda dağınık olarak bulunurlar. Yetişkin kök hücre embriyodan elde edilen kök hücreden oldukça farklı özelliklere sahiptir. En önemli farklılık sayılarında ve hücre tiplerindedir. Yetişkin kök hücre sayısı daha azdır. Embriyodan elde edilen kök hücre kolay şekilde vücuttaki hücrelerin hepsine dönüşebilme özelliğine sahiptir. Oysa ki yetişkin kök hücre sadece ilk başta hangi doku veya organdan elde edilmiş ise sadece o organ ya da dokuya dönüşebilir. Ayrıca kök hücre hızla çoğalırken yetişkin kök hücre sayı olarak az olduğundan ve dağınık bulunduğundan bu hücrelere ulaşmak daha zordur. Embriyodan elde edilen hücreler kültürde bile tespit edilebilir. Bu nedenle yapılacak kök hücre naklinde ihtiyaç duyulan kök hücre sayısı oldukça fazla olmasına rağmen elde edilen kök hücre sayısı az olduğundan yetişkin kök hücre kullanımı daha zordur. Kök hücrelerinin görevleri bulundukları yere göre farklılık arz etmektedir. Bu nedenle kök hücrelerin birden fazla görevi bulunmaktadır. 
    • Erişkin kök hücre sınırlı sayıdadır. en önemli görevi kök hücrenin içerisinde bulunduğu dokuda bir hasar ya da yaralanma meydana geldiğinde o bölgenin iyileşmesi kök hücre sayesinde gerçekleşmektedir. 
    • Yetişkin kök hücre kendisine uygun olan büyüme ortamını bulduğunda bu alana yerleşir ve yerleştiği alanda yer alan diğer hücreler ile bütünleşerek üretime geçer böylece hücre sayısında artış meydana gelir. 
    • Hemotopoetik kök hücrenin ise en önemli görevi kan hücrelerinin sürekli yenilenmesini sağlamaktır. 
    • insan beyninden elde edilen kök hücre sadece sinir hücresine dönüşebilir ve bu hücreler yalnız bir yöne farklılaşabilme özelliğine sahiptir. 
    Yetişkin kök hücre elde edilme şekli: 

    Yetişkinden kök hücre elde edilebilmesi için donöre kemik iliğini uyaracak türden ilaç enjekte edilir. İlaç verilmesindeki amaç hücrenin kana geçmesini sağlamaktır. Daha sonra kana geçen hücreler toplanır ve eğer kullanılacaksa hastaya nakli yapılır. Ayrıca sadece alınan kişide kullanılmak üzere yıllarca belli koşullarda saklanması da mümkündür.
    ]]> Eritrosit https://www.hucreler.gen.tr/eritrosit.html Fri, 05 Oct 2018 15:16:07 +0000 Eritrosit, Kırmızı ve yuvarlak olmasından dolayı alyuvar olarak bilinen ve  bir kan hücresi olan eritrosit, tam kan sayımı testi esnasında çalışılan oldukça önemli parametrelerden biridir. İlk defa 1658 tarihinde Jan Swammerd Eritrosit, Kırmızı ve yuvarlak olmasından dolayı alyuvar olarak bilinen ve  bir kan hücresi olan eritrosit, tam kan sayımı testi esnasında çalışılan oldukça önemli parametrelerden biridir. İlk defa 1658 tarihinde Jan Swammerdam tarafından mikroskop kullanarak tanımlanmış olan eritrositler yüzeylerinde oksijen molekülleri taşırlar ve aynı zamanda esnek yapıya sahip olmaları nedeniyle kanda oldukça hızlı hareket ederek ulaşılması zor olan yerlere esneklikleri sayesinde girebilir ve vücudun her yerine oldukça kolay ulaşabilirler.

    Eritrosit nerede üretilir, kemik iliğinde üretilen ve buradan kana karışan eritrositlerin üretimi yaklaşık olarak 7 gün sürer. Üretimi EPO adı verilen bir hormon tarafından tahrip edilir. Ortalama 120 gün kan hücresinde kalırlar ve bu süreden sonra vücut tarafından parçalanırlar.

    Eritrosit görevleri, akciğerlerde gaz alışverişi ile ilgili iki önemli görevi olan eritrositlerin en önemli görevi, nefes aldığımız zaman akciğerlerden aldığı oksijeni bütün hücrelere enerji olarak taşımaktır. Eritrositler gün boyunca 1000 litre oksijeni karaciğerden kalbe ve kalpten de diğer hücrelere ulaştırırlar. Eritrositlerin diğer önemli görevi ise, sağlığımız için zararlı olan karbondioksidi kalp ve akciğere getirerek nefes verme esnasında bu gazın dışarı atılmasını sağlamaktır. Eritroproteinin %90'ı böbrekte ve %10'u karaciğer ve diğer dokularda üretilir.

    Normal eritrosit değerleri;
    • Erkeklerde, 4,7-6,1 milyon hücre/mikrolitre 
    • Kadınlarda, 4,2-5,4 milyon hücre/mikrolitre  
    • Çocuklarda, eritrosit değerleri çocuğun yaşına ve cinsiyete göre farklılık gösterebilir.
    Eritrosit artışı, zor ortaya çıkan bir durum olan yüksek eritrosit yapılacak olan bazı testler esnasında ortaya çıkar ve kan hücrelerinin artmasına neden olarak bazı problemlerin ortaya çıkmasına neden olur. Demir eksikliği veya polisitemi gibi genetik hastalıklar, eritrosit artışının ortaya çıkmasına neden olan en önemli etkenlerdir.

    Eritrosit artışının nedenleri, çoğunlukla doku ve hücrelere yeteri miktarda oksijen gitmemesi nedeniyle bu durumun telafi edilmesi için aşırı miktarda kırmızı kan hücresi üretilmesi sonucu ortaya çıkan eritrosit artışı, bu durumun yanı sıra konjenital kalp hastalığı gibi kalp rahatsızlıkları, böbrek kanseri, uyku apnesi, aşırı sigara içmek, kanda oksijen seviyesinin düşük olması, ishal gibi bir hastalık sonucunda vücudun susuz kalması, pulmoner fibrozis gibi akciğer hastalıkları, yüksek rakımlı bir yerde bulunmak ve karbonmonoksit zehirlenmeleri gibi nedenler de eritrosit artışına sebep olabilir.

    Eritrosit artışı belirtileri, kırmızı kan hücresi sayısının artmasının çok yüksek olmadığı durumlarda hiç bir belirti göstermeyebilir. Ancak eritrosit armasında baş ve göğüs ağrısı, tansiyonun yükselmesi, kaşıntı, baş dönmesi, bulanık görme, kas ağrısı ve kulak çınlaması gibi belirtiler bazıları ya da tamamı görülebilir.

    Eritrosit artışı tedavisi, eritrosit artışı tek başına bir hastalık değildir. Eritrosit yükselmesi altında yatan bir hastalığın belirtisi olabileceği için muayene esnasında bazı testler yapılır ve teşhis konulduktan sonra eritrosit artışının kaynaklandığı neden bulunarak ona uygun bir tedavi sürecine başlanır. Eritrosit artışının aynı zamanda kanda pıhtı atmasına sebep olma ihtimali göz önünde bulundurularak mutlaka dikkate alınır ve bu nedenle tedavi süresinde hastaya aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlar verilerek kanın sulandırılması sağlanır.
    ]]>
    Deri Hücrelerinin Yenilenmesi https://www.hucreler.gen.tr/deri-hucrelerinin-yenilenmesi.html Fri, 05 Oct 2018 18:52:05 +0000 Deri Hücrelerinin Yenilenmesi, Deri yüzeyinde yara, bere, kesi veya bir darbeye bağlı olarak gelişen bozulmaların düzeltilmesi ve yenilenmesi deri hücrelerinin yenilenmesi olarak tanımlanır. Deri bir organdır, kendi kendin
    Deri Hücrelerinin Yenilenmesi, Deri yüzeyinde yara, bere, kesi veya bir darbeye bağlı olarak gelişen bozulmaların düzeltilmesi ve yenilenmesi deri hücrelerinin yenilenmesi olarak tanımlanır. Deri bir organdır, kendi kendini onarım mekanizması bulunur. Hücrelerin onarılması için geçen zaman dilimi deri hücreleri için yenilenme zamanıdır. Deri hücreleri yenilendiğinde, eskisi gibi görünmez. Derinin doğal akış çizgileri yenilenen yerde görülmeyip, onarım çizgisi belirgin bir şekilde görülür. Bu durum, yenileme hücrelerinin doğal hücrelerle aynı karakterde olmayışından kaynaklanır. 

    Deri hücreleri nasıl yenilenir

    Olumsuz yaşam koşullarından olan soğuk, sıcak hava, biyolojik ve kimyasal hava kirliği, kazalar ve hastalıklar nedeni ile derimiz de meydana gelen yıpranmalar, gerek belirsiz olarak kirlenme ve yüzeysel yıpranma; gerekse bozunum nedeniyle ağır hücre kayıpları ortaya çıkarır. Bu durumda derinin doğal görünümü kaybolur. Yüzeysel yıpranmalar, epidermisin isimli dış katmanın özelliğini kaybederek cansız görüntü oluşturmasından kaynaklanır. Epidermisin hava ve hafif temasların canlı tabakaya temasını önler, bu nedenle epidermisin kaybolduğunda canlı hücre oksijen içerikli havanın yakıcı etkisine maruz kalır ve canlı derinin acımasına neden olur. 

    Epidermisin, zaman içinde kendini oluşturan hücreler tarafından daha dışarı itilir ve alttan yeni epidermisin doku oluşmasına olanak verirler. Bu doğal yenilenme döngüsü ölene kadar devam eder. Epidermisin yüzeyin hemen altında bulunan kök hücre vücudun tamamına saran epitel doku hücrelerinden oluşur, protein içerikli olan bu epitel hücreler zamanla epidermisin hücreye dönüşürler. Değişik nedenlerle deride meydana gelen yıpranma ve bozunumlar yenilenebilir, organ kayıpları yenilenmez. Bazı bitki ve hayvanlarda bulunan hidra sünger hücreler organların yeniden çıkmasını sağlayabilir.

    Deri hücrelerinin yenilenmesi için neler yapabiliriz

    Bilinen en etkili besin arı ürünlerinden arı sütüdür. Arı sütü beyaz kremsi şekilde bulunur. Bununla birlikte propolis ve polen de hücre yenilenmesinde etkilidir. Yapılan araştırmalara göre kovan içinde kraliçe arı 2-3 yıl yaşarken, işçi arıların en fazla üç ay yaşadığı tespit edilmiştir. Bunun nedeni araştırıldığında arı sütünü sadece kraliçe arının yediği, dolayısı ile uzun yaşam sırrının arı sütü olduğu anlaşılmıştır. 

    Deniz ürünlerinin de hücre yenilenmesine etkisi büyüktür. Omega 3, 6 ve 9 yönünden zengin ürünlerin hücre yenilenmesine etkisi oldukça fazladır. Bu ürünleri yeterince kullanan kişilerde deride parlaklık ve canlılık görülür. Hareket özgürlüğü ve güç yüklenmesi artar ve kişi kendini enerjik hisseder. 

    Bitkisel ürünlerin kullanımı da hücre yenilenmesinde etkilidir. Bunun için özellikle zeytinyağının kullanımı önemlidir. Zeytinyağı aynı zamanda kalp damar sağlığı içinde kullanılması gereken önemli bir besindir. Zeytinyağı cilt yüzeyine sürüldüğünde de asetik özelliği nedeniyle deri alt tabakalarına etki ederek, hücre yenilenmesini hızlandırmaktadır.
    ]]>
    Lipit https://www.hucreler.gen.tr/lipit.html Sat, 06 Oct 2018 03:26:12 +0000 Lipit, Lipitler ister hayvansal kaynaklı (tereyağı, kuyrukyağı, içyağı), isterse bitkisel kaynaklı (margarin ve sıvı yağlar ),  olsun büyük oranda trigliserit karışımından oluşmaktadır. Kimyasal bakımdan yağ asitl Lipit, Lipitler ister hayvansal kaynaklı (tereyağı, kuyrukyağı, içyağı), isterse bitkisel kaynaklı (margarin ve sıvı yağlar ),  olsun büyük oranda trigliserit karışımından oluşmaktadır. Kimyasal bakımdan yağ asitleri taşıdıkları karbon atomlarının aralarında kurdukları bağların özelliklerine göre doymuş, doymamış veya çok çift bağlı doymamış olabilmektedir. Ayrıca, yağ, sıvı yağ ve lipit terimleri çoğunlukla birbirinin yerine kullanılır.

    İnsan vücudunda lipit: 

    Lipitler insanın toplam beden ağırlığının yaklaşık %15'ini oluşturur; bu nedenle, özellikle bireyin beslenme alışkanlıklarıyla değişkenlik gösterir. Bedende lipitler hücre zarında yapı taşı olarak vazife yapmalarının yanı sıra vücut ısısının ayarlanmasında ve enerji depolamanın oluşturulmasında önemli vazife alır. Çünkü yağ, kimyasal olarak enerji depolamanın en ekonomik ve en az alan kaplayan şeklidir. Bir insanın yağ dokusunun depoladığı toplam enerji miktarı başka şekilde depolanmak istenirse çok daha fazla alan kaplayacaktır; bu ve başka sebeplerle bu depo enerjinin korunması için de daha çok enerji harcanacaktır. Bir gram lipit 9 kilokalori enerji açığa çıkarır.

    Besin maddelerinde bulunan lipitler yağ asitlerinin kaynağını oluşturur, bunlardan bazıları insan bedeninde üretilemeyen temel yağ asitlerini içermektedir. Yağ asitleri hücre zarının geçirgenliğine katkıda sağlayarak vücut için lüzumlu olan bazı maddelerin dışarıdan hücre içine girmesine imkan verir; bunun gibi yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K) bağırsaktan emilimini sağlar.

    Ayrıca, yağlı maddeler yüksek bir doymuşluk seviyesine sahip olduğundan ve diğer besin maddelerine oranla midede daha uzun zaman kalabildiğinden daha fazla doygunluk hissi verir. Yağlar değişik bir lezzet vererek yiyeceklerin daha lezzetli olmasını ve daha iştahla yenmesini sağlarlar. Az miktarda lipit ve tatlandırıcı barındıran besinler daha az iştahla tüketilirler.

    Yağ dokusunun çoğu trigliseritlerden oluşur ve insan bedeninin en önemli enerji deposunu oluşturur. Yağ dokusu, başlıca vazifesi yedek lipit depolamak olan yağ hücrelerinden oluşmuştur. Fareler üzerinde yapılan son çalışmalar, yağ hücrelerinin miktarının doğumdan hemen sonra alınan besinlerle yakından ilişkili olduğu görülmüştür. Şişmanlık, aşırı yağ birikimi nedeniyle yağ hücrelerinin içerdiği trigliserit oranının artmasıyla veya yağ hücrelerinin artmasıyla oluşur. Aminoasit veya proteinlerin trigliseritler gibi depolanmadığı bilinmelidir. Bireyin tükettiği enerji miktarından daha fazla besin tükettiğinde bunlar yağa dönüştürülerek depolanır. Fakat karaciğer ilk önce kendi glikojen depolarını doldurur. Glikojen deposu kullanıma hazır olan bir enerji kaynağıdır. Vücuda besin maddeleri 
    alınmadığında glikojenden koparılan glikoz molekülleri kana karıştırılır. 

    Lipitler hücrenin temel yapısında bulunur. Yapısal özelliklerin ortaya çıkmasına katkı sağlar. Bu vasflara sahip lipitlerden en önemlileri kolesterol ve fosfolipitlerdir.
    ]]>
    Konjugasyon https://www.hucreler.gen.tr/konjugasyon.html Sat, 06 Oct 2018 14:20:16 +0000 Konjugasyon: yan yana olan iki canlının arasında geçici bir sitoplazmik köprü kurulması ve kurulan köprüsü üzerinde geçişin sağlanmasıdır. Bu eşeyli üreme şekli genellikle bakterilerde ve terliksi hayvanlarda görülmekt Konjugasyon: yan yana olan iki canlının arasında geçici bir sitoplazmik köprü kurulması ve kurulan köprüsü üzerinde geçişin sağlanmasıdır. Bu eşeyli üreme şekli genellikle bakterilerde ve terliksi hayvanlarda görülmektedir. Bu sistem bağırsağın hızlanmasını yarayan birinci sistemdir. İkinci sistem ise bağırsağın yayılmasını hızlandıran, bakterilerin halka şeklinde DNA'larında ortaya çıkması ve diğerleri de bunu alarak kendi çizgilerini kopyalamasıdır. Halka şeklindeki bu DNA parçalarını plazmit bilinmektedir. Bu plazmitlerde birden çok antibiyotiğe karşı antikor geliştirmesi olası bir durumdur.

    Bakteriyel konjugasyon, 

    Bakterilerin genetik aktarılması yöntemlerinden biridir. Verici hücre DNA'sının tamamını yada bir kısmını doğrudan temas veya seksplus aracılığıyla alıcı hücreye aktarılması olayıdır. Bakteriyel konjugasyon, hücrelerin teması yoluyla maddeler arasında meydana gelen genetik malzeme aktarımıdır. Transformasyon ve  transdüksiyon gibi yatay bir gen transferi sistemidir. Bakteri konjugasyonu çoğu zaman hatalı olarak cinsel birleşmenin yada üremenin benzeri olarak bilinir. Fakat bunlar cinsel bir süreç değildir. Çünkü eşey hücrelerinin birleştiği bir zigot oluşturması ile hiçbir ilişkisi yoktur. Sadece verici bir hücreden alıcı bir hücreye genetik malzeme aktarım mıdır. Konjugasyon olabilmesi için bakteri veren hücrelerin konjugatif yani hareket edebilir genetik unsura sahip olması gerekir. Bunlar çoğu zaman konjugatif plazmidlerdir. Koligatif plazmidlerin çoğu alıcı hücrede benzer bir plazmitin olup olmadığını algılayabilecek bir sisteme sahiptir. Bilgi aktarımı genetik alıcı hücreye bir yarar sağlayabilir. Mesela antibiyotik direnci verilerek ortamda bulunan bir besin maddesinin sindirilmesini sağlayacak bir enzim sentezlenmesi sağlanabilir. Genetik organlar bakterinin genetik parazitleri olarak konfeksiyonda bu maddelerin yeni konaklara aktarmak için evrimleştirme olduğu bir mekanizma olarak da algılamabilmektedir. Konjektif plazmidlerin prototipi F  plazmididir. F faktörü olarak da bilinmektedir. F faktörü 100 kilo baz çifti uzunluğunda bir epizone oluşmaktadır. Yani bakteri kromozomuna ilave edilebilen bir plazmiddir. kendi ikileştirme mekanizmasına sahiptirler. Bir bakterinin eklenmiş ya da tek bir F Piramidi olmuş olabilir. Bu durumda F pozitif denir. F plazmidi 30 kilo baz çifti uzunluğunda ve 40 günde oluşmaktadır.Konjugasyon başladığında Relaksozom adı verilen bir protein kompleksini oluşturur. F plazmidin tra konumu,pilin geni ve denetleyici genlerden oluşmaktadır. Bunlar sayesinde F negatif bakterilere bağlanabilen villusları oluşturur.

    Paramesyumda konjugasyon

    İki paramesyum yan yana gelerek aralarında sitoplazmik köprü kurulur. Her paramesyumun küçük çekirdeği mayoz bölünme ile geçirilir. Mayoz bölünme sonucunda oluşan dört küçük çekirdekten 3 tanesi  ve bunun yanında bir büyük çekirdek kaybolur. Sadece bir tane küçük çekirdek kalır. Her bir paramesyumun kalan küçük çekirdek mitoz bölünmesi geçirir ve 2 tane küçük çekirdek meydana gelir. Oluşan çekirdekten bir tanesi karşılıklı değişebilir. Çekirdekler birleşerek döllenme ortaya çıkartır. Daha sonra iki paramesyum birbirinden ayrılır ve her bir tane paramesyum çekirdeği 3 mitoz bölünme geçirerek 8 çekirdek meydana getirir. Bu çekirdeklerin üç tanesi kaybolur. Kalan beş çekirdekten 4 tanesi büyük çekirdeği dönüşür. Geri kalan bir tanesi ise küçük çekirdek şeklinde kalır. Daha sonra her bir paramesyumun küçük çekirdeği mitoz bölünme geçirerek iki küçük çekirdek meydana gelir. Paramesyumla stoplazma bölünmesi gerçekleşerek çekirdekler meydana gelir. İki büyük ve bir küçük çekirdekten 4 Paramesyum gerçekleşir. Paramesyumda gerçekleşen konjugasyon da mayoz bölünme ve döllenme gerçekleşir ve böylelikle birey sayısı artar.]]>
    Fibröz Displazi https://www.hucreler.gen.tr/fibroz-displazi.html Sun, 07 Oct 2018 06:37:54 +0000 Fibroz Displazi; Kemik içerisinde fibroz doku gelişmesi ile meydana gelmektedir. Kemik içerisinde fibroz doku gelişmesi ile kemik dokusunun gelişimi zayıflamaya başlayarak kemiğin gelişmesine engel olmaktadır. Böylelikle zayıflayan Fibroz Displazi; Kemik içerisinde fibroz doku gelişmesi ile meydana gelmektedir. Kemik içerisinde fibroz doku gelişmesi ile kemik dokusunun gelişimi zayıflamaya başlayarak kemiğin gelişmesine engel olmaktadır. Böylelikle zayıflayan kemiklerde şekil bozuklukları ve kemik kırılmaları meydana gelir. Fibroz displazi hastalığında hafif olgular halinde görülenlerde ağrı meydana gelir. Diğer belirtiler gözlemlenmez. Ağır vakıalarda ise bu durumda ağrı ve kemiklerde deformeler yani şekil bozukluğu ve kırılmalar meydana gelir. Bu ikinci tablo genellikle on beş yaş altı kişilerde daha sık rastlanan bir tablodur. Fibroz displazinin vücut içerisinde yerleştiği kemikler; aslında vücutta herhangi bir kemikte bu fibroz displazi görülebilmektedir. Birçok vakıada genellikle vücutta bulunan bir tek kemik etkilenmiştir. Bu türde olan fibroz displaziye, monostatik form fibroz displazi denmektedir. Birden fazla kemiklerde meydana gelen fibroz displazi ise polyostatik fibroz displazi olarak adlandırılır. Fibroz displazi hastalığının nedeni belli değildir. Genlerden kaynaklandığını gösteren bulgular son dönemlerde netleşen tetkiklerin başında gelir. Bu genlerde meydana gelen anormalliğin nedeni henüz bilinmese de anormalliğe neden olan mutasyon döllenme sonrasında embriyo da gerçekleştiği ve mutasyona uğrayan embriyonun hastada ne kadar erke meydana geldiği hastalığın hastada ne şekilde ilerleyici bir yapı sergilediğini açıklayıcıdır. 

    Fibroz displazinin sıklıkla tutulan kemikler;
    • Pelvis kemikleri,
    • Kafatası,
    • Tibia,
    • Femur,
    • Kaburgalar,
    • Humerus,
    • Yük kemikleri,
    Birden fazla kemikte yaşanan fibroz displazi hastalığı genellikle on yaş altı çocuklarda görülen bir vakıadır.

    Fibroz displazi hastalığında hastada görülen bulgular; bu bulguların başlıcaları kemiklerin zayıflaması, ağrı oluşturması, şekil bozukluğu ve kırılmalardır. Ayrıca nadiren de olsa bu tür hastalarda endokrin hastalıkları da görülebilmektedir.  

    Fibroz displazi hastalığının tanısı;

    Hastalığının tanısı için genellikle ve sıklıkla kullanılan yöntemlerin başında bilgisayarlı tomografi, direk radyografi ve MR tetkikleri gelmektedir. Bunların yanı sıra ayrıca kemik sintigarafisi de yapılabilmektedir. Ayrıca ortopedi uzmanınız bunların hepsinin dışında hastanın kan testleri de isteyebilmektedir. Tanının kesinleşmesi bazı hastalardan açık veya iğne ile yapılan biyopside istenebilir. 

    Fibroz displazi hastalığının tedavisi;

    Bu hastalık oluştuğu hastalarda tesadüfen fark edildiğinde, hastada herhangi bir kemik deformitesi yoksa sadece hasta takip edilir. Eğer takip esnasında hastalığın bulgu ve deformitesi gelişim gösterip te kendisini ortaya çıkarırsa osteoproz kullanılarak bifosfonat grubu içerisinde yer alan ilaçlar hastaya uygulanır. Bu ilaç grubuyla hastalığın önüne geçerek kemiklerin zayıflamaması amaç edinilmiştir. Bifosfonat ilaçlar hastalara parenteral ve oral olarak tedavide kullanılır. Ayrıca birde bu hastalıkta uygulanan cerrahi yöntem vardır. Bu cerrahi işlem kemikte ilerleyen derecede deformite meydana geldiğinde yapılır. Cerrahi işlem esnasında yapılan müdahale ise fibroz displazi oluşan yer çıkartılarak, yerine kemik greftleri yerleştirilir. Ayrıca yine ameliyat esnasında kemiklerde yaşanan deformite de düzeltilmektedir. Cerrahi işlemler ayrıca işitme kaybı, veya görme bozukluğu yaratır bir yerde ise yine uygulanmalıdır. Bunların hepsinin yanında kemiğini zayıflayarak kırılmalarında da cerrahi işlem uygulanmaktadır. 
    ]]>
    Hpv Dna Testi https://www.hucreler.gen.tr/hpv-dna-testi.html Sun, 07 Oct 2018 11:14:16 +0000 Hpv dna testi, mikroarray tabanlı hpv tanı kitleri dünyada bir çok merkez tarafındansa uzun zamandır kullanılmakta olup yüksek spesifikliğe veya duyarlılığa sahip olmanın nedeniyle tercih edilmektedir. Bu sistemlerden en yaygın o Hpv dna testi, mikroarray tabanlı hpv tanı kitleri dünyada bir çok merkez tarafındansa uzun zamandır kullanılmakta olup yüksek spesifikliğe veya duyarlılığa sahip olmanın nedeniyle tercih edilmektedir. Bu sistemlerden en yaygın olaraksa genomice tarafından üretilmiş olan veya avrupa'daki gelişmiş merkezlerinözellik ile tercih ettiği clart@hpv 2 tanı kitidir. Bu kit yüksek spesifikliğinin %100 veya sensitivitesinin %99 yanı sıraysa klinik olarak anlamlı olan hpv tiplerinin çoğunu swab, thinprep, surepath, parafin doku ve hüce süspansiyonu gibi bir çok farklı örneklerdense tanıyabilinmektedir. Uygulanan teknikle virüs yapısında çok iyi korunmuş olarak bulunan l1 bölgesinin içinde yer alan 450 bp lik bir fragman pcr ile çoğaltılarak hpv genotiplerini tanımlanmaktadır. L1 dizisi her bir bireysel hpv tipi arasındaysa küçük farklılar gösterebilir veya buda tanıda spesifliği sağlamaktadır. Spesifik problarla küçük farklılıklar inceleyerek hem viral dna tanımlanır hemde hpv virüsünün genomik olan yapısı belirlenmektedir. Hpv tanımlanmasında çok etkin yada kolay bir sistemler olan bu yöntem sonuçlarınsa güvenilirliğini sağlamak için birden çok moleküllerle belirteci eş zamanlı olarak da kullanılmaktadır. Sistem, çalışma protokolü veya değerlendirmesi açısından klasik mikro array sistemlerine göre çok daha basittir. Hpv varlığını ortaya koymak veya tiplerini belirleyebilmek için kullanılan kitlerle genellik ile 17-18 farklı hpv tipi tanımlanabildiği için bazı hastalardaysa hpv enfeksiyonu bulunmasına rağmen tiplendirme yapılamamaktadır. Enfeksiyona neden olabilecek tüm hpv tiplerinin saptanabilmesi için günümüzde kullamılabilecek yeni yöntemlerde geliştirilmiştir. Dna dizi analizi adı verilen bu yöntemler halen tüm hpv tipleriniyse tanımlayabilen tek yöntemlerdir.]]> Metaplazi Nedir https://www.hucreler.gen.tr/metaplazi-nedir.html Sun, 07 Oct 2018 13:12:11 +0000 Metaplazi Nedir: Metaplazi patolojik olarak değişmiş bir hücre tipinin, başka bir değişmiş dokuya normal olmayan dönüşümüdür. Bu dönüşüm daha çok anormal bir uyarı sonucu olur. Kolay, değişen şartlara uygunluk sağlayama Metaplazi Nedir: Metaplazi patolojik olarak değişmiş bir hücre tipinin, başka bir değişmiş dokuya normal olmayan dönüşümüdür. Bu dönüşüm daha çok anormal bir uyarı sonucu olur. Kolay, değişen şartlara uygunluk sağlayamayan çok hassas bir dokunun, daha güçlü ve dayanıklı bir yapıya dönüşmesi olarak da bilinebilir. Burada özellikle, mekanik ve ya kimyasal tahriş olarak veya enfeksiyona karşı olan, daha iyi ve daha güçlü bir savunma durumuna geçme halinin söz konusu olduğu uyum ve geri döndürülemez bir birlik söz konusudur. En fazla metaplazi, üst solunum borularındaki silli prizmatik epitel hücrelerinin sigaranın tesiri ile çok katlı yassı epitel hücrelerine dönüşmüş olmasıdır. Bundan başka yemek borusunda yatay epitelden gastrik asit reflüsünün tesiri ile, bağırsaktakilere benzer prizmatik epitele de dönüşüm olma ihtimali vardır. Metaplazi en çok epitelyal dokularda olur. Sigara içme sonucu solunum epitelinin squamoz epitele dönüşmesi bu sebebe çok güzel bir örnektir.

    Metapplazi Nedir: Metaplazide yeni olan dokunun fonksiyonu da çok, yapısı da çok normaldir. Displaziden kanserden önce farkı, saldırının devam etmesi halinde ikinci kez değişim geçirmesinin söz konusu olması görülür. Dölyatağı epitelyumu ve akciğer hücrelerinin uzun zaman  zarar görmesi ve zedelenmesi sonucunda kanser doğuran yassılaşma sebepleri metaplaziye örnek olarak da gösteriliyor olabilir. Diş özünün dentin yerine kemik yapmaya başlaması da bir başka metaplazi örneğidir. Metaplazi ancak mikroskobik incelemeyle anlaşılabilir. Metaplazinin olduğu başlıca organlar arasında rahim ağzı, bronşlar, mide ve yemek borusu da yer alır. Ama metaplaziye bütün dokularda görmek mümkün olabilir. Metaplazi kanser değildir. Fakat kanserin oluşması için çok uygun bir ortam oluşturması nedeni ile çok önemlidir.
    ]]>
    Polipektomi Nedir https://www.hucreler.gen.tr/polipektomi-nedir.html Mon, 08 Oct 2018 09:03:40 +0000 Polipektomi nedir; Poliplerin kolonoskopi ile çıkarılması işlemine denir. Polipler kalın bağırsağın yüzeyini örten tabakanın anormal şekilde büyümesi sonucu ortaya çıkan ve bağırsak kanalının içerisine doğru büyüme ol Polipektomi nedir; Poliplerin kolonoskopi ile çıkarılması işlemine denir. Polipler kalın bağırsağın yüzeyini örten tabakanın anormal şekilde büyümesi sonucu ortaya çıkan ve bağırsak kanalının içerisine doğru büyüme oluşturan bir olgudur. Başka bir ifadeyle kalın bağırsağın iç yüzeyini kaplayan ve döşeyen üzerinde kabarıklara polip denir. Bu poliplerin kolonoskopi-sigmoidoskopi yardımıyla çıkarılmasına polipektomi denir. Endoskopi esnasında polipler özel aletler yardımıyla dışarı çıkartılmaktadır. Bu poliplerin boyutları birkaç cm'den bir mm'ye kadar değişiklik göstermektedir. Herhangi bir muayene sonucunda doktorun bu polipleri fark etmesi durumunda bu polipler direk polipektomi yöntemi ile çıkartılarak incelemeye gönderilir. 

    Polipektomi yöntemi ile çıkartılan polipler genellikle hafif bir anestezi ile kolonozkopi kullanılarak yapılmaktadır. Çıkarılan polip mikroskopik araştırmalardan geçirildikten sonra patalojiye gönderilir ve burada polin sapının temiz çıkması oluşan ve alınan polipin tedavi edildiğinin göstergesi gibidir. 

    Polipektomi nedir;

    Kalın bağırsakta poliplerin çıkartılma şekillerinin başında kolonoskopi ile yapılan polipektomidir. Bu yöntem sayesinde bağırsakta oluşan polipler temizlenerek alınır ve patalojiye gönderilir. Bağırsakta görülen poliplerin bir çoğu iyi huyludur. Ama her zaman kanser riski taşıma potansiyeli vardır. O yüzden de polip olan hastalardaki belirtilerin takip edilmesi ve mutlaka bağırsaktaki polipin, polipektomi yötemiyle alınması gerekmektedir. Boyutları farklı bir şekilde her hastada değişkenlik gösterse de bu poliplerin hepsi bir kanser riskidir. O nedenle doktor tarafından kolonoskopi yöntemiyle polipektomi uygulanarak hastadan poliplerin çıkartılması ve patolojide araştırılarak temiz olup olmadığına bakılması gerekmektedir. 

    Belirtiğimiz gibi kalın bağırsakta meydana gelen ve oluşan polipler genellikle iyi huylu bir yapıda olmasına rağmen bağırsak kanseri ile ilişkisi kesin olarak gösterilmiştir. Kalın bağırsaklarda meydana gelen kanserlerin yüzde doksan civarındakiler poliplerin yerleşim yerlerinde görülmektedir. Kalın bağırsaktaki poliplerin polipektomi yapılarak çıkartılması bu organda olabilecek kanser risklerinin de oluşmasını engellemektedir. Bu yöntem sayesinde birçok kişi kanserin kalın bağırsakta oluşmasına engel olabilmektedir. Polipektomi sayesinde alınan poliplerin kalın bağırsakta meydana getirebileceği kanser hastalıkları zamanında yapılan bu müdahale ile tedavi edilebilmektedir. 
    ]]>
    Nöroşirurji https://www.hucreler.gen.tr/norosirurji.html Mon, 08 Oct 2018 22:07:03 +0000 Nöroşirurji, çok sık duyulan ancak söylenmesi bir o kadar zor olan tıbbi bir kelimedir. Nöroşirurji kelime anlamı olarak sinir sistemi cerrahisidir. Zaten tıp literatüründe şirurji de cerrahi anlamında kullanılır. Nöroşirurji, çok sık duyulan ancak söylenmesi bir o kadar zor olan tıbbi bir kelimedir. Nöroşirurji kelime anlamı olarak sinir sistemi cerrahisidir. Zaten tıp literatüründe şirurji de cerrahi anlamında kullanılır. Sinir cerrahisi ile de aynı anlama gelir. Halk arasında beyin cerrahisi ile aynı anlamda olduğunu düşünenler vardır. Oysa ki nöroloji beyin-sinir hastalıkları demektir. Kısacası nöroloji sinir hastalıklarının kendisi ile alakadar iken nöroşiruruji bu sinir hastalıklarına karşı uygulanan cerrahi müdahaledir. Bu tıp alanıyla ilgilenen kişilere ise nöroşirurjiyen adı verilmektedir. 

    Ülkemizde 1985 yılında Türk Nöroşirurji Derneği kurulmuştur. Türk Nöroşirurji Derneğinin en önemli amaçlarından birisi de bu branşı çağdaş standartlara uygun düzeyde tutabilmek ve güçlendirilmesini sağlamaktır. Ülkemizde çeşitli üniversite hastaneleri, Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı hastaneler ve vakıflara ait kuruluşlar bünyesinde 58 yerde bu alanda eğitim verilmektedir. Yaklaşık olarak 15 yıldır nöroşirurji alanında çok ciddi ilerlemeler yaşandığı ve bu çalışmaların gittikçe de ivme kazandığı bilinmektedir. Hastaların tedavi sürecinde nöroşirurji diğer branşlarla da sıkı ilişki içerisinde bulunması gerekmektedir. Özellikle nöroloji, ameliyat öncesi ve sonrası süreçler için yoğun bakım ünitesi, nöroradyoloji bu branşlardan bazılarıdır. İnsan vücudu da her organın kendine göre hayati fonksiyonları vardır. Ancak beynin ve beyin sağlığının insanlar için önemi çok büyüktür. Oldukça hassas bir yapıya sahip olması da düşünüldüğünde beyinde yapılacak cerrahi müdahaleler çok fazla tecrübe ve bilgi birikimi gerektirmektedir. Son dönemlerde Türkiye de nöroşirurji alanında çok başarılı operasyonlar gerçekleştirildiği gözlemlenmektedir. Özellikle oldukça sık rastlanan hidrosefali, pankinson gibi hastalıkların tedavisinde umut verici gelişmeler yaşanmaktadır. Yine bebek henüz anne karnındayken çeşitli omurilik ameliyatları gerçekleştirilebilmektedir. Bu hastalıkların başında ise açık omurga hastalıkları gelmektedir. 

    Nöroşirurjinin ilgi alanları:
    • Damarlarda oluşan balonlaşmalar, 
    • Özellikle bebeklerde görülen ve hidrosefali adı verilen beyin boşluğunda oluşan sıvı birikmesi,  
    • Omurilik veya beyinde meydana gelen tümörler,  
    • Omurilik veya baş çevresinde darbe ya da çeşitli sebeplerle oluşan yaralanmalar, yaşanan kazalar sonucu bel kemiğinde meydana gelen kırılmalar, omuriliğin sıkışması, 
    • Çeşitli nedenlerle yaşanan beyin kanamaları, 
    • Bel fıtığı ya da boyun fıtığı gibi bir takım omurga hastalıkları, 
    • Doğumdan kaynaklanan bir takım sinir hastalıkları, 
    • Pankinson hastalığı için uygulanacak cerrahi müdahaleler,
    • Hipofiz bezinden kaynaklanan hastalıklar örneğin fazla hormon salgılayan tümörler gibi..
    Nöroşirurji ilgi alanına giren hastalıkların en belirgin belirtileri:
    • Şiddetli boyun ağrısı, kol ağrıları, bacak ağrıları, eklem ağrıları, 
    • Baş dönmesi, 
    • Şiddetli bulantı ve kusma, 
    • Konuşma güçlüğü, dilin dolanması ya da geçici bilinç kaybı nedeniyle kendini tanıyamama, 
    • Duyma güçlüğü ve olmayan seslerin duyulmaya başlaması, 
    • Halsizlik ve beraberinde yaşanan güç ve kuvvet kaybı, 
    • Kol, bacak ya da ellerinde geçici felç durumlarının baş göstermesi, 
    • Dilin tat alma duygusunu yitirmesi ve yutkunmada yaşanan güçlük, 
    • Sebepsiz yere ağlama krizine girilmesi ve anlamsız şekilde konuşma, 
    • Gözlerde zamanla gelişen görme kaybı ya da göz kayması hali, 
    • Özellikle hidrosefali hastalığının etkisi ile bebeklerin baş bölgesinin şişmesi, 
    • Burnun koku alma hissinin giderek kaybolması ve olmayan kötü kokuların hissedilmeye başlanması, 
    • Nöroşirurjinin ilgi alanına giren hastalık belirtilerinden sonuncusu ise baş ve yüzde belirli aralıklarla ağrı hissedilmesi halidir.
    ]]>
    Bpd Nedir https://www.hucreler.gen.tr/bpd-nedir.html Tue, 09 Oct 2018 13:53:12 +0000 Bpd nedir, Borderline kişilik bozukluğu olarak da ifade edilir. Duygusal kararsızlık, dengesizlik, anormal bir davranışı uzun süre yapmak, diğer insanlarla ilişkilerinde kararsızlık yaşaması, aşırı benlik duygusu, kararsı Bpd nedir, Borderline kişilik bozukluğu olarak da ifade edilir. Duygusal kararsızlık, dengesizlik, anormal bir davranışı uzun süre yapmak, diğer insanlarla ilişkilerinde kararsızlık yaşaması, aşırı benlik duygusu, kararsız duygular yaşayan çoğu zaman aşırı korku yaşaması, çok tehlikeli davranışlar göstermesi, sürekli boşluk içinde olması ve kendine zarar vermesi gibi davranışlar gösterir. Bu semptomları görünüşte normal olaylar oluşturmuş olabilir. Davranış genellikle erken ergenlik döneminde başlar. Bu durumun değişik nedenleri vardır; depresyon, yeme bozuklukları, madde bağımlılığı bpd ile ilişkilidir. Bpd’li hastaların intihar etme girişimleri oldukça fazladır.

    Bpd nedenleri nelerdir

    Bpd nedir ve nedenleri nelerdir Diye soracak olursak bu hastalık açık şekilde belirti göstermez. Genetik, çevre ve sosyal faktörleri ve beyin merkezli durumlarda kendini gösterir. Olumsuz yaşam olayları da bu hastalığın oluşumunda etkin rol oynar. Bpd hastalığı metabolizma bozuklukları, kimlik sorunu, madde kullanım bozuklukları olarak ortaya çıkabilir. Sosyal faktörler kişinin aileye arkadaşa ve çocuklarla birlikte bu ortamlardaki davranışları kişinin gelişiminde nasıl rol oynadığı ortaya konulabilir. Psikoloji faktörler, bireyin kişiliği ve mizaç onun çevre ile şekillenen davranışlarıdır. Stres bu hastalığın ortaya çıkmasına yol açar. Bpd hastalığında kalıtım yüzde 40 etkilidir. Çocukluk döneminde geçirilen bir hastalık önemli bir nedeni olabilir.

    Bpd belirtileri 

    • Belirgin bir şekilde kimlik rahatsızlık duygusu hakimdir.
    • Gerçek ile hayali ayıramayacak kadar tepkiler verir.
    • Şiddetli dürtüsellik hakimdir.
    • Olay veya duruma Orantısız yoğun veya kontrol edilemeyen duygusal tepkiler ortaya koyar.
    • Kararsız kişiliği vardır.
    • Kendine zarar veren davranışlar gösterir.
    • Depresyon
    • Anksiyete
    • Öfke
    • Maddeyi kötüye kullanımı
    • Kendine zarar verme ve intihar davranışı kesinleşen tanı kriterlerinden biridir.

    Bpd olan kişilerde başkalarıyla ilişkilerinde alışılmadık yoğun duyarlılık, zorluk oluşturan duyguları ve dürtüsellik hakim olabilir. Kişisel kimlik ahlak ve değerler, duygu vurgulandığı zaman paranoyak düşünceler aşırı şekilde ortaya çıkar.

    Bpd kişilik bozukluğu nasıl tedavi edilebilir

    Bu hastalığın birinci tedavisi psikoterapidir. Bpd genel sırasında daha bireysel ihtiyaçlara dayalı olmalıdır. İlaçlar depresyon, anksiyete gibi eşlik ederken hastalıkların tedavisinde de yararlı olacak şekilde ayarlanmalıdır. Hastalar için kısa vadede yatış uygun değildir. Uzun vadede psikoterapi şu anda hastalık için tercih edilen bir tedavi yöntemidir. mevcut 6 tür tedavi vardır.Bunlar; dinamik yıkıcı terapi, zihinselleştirme temelli tedavi, aktarım odaklı psikoterapi, diyalektik davranış terapisi, şema odaklı terapi ve genel olarak psikiyatri yöntemidir. Farklı ilaçlar bu hastalık üzerindeki farklı durumları iyileştirdiğini ortaya kondu. Uygun tedavi yöntemi ile hastalık insanların çoğunluğundaki belirtileri üzücü rahatlama bulması ve iki yıl süreyle semptomların tutarlı bir rahatlama olarak tanımlanan emisyon ortaya çıktığı görülmüştür. Bu uzun süreli tedavi hastalığa sahip olan kişilerin semptomlarında düzelmeler meydana getirdi. ortalama 10 yıl içerisinde hastalığa yüzde 80'e varan iyileşmeler görüldü. Hastanın kişiliği daha iyi klinik sonuçlara yol açan tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır. Bpd hastalığı uzun süreli tedavilerle ve doğru yöntemlerle iyileşme oranı oldukça yüksektir. Fakat tedavi sırasında kişinin bu hastalığı yenmesi için psikolojik olarak hazır olması gerekir. Bpd nedir in cevabı oldukça zor ve karışık olması sonucu tedavisinin de karışık olması sebebiyle hastalığın iyileşme zamanını da artırmaktadır.



    ]]>
    Haploit Hücre Nedir https://www.hucreler.gen.tr/haploit-hucre-nedir.html Wed, 10 Oct 2018 02:46:11 +0000 Haploit hücre nedir sorusunun cevabı için hem net hem de kısa bir cevap verecek olursak en kısa tabirle n sayıda kromozomu bulunan hücrelerdir diyebiliriz. Bu hücreler içerisinde tek bir kromozom takımı bulunmaktadır. Bu nedenle ge Haploit hücre nedir sorusunun cevabı için hem net hem de kısa bir cevap verecek olursak en kısa tabirle n sayıda kromozomu bulunan hücrelerdir diyebiliriz. Bu hücreler içerisinde tek bir kromozom takımı bulunmaktadır. Bu nedenle genellikle farklı organizmalarda bulunduğunu söyleyebiliriz. Haploit hücreler direk olarak ders olarak ortaöğretim sınıflarında gösterilmektedir. Bu nedenle birçok kişi hayatında bir kez bile olsa haploit hücrenin ne olduğunu duymuştur. Haploit hücreler olgun üreme hücreleri içerisinde yer alan kromozom takımlarında bulunmaktadır. Burada haploit hücreler önemli bir yer tutmaktadır. 

    Haploit hücrenin özellikleri:

    Genel olarak bakıldığında haploit hücrelerin 4 önemli özelliği bulunmaktadır. Bu özellikler net olarak belirlenmiş ve sabitlenmiştir. Bu nedenle haploit hücre nedir sorusunun cevabı da sabittir.
    • Haploit hücrelerin tümü, tek kromozom setine sahiplerdir. Bu nedenle bu hücreler içerisinde farklı kromozomlar bulunmamaktadır. Bu özellik nedeniyle hücrelerin değişmesi çok daha zor bir ihtimalle gerçekleşir. 
    • Haploit hücreler n sayıda kromozoma sahiptir. Bu nedenle diğer hücrelerde olduğu gibi 2n sayıdaki kromozomlarla karıştırılması yanlıştır. 
    • Genellikle normal olarak olgun gametlerde bulunan kromozom takımlarında yer almaktadır. 
    • Haploit hücre nedir sorunun cevabını verirken son olarak belirtmek isterim ki bu hücreler olgun bir üreme hücresi içerisinde bulunan kromozom sayısı ile vücut hücrelerinde bulunan kromozom sayılarının yarısına eşittir. Yani kromozom sayıları yarıya inmiş ve sonucunda n sayıda kromozom taşımış olan hücrelerdir.
    ]]>
    Prenatal Nedir https://www.hucreler.gen.tr/prenatal-nedir.html Wed, 10 Oct 2018 02:46:32 +0000 Prenatal nedir, Doğum öncesi gelişen bebek hakkında bilgi edinmek, doğum öncesi hastalıkları ve doğum sonrası ortaya çıkabilecek durumlara müdahale edebilmek için gebelik devam ederken medikal tedavi ve bazı intra uterin dü Prenatal nedir, Doğum öncesi gelişen bebek hakkında bilgi edinmek, doğum öncesi hastalıkları ve doğum sonrası ortaya çıkabilecek durumlara müdahale edebilmek için gebelik devam ederken medikal tedavi ve bazı intra uterin düzeltici operasyon ile tedavi edilme şekli, yöntemi ve doğum öncesinde tanı koyma olarak isimlendirilir. Bazı ailelerde olacak bebeklerin problemli olması halinde bebeği dünyaya getirmemeyi isteyebilir. Ahlaki olarak ülkemizde ve dünyada tartışılan bir konudur ve hala netlik hakim değildir. Bu nedenle prenatal tanı yapılıp yapılmamasına ya da tanı yöntemleri seçimi ve tanı sonrası davranış biçimleri belirlenmesi aşamaların tümünü özellikle karar verme aşamalarında anne baba adaylarının aktif katılımı ve sorumluluk paylaşımı bu yöntemle sağlanabilir. Prenatal nedir diye sorduğumuzda aslında kişinin doğum öncesinde bebek hakkında bilgileri elde etmesine denir.

    Kimlere prenatal uygulanır

    • Kromozomsal hastalık riski yüksek anne baba adaylarına
    • Sürekli düşük yapan kişilere
    • Daha önceki bebekleri anormal şekilde doğurmuş annelere
    • Genetik olarak hastalık sahibi olan annelere
    • 35 yaş üstü annelik yapanlara

    Gebeliğin ilk üç ayında prenatal tanı yapmak

    İnvaziv yöntemler, Koryonik Villus biyopsisi ince bir iğne eşliğinde Abdominal tabakasından örnek doku alınması esasına dayanan yöntemlerdir. Herhangi bir anesteziye gerek yoktur. Kordon tabakası empiy dan geliştiği için bebeğin genetik yapısını barındırır. Bu doku kültürüyle kromozom yapısı elde edilmesi ile genetik tanı konulur. Hamileliğin 10 ile 12 haftaları arasında yapılabilir. kalıtsal bir bozukluk belirtilirse gebelik kolay kürtaj ile sonlandırılabilir.

    Genetik tanı dışındaki invaziv yöntemler

    Ultrasonografide bebeğin ense kalınlığı ölçümü 3 milimetre üzerinde olması halinde kromozom bozuklukları 10 kat arttabilimektedir. Ancak bu yöntemle yapılan ölçümlerin ölçüm yapan kişilere göre değişiklik göstermesi yöntemi güvenliğini azaltır. Anne kanı ile yapılan testlerinde papp-a ve beta hCG oranlarına bakılarak anne karnında düzeyinin belirlenmesi ve laboratuvar sonuçlarının yorumlanarak özellikle de down ve turner sendromları için gereklidir.

    Gebelik ikinci üç ayında prenatal tanı yapılması

    Amniosentez: Usg ile amniyon sıvısından örnek alınarak fetüsün sıvı içerisindeki döküntü hücrelerin kültüre edilmesi ve kromozomun yapısında elde edecek genetik inceleme yapılması esasına dayanan invaziv yöntemdir. Gebeliğin 16 haftasından 22. haftasında kadar uygulanabilir. Anestezi gerektirmez. Kromozom bozukluğu olan ve 35 yaş üstü anne adaylarına önerilir. Bu tanı yöntemi kesin olarak hastalığı belirler.

    Kordosentez: Usg eşliğinde fetüsün göbek kordonundan kan örneği alınması esasına dayanır. 18. haftadan itibaren uygulanabilir. Anestezi gerektirmez. Anne adayı işlem bittikten sonra birkaç saat dinlenmesi düşük riskini azaltır. Bu tedavi kromozomsal bozukluk riski taşıyan çiftlerde, anormal belirlenen bebeklerde, kan hastalıklarında, rahim içi enfeksiyonlarında ve başarısız olan amniyosentez uygulamalarından sonra  yapılması önerilir. Prenatal nedir diye baktığımızda Aslında doğumdan önce anneye yapılan belli başlı yöntemler olarak görülür.]]>
    Koful https://www.hucreler.gen.tr/koful.html Wed, 10 Oct 2018 05:51:13 +0000 Koful, Sitoplazmada yer alan, içi sıvı dolu boşluklara verilen isimdir. Vakuol ismide verilen koful, bütün bitkiler ve mantarlar ve bazı hayvanlar ile bazı bakterilerde görülmektedir. Koful zarına tonoplast ismi verilirken, koful Koful, Sitoplazmada yer alan, içi sıvı dolu boşluklara verilen isimdir. Vakuol ismide verilen koful, bütün bitkiler ve mantarlar ve bazı hayvanlar ile bazı bakterilerde görülmektedir. Koful zarına tonoplast ismi verilirken, koful sıvısına ise tonoplazma denilmektedir. Genç olan bitki hücrelerinde sayı olarak fazla ve küçük, yaşlı hücrelerde ise sayı bakımından az ve büyüktürler.5 tane koful çeşidi bulunmaktadır. Sindirimkofulu, besin kofulu, boşaltım kofulu, defo kofulu ve kontraktil kofuldur.

    Kontraktil Kofil, Amip, paramasyum ve öglena gibi, tatlı suda yaşayan tek hücreli canlılarda bulunmaktadır. Hücreye giren fazla suyu kasıldıktan sonra, hücre dışarısına atar. Bu olay hücrede homeostaziyi olayının gerçekleşmesini sağlar. Homoeostazi, kelime anlamı olarak, kararlı ve dengeli iç çevre manasına gelmektedir. Kararlı ve dengeli iç çevre canlılığın devam etmesi için zorunludur. Daha önce bahsettiğimiz gibi pH dengesinin bozulmasıyla birlikte hücreyi ve canlıyı nasıl etkilediği konusunu hatırlayalım.

    Besin Kofulu; Hayvansal bütün hücrelerde endositozla meydana gelebilir. Bitki hücrelerinde besin depolama işine yarar.Sindirim Kofulu; Besin kofulunun lizozomla birleşip, bütünleşmiş halidir.

    Boşaltım Kofulu; Sindirim artıklarının yer aldığı kofullardır.


    ]]>
    İnsanda Sinir Sistemi https://www.hucreler.gen.tr/insanda-sinir-sistemi.html Wed, 10 Oct 2018 13:48:51 +0000 İnsanda Sinir Sistemi, evrendeki en sofistike biyolojik sistem olmaktadır. Sinir hücreleri ve aralarındaki irtibat, yardımcı hücreler sinir mekanizmasının yapısını oluşturmaktadır. Bu karmaşık olan yapı, canlılık olayların İnsanda Sinir Sistemi, evrendeki en sofistike biyolojik sistem olmaktadır. Sinir hücreleri ve aralarındaki irtibat, yardımcı hücreler sinir mekanizmasının yapısını oluşturmaktadır. Bu karmaşık olan yapı, canlılık olaylarının ve hareketlerin düzenlendiği ara birim. Sinir sistemi genelde merkezi ve çevresel sinir sistemi şeklinde iki bölüm olarak incelenmektedir. Vücudun her bölümünden gelen bilgileri merkeze iletip, merkezdeki emirleri de kaslara, oradan salgı bezlerine ulaştıran çevresel sinir mekanizması, bir veri taşıyıcı olarak işlev görür. Merkezi sinir sistemi ise gelen veriyi değerlendirir, kendi emirleri ile vücudun her hale uyum sağlamasına çalışmaktadır. 

    İnsanda Sinir Sistemi (Merkezi Sinir Sistemi), 

    Beyin ve omurilikten oluşan merkezi sinir mekanizması, üç katlı zar ile çevrelenmektedir. Üç katlı olan zar sırayla en dışta dura mater, araknoid zar ve pia mater zardan oluşmaktadır. Kesintisiz biçimde merkezi sinir sistemini saran zarlar, çevresel sinir mekanizmasında hafif yapısal ve işlevsel değişikle devamlılık göstermektedir. En içindeki pia zar ile araknoid zarın ara yerdeki boşlukta sıvı dolu olmaktadır. Araknoid zarın uzantıları bu alanda örümcek ağı gibi bağlantı meydana getirmektedir. Uzantılarla pia mater zara bağlanan araknoid zar, ara sıra oluşan boşluğu doldurmaktadır. Bu boşlukta beyin omurilik sıvısı bulunuyor. Sinir mekanizmasının beslenmesini ve oluşan atıkların atılmasını sağlamakta olan sıvının yaşamsal önemi bulunuyor. 

    İnsanda sinir sistemi bu zarlar ve arasındaki sıvı dolu olan boşluklar sayesinde, etrafa karşı tampon vazifesi görmektedir ve hasarlara karşı koruyucu etki yapmaktadır. Beyni besleme görevi olan kan damarlarının duvarları, daha damarlar beyne girer iken yapı değişikliğine uğrar ve başka bir maddenin kontrolsüz giriş yapmasına izin vermez şekilde yapısal özellik kazanır. Bu sayede sinir hücresinin yardımcıları ve dış bölümden desteklenen kan beyin engeli denilmekte olan özel bir yapı oluşmaktadır. Böylelikle sinir sistemi kanda bulunmakta olan zararlı maddelerin istilasından korunmuş olur. 

    Sinir mekanizmasında yer alan merkezi sistemdeki yapılanma yukarıdan aşağıya doğru olmaktadır. 

    Aşağıdaki kısımlar daha basit işlevleri yürütür iken, yukarıda daha önemli işlevler yürütülmektedir. 
    • Omurilik; Merkezi sinir mekanizmasının en altındaki omurilik, sırttaki omur kemiklerinin arasındaki tüp biçiminde bir yapı olmaktadır. 
    • Beyin Sapı; Bu merkezi sinir mekanizmasının alttan ikinci kısmıdır. 
    • Ara Beyin; Beyin sapının üstünde bulunmaktadır.
    • Talamus; Beyin ortasındaki çift taraflı bir yapı olmaktadır. 
    • Hipotalamus; Burası beyindeki en enteresan alan olmaktadır. 
    • Epifiz Bezi; Talamusun arkasındaki bezden melatonin hormonu salgılamaktadır. 
    • Limbik Sistem; Beyin kabuğunun altındaki yapıların oluşturdukları bir sistem olmaktadır. 
    • Beyin Kabuğu; Kişideki sinir mekanizmasının en üst kontrol yeri bu kıvrımlı yapı olmaktadır. 
    ]]>
    Polip Nedir https://www.hucreler.gen.tr/polip-nedir.html Wed, 10 Oct 2018 16:20:42 +0000 Polip Nedir, Polipler insan vücudunun bazı bölümlerinde genellikle rahimde, rahim ağzında, rahim için ses tellerinde ve bağırsaklar gibi bazı organlarda meydana gelen küçük küçük ve daha çok iyi huylu olan tümör oluşumları Polip Nedir, Polipler insan vücudunun bazı bölümlerinde genellikle rahimde, rahim ağzında, rahim için ses tellerinde ve bağırsaklar gibi bazı organlarda meydana gelen küçük küçük ve daha çok iyi huylu olan tümör oluşumlarıdır. Rahim içi polipleri, rahmin içini döşeyen zar tabakalarından oluşmaktadır. Bu dokular normalin dışında büyüyerek boşluk bulduğu alana yerleşir ve burada polipler meydana gelmeye başlar. Başka yere yerleşse de polipler rahim olan bağlantısını kesmez ve rahime kadar uzanır. Buna da tıp biliminde saplı olan polipler denir. Saplı olan polipler zaman içinde rahim ağzından dışarı doğru sarkabilir. Bu durum poliplerin rahim içinde geniş bir alana yayılmasından kaynaklanmaktadır. Halk arasında polipler et parçası olarak bilinir. 

    Polip Nedenleri Ve Belirtileri 

    Rahim içinde oluşan poliplerinin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak östrojen hormonunun fazla ve hızının yüksek olmasından dolayı rahim içi poliplerinin oluşmasına sebep olacağı düşünülmektedir. Ayrıca meme kanserine yakalanan kişilerde tedavi durumunda tamoksifen tedavi uygulandığı durumlarda hastanın rahim içinde polip oluşumuna rastlandığı gözlenmiştir. Bu duruma sıklıkla rastlanır. Bir çok araştırmaya göre, polipler ile genetik patolojilerin birbiri ile bağlantısı olma ihtimalini gözler önüne serer. Bir çok kadın fazla doğum yapmaktan veya doğum kontrol hapı kullanmaktan dolayı rahim içi polipleri olduğunu düşünür ancak bu durumun kesinlikle bunlar ile bir alakası yoktur. 

    Polip genellikle bir belirti vermezler. Ancak farkında olmadan yapılan patolojik incelemeler sonucunda veya rahim ameliyatı yapıldığı esnada ortaya çıkar. En fazla karşılaşılan belirtiler adet düzensizliği, iki adet arası kanama yada lekeler şeklinde kanama türleri, menopoz sonrası görülen kanamalar genellikle rahim içinde oluşan poliplerin oluşumundan kaynaklanır. Bazı sarkan polipler cinsel ilişki sırasında şiddetli ağrılara sebebiyet verir. Bu durum oluştuğunda yapılan araştırmalar sonucunda poliplerin neden kaynaklandığını anlamak için bir takım patolojik tahliller yapılır. Yapılan tahliller sonucunda poliplerin rahim ağzından oluşan köken alan polip mi, rahim içi oluşan polip mi yoksa servikal polip mi olduğu bazen anlaşılması zor olabilir. Bunun için genel bir rahim tahlili yapmak şarttır. 

    Rahim içi (Endometrial) polipleri kısırlık ve art arda gelişen düşükler ile bir bağlantısı olup olmadığı kesin olarak bilinmemekle birlikte bir bağlantısı olduğu düşünülmektedir. Gebelik oluşmaya başlandığı anda yumurta rahim içine yerleşen bir polip üzerine yerleştiğinde gelişimini tamamlayamaz ve düşmesine neden olur. Bu durumda poliplerin neden olduğu bir düşme olarak bilinir. Yapılan araştırmalar rahim içine yerleşen poliplerin her yüz kadının yirmi dördünde düşmeye neden olduğu gözlenmiştir. Polip olarak bilinen bu et parçasının kansere dönüşme ihtimalinin çok az olduğu açıklanmıştır. 

    Polip (Endometrıum) Tedavisi 

    Polipler bazen yalancı polipler ile karıştırılacağı için rutin ve sulu olan ultrason incelemeleri yapılarak gerekli olan tedavi yöntemine geçilir. Net sonucu almak için rahim iç boşluğunu daha net görüntülenmesini sağlayan sulu ultrasonografi (sonohisterografi) yöntemi uygulanır. Bu yöntem polip tanısını koyabilmek için en güvenilir ve kesin sonuç veren bir yöntemdir. Rutin olan ultrason görüntülerinde cihazların duyarlılığı ve polip tanısını koymadaki saptaması % 66 iken yapılan sulu ultrason da doğruluk pay % 100 olarak saptanmıştır. Bu nedenle rutin ultrason yerine sulu ultrason daha çok tercih edilir. 

    Rahim içi oluşan poliplerin tedavisi yapılan patolojik tahliller sonucunda iyi huylu olup olmadığı anlaşılır ve kürtaj yada histeroskopik yöntem ile görüntülenerek poliplerin rahim içinden alınmasıdır. Ancak kürtaj yöntemi ile yapılan tedavilerde polipler tam görülmediği için, poliplerin sadece bir kısmı alınabilir. Bu durumda poliplerin t]]> Çevresel Sinir Sistemi https://www.hucreler.gen.tr/cevresel-sinir-sistemi.html Wed, 10 Oct 2018 18:07:12 +0000 Çevresel sinir sistemi, beyin ve omurilik sinirleri dışında kalan sinir sistemidir. Diğer adı periferik sinir sistemi olarak geçmektedir. Çevresel sinir sistemi beyin ve omurilik ile diğer organlar arasındaki iletişimi sağla Çevresel sinir sistemi, beyin ve omurilik sinirleri dışında kalan sinir sistemidir. Diğer adı periferik sinir sistemi olarak geçmektedir. Çevresel sinir sistemi beyin ve omurilik ile diğer organlar arasındaki iletişimi sağlayan sinirlerden meydana gelmektedir. Çevresel sinir sisteminin 12 çifti beyinden, 31 çifti ise omurilikten çıkmaktadır. Bunları ayrı olarak inceleyebiliriz. 

    Beyinden çıkan sinirler
    Bu sinirler kafa bölgesinde bulunan kasları ve duyu organlarını sinirsel açıdan kontrol etmektedirler. Bu sinirlerin içerisinde bulunan nervus vagus siniri otonom sinir sisteminin bir kısmını kontrol etmektedir. Beyin bölgesinden çıkan sinirler içerisinde en önemli olanıdır. Bu sinirler içerisindeki nervus trigeminus, çiğneme kasları, alt göz kapağı kasları, burun mukozası, dişler, yanaklar çene ucu, yüzün bir bölümü, alt ve üst çene ve dudaklar olarak yüz kafa kısmının büyük bölümünü kontrol etmektedir. Nervus vestibulocochlearis, kulak, duyma ve dengenin sağlanmasından sorumludur. 

    Omurilik sinirleri
    Çevresel sinir sisteminin, diğer bölümü omurilik sinirleridir. Bu sinirler omurilikteki arka kök ve ön kök bölgelerinden 31 çift sinir çıkar. Buradaki ön kök bölgesinden çıkan sinirlerde meydana gelen tahribat, sinirlerin iletişim sağladığı bölgenin felç olmasına neden olmaktadır. Buna karşın arka kökten çıkış yapan sinirlerde oluşan hasar felç noktasına gelmez. Fakat duyu organlarının görevini yapması engellenmektedir. İnsanlarda bulunan en büyük ve en uzun sinir lifi omurilikten başlayıp bacaklara kadar uzanan siyatik siniridir. Buradan çıkan sinirler refleks yaylarını oluştururlar. Organizmanın vermiş olduğu hızlı tepkiler bu refleksler sayesinde oluşmaktadır. Buna kalıtsal refleks denmektedir. Şartlı refleks denilen refleks birden fazla duyu organının meydana getirdiği tepkisel davranıştır. 

    Çevresel sinir sisteminin bölümleri
    • Otonom sinir sistemi, istemsiz hareketlerin oluştuğu bölümdür. Bu sistem içerisinde yalnızca motor sinirler bulunur. Bu sinirler organların hızlı veya yavaş çalışmasını sağlarlar. Beyin direk olarak otonom sisteme komut verememektedir. Buna rağmen sistemi kontrol etmektedir. Örnek olarak, kalbin çalışması, bağırsakların kasılması ve gevşemesine müdahale edilemez. Otonom sinir sistemi çalışma prensibinde, organlar üzerine parasempatik ve sempatik adı verilen motor nöronlarını bağlayarak kontrolü sağlar. Gövde içinden çıkan sinir lifleri omuriliğin etrafında sempatik gangliyona girer ve sinaps oluşturarak yeniden aksonla gideceği organa doğru ayrılır. Bu sinirler ter bezlerine, tükürük bezlerine, tüyleri dikleşmesini sağlayan kaslara ve göz irisine kadar gider. 
    • Çevresel sinir sisteminin, diğer bölümü olan somatik sinir sistemi ise istemli faaliyetlerin kontrolünü sağlar. Omurilik ve beyin bölgesinden çıkan sinir çiftlerinden meydana gelir. Bu  sistemdeki duyu ve motor nöronlarını taşıyan sinir çiftlerinin bazıları duyu nöronlarını, bazıları ise motor nöronlarını ve bazıları ise her ikisini de taşır. Bu sistemdeki nöronlar hasar görür ve işlev göremez hale gelirse, kasların görevlerini yapması engellenmiş olur ve kaslarda körelme meydana gelir. 
    ]]>
    Nöron https://www.hucreler.gen.tr/noron.html Wed, 10 Oct 2018 23:10:08 +0000 Nöron, Sinir sisteminin temel yapı taşını oluşturan sinir hücrelerinin adı olan nöronlar, çoğu açıdan vücudumuzdaki diğer hücrelerle benzerlik gösteri. Ancak bu hücreleri diğer hücrelerden ayıran en önemli nokta nöronla Nöron, Sinir sisteminin temel yapı taşını oluşturan sinir hücrelerinin adı olan nöronlar, çoğu açıdan vücudumuzdaki diğer hücrelerle benzerlik gösteri. Ancak bu hücreleri diğer hücrelerden ayıran en önemli nokta nöronların insan vücudundaki bilgi aktarımını sağlamasıdır. Birçok şekil ve büyüklükte olabilen nöronlar sinirsel uyarıları kimyasal ve elektriksel yolla iletirler. Hücre gövdeleri oldukça büyüktür ve çekirdek burada bulunur. Bununla beraber dentrit  ve akson adı verilen uzantıları da bulunmaktadır. Diğer hücrelerden gelen uyarılar dentrit uçlarından alarak akson uçları sayesinde öteki hücrelere ulaştırırlar. Vücutta olan iletişimi iletişimi sağlamada görevli olan bu sinir hücreleri  sinir sisteminin bağımsız en küçük ünitesidir. Sinir hücresi adı verilen bu hücrelerin aralarındaki ilişki bir devamlılık olarak değil de alışveriş şeklinde gerçekleşir.

    Nöron ve diğer hücrelerin benzerlikleri, diğer hücreler ve nöronların içerisinde genetik bilgi bulunduran bir çekirdek vardır.  Nöronların ve diğer vücut hücrelerinin içerisinde hücreyi dış etkilere karşı korumakla görevli bir hücre zarı yer alır.  Hem nöronlarda hem de diğer vücut hücreleri içinde hücrenin canlı kalması ile görevli mitokondri ve golgi cisimciği gibi sitoplazma ve organeller yer alır. 

    Nöronları diğer hücrelerden farklı kılan özellikler, nöronlar diğer vücut hücrelerine göre doğumdan hemen sonra kendilerini yenileyemezler. Doğal nedenlerle ölen nöronlar yenilenemedikleri için beynin bazı bölümlerinde yer alan sinir hücrelerinin sayısı yeni doğan bebekte yetişkin bir insana göre daha fazla bulunur. Doğal nedenlerle ölenler nöronların yerini yenilerinin almaması bilinen bir gerçek olmasına karşılık, yapılan bazı araştırmalara göre sinir hücreleri birbirleri ile yeni bağlantılar kurup kısmi yenilenmeler oluşturabilmektedir. Nöronlarda bulunan hücre zarı öteki hücrelere bilgi göndermelerine olanak sağlayacak şekilde oluşmuştur.  Diğer hücrelere bilgi alıp gönderilmesini sağlayan akson ve dentrit uzantıları arasındaki bağlantı sinaps olarak adlandırılır ve nöronlar diğer nöronlarla iletişim kurabilmek için bu sinapslara nörotransmitter olarak adlandırılan bir kimyasal salar.
     
    İşlevlerine  göre nöron çeşitleri, nöronlar duygusal, motor ve intenöronlar olarak üçe ayrılırlar. 

    Duygusal nöronlar, çevreden koku, tat ve ses sayesinde aldıkları bilgiyi beyne ileten özelleşmiş hücrelerdir.

    Motor nöronlar, kasların kasılmasını kontrol ederler ve hareket etmeyi sağlarlar.

    İnternöronlar, tamamen sinir sistemi içinde bulunurlar yanlarında bulunan ve nöronların yanında döngü oluştururlar. Beynin belirli bir kısmında yer alan lokal intenöronun oluşturduğu döngüyü diğer bir yerde bulunan döngüye ise  nakilci intenöronlar bağlar. Beyinde bulunan nöron döngüleri bu bağlantılardan faydalanırlar ve algı ve öğrenme için gerekli olan görevleri yerine getirirler.
    ]]>
    Dna Sarmalı https://www.hucreler.gen.tr/dna-sarmali.html Wed, 10 Oct 2018 23:37:09 +0000 DNA sarmalı, DNA bir ucunun sabit diğer ucunun  eksen etrafında döndürülmüş halidir. DNA da bulunan müthiş bilgi verileri ancak sarmal yapısı sayesinde DNA üzerinde bulunabilmektedir. 1 mm düşünün bunun beş milyonda bi DNA sarmalı, DNA bir ucunun sabit diğer ucunun  eksen etrafında döndürülmüş halidir. DNA da bulunan müthiş bilgi verileri ancak sarmal yapısı sayesinde DNA üzerinde bulunabilmektedir. 1 mm düşünün bunun beş milyonda biri kadar küçüktür bu yapı. BU kadar küçük bir yapıya sarmal şekli sayesinde sığabilmiştir. DNA sarmalı çözülürse yaklaşık 1,5 mt kadar bir uzunluk oluşur. BU yapı o kadar küçüktür ki elektron mikroskobu ile bile zar zor fark edilir. DNA çift zincirli bir dizilim göstermektedir. BU görüntü fermuara benzer. Düz bir sistemi parçalamak çok kolayken DNA sarmalı sayesinde üzerinde bulunan bilgilerin çözülmesi ve parçalara ayrılması oldukça zordur. Bu yüzden DNA en mükemmel bir şekilde yaratılmıştır.

    DNA Histon proteinini çevreler ancak, hücre  protein üretimi gerektiğinde sarmalamış olduğu histon proteini çözülüp okunması için açılır. Bir adet nükleozomda, DNA sarmalının 15 dönüşlük kısmı yer alır; bu da 150 nükleotite yakın bir uzunluk sayılır. Bu parça, bir protein çekirdeğinin etrafında iki defa sarılıdır. Bunlar, DNA üzerindeki eksi yüklü fosfatları eksiksiz bir şekilde tamamlarlar. Protein üretimini sağlamak için, DNA’nın herhangi bir bölümünde yazılı olan bilgiye ihtiyaç olduğunda, nükleozom açılır ve okunması için DNA şeridi açılır. Bundan sonra DNA tekrar histonlar üzerine sarılır ve bundan sonra orada saklanır ta ki tekrar ihtiyaç duyulana kadar ve çevredeki moleküllerin yıpratıcı etkilerinden korunur.  DNA da bulunan iki zincir, birbirine sadece hidrojen bağlarıyla bağlıdır bu yüzden kolaylıkla çözülüp ayrılma durumunu gerçekleştirirler. ihtiyaç duyduklarında tekrardan birleşerek çift sarmal oluşum gösterirler. Çözülme, ayrılma esnasında DNA zincirinde bulunan basamakları meydana getiren nükleotidlerde bir ayrılma ve bozulma olmaz. 

    Yani kısaca DNA sarmalı hem genetik bilginin saklanması için sağlam ve kararlı bir yapı oluşturur, hem de genlerin okunması ve kopyalanması için esnek bir yapıyı sağlar. Diğer bir ifadeyle DNA sarmalını meydana getiren iki kolun birbirlerine bağlanma aderansı, hayati vazifelerini yerine getirmesi için tam da beklenen ölçüde olmalıdır. İşte tam da DNA sarmalı da tam olması gereken sağlamlığı ve esnekliği karşılar. Bu son derece özel ve Rab'bin yaratıcılığını kanıtlayan mükemmel bir durumdur. Çünkü eğer DNA kolları  arasındaki bağ, şu anki halinden daha güçlü olsaydı her iki kolda hareketsiz bir durumda kalıp donacaktı. Eğer ki bu bağ daha zayıf olsaydı, bu defa da molekül dağılacaktı. İşte bu yüzden  DNA’yı meydana getiren bağlar,  sarmalın hem son derece düzgün olmasını, hem de fonksiyonelliğini sağlayacak en uygun yapıda yaratılmıştır.


    ]]>
    Orkide Çoğaltma https://www.hucreler.gen.tr/orkide-cogaltma.html Thu, 11 Oct 2018 19:36:16 +0000 Orkide çoğaltma, çeşitli yollarla yapılabilir. Bunun için kullanılan laboratuvar ortamındaki çoğaltma şekilleri oldukça zor oluyor. Orkide çoğaltma için ev ortamındaki vejetatij yöntemleri kullanarak daha hızlı şekilde çi Orkide çoğaltma, çeşitli yollarla yapılabilir. Bunun için kullanılan laboratuvar ortamındaki çoğaltma şekilleri oldukça zor oluyor. Orkide çoğaltma için ev ortamındaki vejetatij yöntemleri kullanarak daha hızlı şekilde çiçekli bitkiler üretilebilir. Bu yöntemler daha kolay uygulanabiliyor. Orkide herkesin beğendiği, güzel çiçekli bir bitkidir. Zarafeti temsil ettiği düşünülen, enerjisi yüksek, görünümüyle ihtişamını ortaya koyan orkide bakımıyla, çoğaltmasıyla özen isteyen bir çiçektir. Evleri, işyerlerini süsleyen bu çiçeğin nasıl çoğaltıldığına, üretildiğine birlikte bakalım.

    Orkide çoğaltma yöntemleri

    Tohumla orkide çoğaltma: Orkide dünyadaki en küçük tohuma sahip bitkidir. Boyutlarını tasavvur edebilmeniz için bir aspirini düşünebilirsiniz. Aspirinin ağrılığı yaklaşık yüz bin orkide tohumu eder. Orkide kendi besinini karşılayamaz. Bu nedenle bazı mantarlarla simbiyotik ilişkiye girerek çimlenebilmek için ihtiyacı olan enerjiyi sağlar. Bu nedenle laboratuvar koşullarında mantarla aşılanan tohumların kavanozlara ekilmesi ve böyle çimlenmesi sağlanır. Orkide türleri arasında çimlenmesi 10-12 yıl kadar sürenler bulunuyor. Zaten orkidenin az bulunması, gelecekte yok olma tehlikesi bundan kaynaklanıyor. Çünkü orkidenin çimlenmesi oldukça zor oluyor.

    Doku kültürüyle orkide çoğaltma: Bu orkide çoğaltma yönteminde bitkinin bazı yerlerinden kesilen bölümler steril edilen kavanozlarda şartlar yerine getirilere, özel beslenme solüsyonları kullanılarak köklendirilir ve çoğaltılır. Bu yöntemle orkide çoğaltma sonucunda üretilen bitkiler, anne orkidenin genetik kopyası olduğundan, daha üstün orkide türleri üretiminde bu yöntem tercih edilir.

    Ayırma ile orkide çoğaltma: Bu yöntem sympodial orkidelerin çoğaltılmasında kullanılır. Bu orkidelerde tek gövdeden yan yana olan sympodial gelişim olur. Bitkinin gövdesi ne kadar fazla olsa da, tek kökten bağlı olur. Bu nedenle az sayılı gövdeli bitki ayrıldığında, gelecek sene bitki kendini yeterince toparlayamaz ve çiçeklenme olmaz. Orkidenin büyüme dönemine yakın, çiçeksiz ayırma işlemi daha başarılı olur. Ayırma saksının değişim döneminde yapılırsa daha iyidir. Gövde sayısı 8 ve üzerinde olan orkidelerin ikiye bölünmesi mümkündür. Önce saksıdan çıkarılan bitki kökündeki saksı harcı temizlenir. Daha sonra bitki kökü temiz bir bıçak yardımıyla ikiye ayrılır. Üzerindeki ölü kökler ve buruşan yapraklarda temizlendiğinde, saksıya yeni harç konularak tekrar saksıya dikilir. Bitki saksıya daha önce söküldüğü seviyede dikilmelidir. Orkide nemli ve gölge bir alana konularak, bir hafta kadar bekletilir. Daha sonra normal yerine alınır. Orkide bitkisinde 4-6 haftada yeni sürgünler oluşacaktır.

    Keiki ile orkide çoğaltma: Keiki Hawai diline göre bebek demektir. Orkidelerde bazı zamanlarda kendiliğinden, bazı dönemlerde de bakım koşulları yeterli olmadığında, bakım periyotları bozulursa yavru üretirler ve böyle çoğalırlar. Çiçeklerin saplarında yeni yapraklar gelişerek, yapraklardan yeni kökler çıkar. Bu yavru orkideler anne orkidenin genetik kopyası olur. Yeteri kadar büyüdüklerinde başka saksıya alınarak, burada yeni orkideler çoğaltılabilir. Böyle gelişen orkideler arasında Oncidium, Dendrıbium, Epidendrum, Phalaenopsis gibi türler vardır.

    Bebek orkidelerin ayrılması sırasında keikinin olduğu çiçek sapının alt ve üstteki gözlere yakın yerlere 5-6 cm uzaklıktan kesip çıkarmak gerekir. Bunu yaparken temiz bir bıçak kullanılmalıdır. Kesilen parçalar ılık suyla yıkanmalı ve kökler yumuşatılmalıdır. Bu saksıya konurken köklerin zarar görmesine engel olur. Kullanılacak saksı da anne orkidenin saksısından daha küçük olmalıdır ve kökler rahatça içine sığmalıdır. Saksıda kullanılacak harçta anne orkidenin olduğu harçtan daha küçük taneli olmalıdır. Kökler harcın altında kalmalı, büyüme noktalarıyla kesilen çiçek sapları da üstte kalmalıdır. Bu şekilde orkide çoğaltma yoluyla 18-24 ayda yeni çiçekler alınabi]]> Epitel Nedir https://www.hucreler.gen.tr/epitel-nedir.html Fri, 12 Oct 2018 09:54:39 +0000 Epitel Nedir: Vücudumuz ve organların üzerlerini kaplayan, örten hücre tabakasıdır. Yunanca bir terim olan epitelin sözcük açılımı epi (üzerinde, üstte) ile theleos (örtü) kelimelerinden meydana gelmiştir. Epitel dokuyu Epitel Nedir: Vücudumuz ve organların üzerlerini kaplayan, örten hücre tabakasıdır. Yunanca bir terim olan epitelin sözcük açılımı epi (üzerinde, üstte) ile theleos (örtü) kelimelerinden meydana gelmiştir. Epitel dokuyu meydana getiren hücrelere de epitel hücreler adı verilmiştir. Gelişmeye başlayan embriyonun üç tabakası olan ekdoderm,mezodermden ve endoderm den epitel hücreleri köken alır. Epitelyum hücrenin boyutları ve şekilleri çeşitlidir. Alçak yassı epitele ve yüksek prizmatikten kübik epitele değişim yaparken tüm aradaki formlar da değişir. Epitel hücreleri çok katlı yada bir tek katlı yapı oluşturacak şekilde dizilirler. Epitel hücreler vücudumuzun dış yüzeylerini, iç yüzeylerini örter ve farklı bezlerin yapısına eklenirler. Epitel hücreler bulundukları yerdeki görevlerini yerine getirecek özellikleri vardır. Örnek olarak sindirim kanalındaki epitel hücreler sindirim kanalının iç yüzeyinde yer alıp, vücut için gerekli maddelerin emilmesi için alan oluştururken, bazıları da dış ve iç salgı bezlerinin yapışmasına katılırlar. Epitel hücreleri insan organizmasında üç farklı şekilde görünür. Tek katlı epitel dokusu, çok katlı epitel doku ve değişici epitel dokular olarak adlandırılmıştır. Yassı hücrelerde düzleşmiş eliptik çekirdeklere, kübik hücrelerde yuvarlak çekirdeklere sahiptirler. Epitel doku organizmada yaygın dağılış göstermesi sonucu vücudumuzun bütün alanın içini ve dış yüzeylerini döşemekte, salgı bezlerinin çoğunluğunu oluşturur. Dna içeren hücrelerden de oluşur.  

    Epitel Nedir, Nerede Oluşur: Deri ve sindirim kanalında, ürogenital sistemin dış bölümlerinde, damar ve kalp iç yüzeylerinde, akciğer zarlarının iç yüzeylerinde epitel hücreler vardır. Epitelin çoğalmasıyla derideki bez dokuları olan ter bezi, yağ bezi, süt bezi oluşur. Genital üreme sisteminin dışına açılan derilerin ve sindirim kanalının dış yüzeylerinde oluşur. Epitel hücreleri sindirim kanalının iç yüzeyini sararak vücud için gerekli besinlerin emilmesini sağlamak için gerekli ortam hazırlar. 

    ]]>
    Servikal https://www.hucreler.gen.tr/servikal.html Sat, 13 Oct 2018 03:59:58 +0000 Servikal, Servikal yaşa bağlı olarak tekrarlamakta olan, küçük travmalar sonucunda boyundaki eklemlerin son derece etkilendiği, genel olarak 40 yaşını geçkin  insanlarda görülen ve yaşla beraber ortaya çıkan, servikal osteoar Servikal, Servikal yaşa bağlı olarak tekrarlamakta olan, küçük travmalar sonucunda boyundaki eklemlerin son derece etkilendiği, genel olarak 40 yaşını geçkin  insanlarda görülen ve yaşla beraber ortaya çıkan, servikal osteoartrit ismi ile de bilinen bir hastalıktır çeşididir. Özellikle servikal, boyun omurlarının en hareketli olduğu kısımlarda görülür. Her iki türüde, eşit etkilemekle beraber, erkeklerde kadınlara oranla daha erken bir yaş grubunda meydana gelir. İnsanın yaşı ilerledikçe, sırt ve boyun omurgasını oluşturan kemik ve kıkırdaklar ilerleyici bir tahribata maruz kalır ve bazen bunun neticesinde osteofit ismi verilen düzensiz kemik çıkıntıları ortaya çıkar. Birçok insanın röntgen görüntüleme tetkiklerinde bu tanı koyulsa da bazen hiçbir şikayete sebep olmayabilir. Servikal omurilikten çıkmakta olan sinirlerin biri ya da birkaçının basınç altında kalması sonucu, tablonun meydana gelmesine neden olur. Osteofit adı verilen kemik çıkıntılar, omurga kanalının daralmasına sebebiyet vererek, omuriliği yoğun bir baskıya maruz bırakır. Bunun neticesinde, omurilik hasarlanması ortaya çıkabilir. Çok yüksekten düşme ve trafik kazası gibi travmalar, o ana kadar belirti vermemiş servikal durumlarında omurilik zedelenmesini ihtimalini artırabilir.
     
    Servikal Belirtileri
    • Sürekli gerginleşen ve ağrılı bir boyun
    • Omuz ve yoğun kol ağrısı
    • Ellerde, kollarda, bacaklarda ve ayaklarda karıncalanma ve uyuşukluk
    • Bacaklarda, ellerde, kollarda ve ayaklarda güçsüzlük
    • Güç kaybı
    • Yürüme zorluğu
    • Anormal derin tendon rahatsızlıkları
    • İdrar yollarında problem. 
    Servikal Tanısı; Bu hastalığın tanısı, şikayetler ve yaşanan hikayenin alınmasından sonra yapılan nörolojik muayene ve buna göre talep edilecek olan röntgen görüntüleme metodlarının yardımıyla tespit edilir. Omuriliğin ve sinir köklerinin baskı altında olup olmadığının öğrenilebilmesi için, reflekslerin, kol ve bacakların kas durumu ve duyu muayenelerinin yapılması gerekmektedir. Servikal, ayrıca boyun hareketlerinde de kısıtlanmaya sebep olabilir bu da muayenede bulunabilir. Görüntüleme tetkiklerinden servikal MR ve tomografi istenebilir ve bunlarda saptanan kemik çıkıntıları, omurilik ve sinir köklerine olan basıncın görülmesi ya da omurlar arasında yer alan disklerdeki fıtıklaşmalar görülerek tanı koyulabilir.

    Servikal Tedavisi; Bulgularda ki klinik durumun derecesine göre cerrahi olmayan tedavi ya da cerrahi tedavi işlemleri tercih edilir.

    Cerrahi olmayan tedavi seçenekleri

    • Servikal için boyunluk takmak, boyun hareketlerini kısıtlar ve sinir baskısını azaltır.
    • Ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar kullanmak 
    • Boyun kaslarını güçlendirecek egzersiz ve fizik tedavi uygulamaları
    • Omurgalara arasındaki faset eklemlerin güçlendirilmesi

    Cerrahi Tedavi; Medikal olan tedaviler bir işe yaramaz, hastanın boyun ağrısı hiç geçmez ya da nörolojik bulguları daha da kötüye giderse cerrahi bir işlem yapılması düşünülür. Uygulanacak olan cerrahi girişim, hastanın mevcut olan durumuna sebebiyet veren patolojiye göre değişiklik gösterir. En çok uygulanan cerrahi yaklaşımlar önden ve arkadan olan yaklaşımlardır.

    ]]>
    Hayvan Hücresi https://www.hucreler.gen.tr/hayvan-hucresi.html Sat, 13 Oct 2018 15:01:51 +0000 Hayvan Hücresi; Sitoplazmada bulunan ve hücrelerin solunumunu, beslenmesini ve boşaltımını gibi yaşamsal olayların gerçekleştiği yapılar organellerdir. Hücre organelleri; mitokontri, koful,ribozom, lizozom, sentrozom, endopl Hayvan Hücresi; Sitoplazmada bulunan ve hücrelerin solunumunu, beslenmesini ve boşaltımını gibi yaşamsal olayların gerçekleştiği yapılar organellerdir. Hücre organelleri; mitokontri, koful,ribozom, lizozom, sentrozom, endoplazmik retikulum, plastitler ve golgi aygıtıdır. 

    Hücre Organelleri;

    Mitokontri; Görevi hücre için enerji üretmektir. Oksijen kullanarak besinlerden enerji elde eder. Sayıları hücreye göre değişir. Bölünüp çoğalırlar.

    Koful; Kofulun görevi hücre içinde fazla olan maddeleri biriktirmektedir. Daha çok bitki hücrelerinde ve tek hücreli canlılarda bulunur. Hayvan hücrelerinde zaman zaman olan fakat kısa zamanda kaybolan ufak kofullar görülür. Hayvan hücrelerinde küçük, bitki hücrelerinde ise büyük kofullar görülmektedir.

    Lizozom; Lizozom hücre içinde büyük tanecikleri, yaşlanmış organellerin taşıdıkları enzimleri parçalamakla görevlidir. Bu durum daha çok hayvan hücrelerinde olduğu için hücrenin olmasa olmaz organeldir. Salgılama dönemi sona eren memelilerde süt bezlerinin körelmesi, pasif kalan kasların küçülmesi ve vücuda giren mikropların yok edilmesi görevinin üstlenir. Lizozom parçalanırsa hücre kendini sindirir. Bu olaya otoliz denir.

    Ribozom; Ribozomlar protein sentezi yapan organeldir. Endoplazmik retikulumların üzerinde ve çekirdek zarında ve stoplazmada serbest olarak bulunurlar.

    Sentrozom; Hücre bölünmesinde önemli bir görev alan organelin bir diğer adıda sentriyol olarak geçer. Hayvan hücrelerine has bir organeldir. Bitki hücresinde bulunmaz.

    Endoplazmik Retikulum; Hücre içini ağ gibi saran bir bölümdür. Görevi madde iletimini gerçekleştirmektir. Ayrıca bazı maddeleri depolayarak kofulun yükünü azaltır.

    Golgi Ayğıtı; Hücre içinde salgı üretilmesi ve depo edilmesini sağlamakla görevli organeldir. Hücre zarına yakın olan kısımda bulunur. Hücre zarı yapımına katılır. Salgı maddelerinin yapılması, paketlenmesi ve salgılanmasından sorumludur. Enzimleri paketleyerek lizozumu oluşturur. Memeli alyuvarları hariç tüm çekirdekli hücrelerde bulunur.

    Biçim ve görev farkılıklarına rağmen tüm hücrelerde temel üç yapı vardır. 

    Bu yapılar dıştan içe doğru hücre zarı, sitoplazma ve çekirdektir. Bu üç temel yapının hücrelerdeki görevleri büyümesini, gelişmesini ve çoğalmasını sağlamaktır. Bu temel bölümleri ayrı ayrı olarak inceleyelim;

    Hücre Zarı: Yağ, protein ve az miktarda karbonhidrattan oluşur. Hücre zarı hücreyi çepe çevre sararak şekil kazandırır. Canlı, esnek olmayan ve saydam bir yapıya sahiptir. Hücreyi dış etkilerden korur ve madde alışverişini sağlar. Zarın seçici ve geçirgen olması onun canlı olduğu anlamına gelmektedir. Üzerindeki deliklere geçit denir. Selülozik yapıdadır. Hücre stoplazmasının dağılmasını önler. Seçici ve geçirgendir. Hücreye gerekli olan yararlı maddelerin içeri alınmasına, zararlı olan ve atık malzemelerin dışarı atılmasına izin verir. Tüm hücre çeşitlerinde bulunur.

    Çekirdek: Çekirdek hücrenin beyni gibi kabul edilir. Hücre içindeki tüm olaylar çekirdek tarafından kontrol edilir. Çekirdek hücrenin büyüme, gelişme, onarım ve denetim merkezidir. Genellikle hücrenin tam ortasında yer alır. Çekirdek içerisinde canlının kalıtsal özelliklerini taşıyan ve kromozom denilen yapılar bulunmaktadır. Çekirdekteki kalıtsal bilgiler hücre bölünmesi olayı ile yeni hücrelere aktarılır. Hücrenin yaşamını devam ettirmesi ve bölünmesi için mutlaka olması gerek bir yapıdır. Çekirdeği çıkarılan hücre yaşayamaz, kısa bir süre sonra ölür. Birden fazla çekirdeği olan hücreler olduğu gibi çekirdeği olmayan hücrelerde vardır. 

    Hücre Duvarı yalnızca bitki hücrelerine özgü bir yapıdır. Hayvan hücrelerinde bulunmaz.
    ]]> Gibberellik Asit https://www.hucreler.gen.tr/gibberellik-asit.html Sun, 14 Oct 2018 09:50:48 +0000 Gibberellik Asit; Hormon ikincil grup bitki hormonudur. Gibberellik asit 1950 yıllarda karekterize edilmiş seksenden fazla bileşiğe sahip bir gruba aittir. Gibberellik asitin bitkilerdeki esas etkisi bitkilerin boyuna büyümesidir. Böyle Gibberellik Asit; Hormon ikincil grup bitki hormonudur. Gibberellik asit 1950 yıllarda karekterize edilmiş seksenden fazla bileşiğe sahip bir gruba aittir. Gibberellik asitin bitkilerdeki esas etkisi bitkilerin boyuna büyümesidir. Böylelikle uzun bir bitki gövdesi aktif gibberellikler, cüce yapılı bir bitki gövdesine nazaran daha fazla ihtiva da bulunur. Gibberellik asitlerin kontrolü ve sentezi genetik kontrol altındadır. Giberellinler, izopren birimlerden meydana gelir. Bunlar dört izoprenoid biriminden türevlenen yirmi karbonlu terpenoidlerdir. Gibberellik asit birçok otsu çok yıllık bitkilerin ve tanesiz hububatların uzayan gövdelerindeki genişleme ve hücre bölünme olaylarının başlatılmasında, tohum çimlenmesi ve meyve büyümesi uyarılmasında aktif olan bir hormondur. Hormonun bitkide etkilerinin arasında gövdede incelmeler, yapraklarda küçülme ve yaprakların renklerinin açık yeşile doğru azalmasında da etkileri vardır. Diğer taraftan kullanıldığı bitkilerde gövdede uzama sağlayan GA miktarıyla gövde uzaması arasında daima bir doğru orantı vardır. 

    Gibberellik asitin cüce bitkilerdeki etkisi; cüce bitkilerden özellikle pirinçte çok aktif kullanılan bu hormon bitkinin cüce yapısını değiştirerek uzamamış bir gövde elde etmesini sağlar. GA tek gen cüce mısırlarda ve rozet görünümdeki marul ve lahana gibi bitkilerin gövde uzamasını sağlar. Uzun gün bitkilerinde ise gövde uzamasını sağlayan gibberellik asit özellikle rozet bitkilerde kullanılmaktadır. Uzun günlerde gövdesi büyüyen bitkilerde uzar ve sadece bu periyotta çiçek açar. Kısa gün koşullarında kalan bitkilere giberellin uygulaması, gövdenin uzamasını sağlar. Gibberellik asitin dışarıdan uygulanması oksinlerin etkisiz olduğu durumlarda meyve oluşumunu sağlar. Giberellik asit bitkilerin bir çoğunda çiçeklenmeyi uyarıcı etkisi de vardır. Bu işlemi yapan yani çiçeklenmeyi yapan en önemli hormon gibberellik asit hormonudur. Çiçeklenme için gerekli GA miktarı bitkilerin türlerine göre değişir. Fakat ortalama olarak her bitkide kullanılan gibberellik asit miktarı 3-100 mg arasında değişiklik göstermektedir. Çiçeklenme kullanılan bir diğer yöntem olan soğuk şoku etkisi yerini tutan gibberellik asit yöntemi bitkinin çiçeklenmesinde bu tür şok yöntemlerinin yerini tutmaktadır. Yani gibberellik asit soğuk şoka maruz kalmadan bitkinin çiçeklenmesini sağlamaktadır. 

    Gibberellik asit ile bitkinin tohumlarının uyarılması;

    Bazı bitkilerin tohumları özellikle de yabani özelliklerde olan bitkilerin tohumlarında çimlenme olayları gibberellik asit ile gerçekleştirilir. Bu tür yabani bitkiler çimlenme işlemi için ışık ve soğuya ihtiyaç duymaktadır. Bu tip yabani bitkilerde ihtiyacı lan ışık ve soğuğun yerini gibberellik asit alır. Bu hormonu kullanarak bitkinin çimlenmesini sağlar. daimi olarak görülmese de bitkilerin tohumlarının üşümemesine cevap olarakta gibberellik asit seviyesinde sık sık değişiklikler yapılmaktadır. Böylelikle bitkilerin aşırı bir soğuğa maruz kalmasının da önüne geçilmiş olur. 
    Günümüzde tarım alanında en sık kullanılan hormonların başında gelen gibberellik asit özellikle tohumdan meyvesine varıncaya kadar tüm aşamalarda kullanılabilir olmasından ötürü tercih edilmektedir.
    ]]>
    Kalp Hücresi https://www.hucreler.gen.tr/kalp-hucresi.html Sun, 14 Oct 2018 12:25:25 +0000 Kalp hücresi, vücutta ritmik hareket eden tek hücredir. Beden, yaklaşık yüz trilyon kadar hücreden meydana gelmektedir. Bu hücrelerin her birinin birbirinden farklı görevleri ve özellikleri bulunmaktadır. Bazı hücreler, alyu Kalp hücresi, vücutta ritmik hareket eden tek hücredir. Beden, yaklaşık yüz trilyon kadar hücreden meydana gelmektedir. Bu hücrelerin her birinin birbirinden farklı görevleri ve özellikleri bulunmaktadır. Bazı hücreler, alyuvar hücrelerinde olduğu gibi çekirdeksiz hücrelerdir. Bazı hücrelerde solunum borusundaki hücrelerde olduğu gibi tüycüklere sahiptir. Kimisinin ise hareketini sağlayan sanki çeşitli motorları vardır. Ama vücudumuzda öyle bir hücre vardır ki, başka hiç bir hücrede olmayan özel bir yeteneğe sahiptir. Bu yetenek, hücrenin büzülme ve açılma hareketi yapabilmesidir ve bu yeteneğe sahip hücrelerden oluşan kalp işte bu yüzden atmaktadır. Kalpte bulunan bu hücreler özel kas hücreleridir.

    Kalp hücreleri kalpte bulunan özel kas hücreleridir. Bu hücre topluluğunu özel yapan henüz oluşmaya başlayan bir embriyoda aniden hareket etmeye başlamalarıdır. Açık kalp ameliyatı sırasında dahi kendilerine bağlı tüm sinirler alınmış ve çevrelerindeki organlarla tüm ilgileri kesilmiş olsa dahi bu hücreler kanla beslendiği sürece atmaya devam etmektedirler. Hatta bu hücrelerden bir tanesini alsanız dahi mikroskop altında dahi kanla beslediğiniz sürece atmaya devam edecektir. Bu hücreleri özel yapan, görünürde hiç bir kontrol mekanizmasının denetiminde olmamasına rağmen atmaya, kan pompalamaya ve insanın yaşamının devam etmesi için atmaya devam etmelidirler.
     
    Vücudumuzda tek kastan meydana gelen yaşamsal tek organımız kalptir. Hayat boyu dinlenmeden, yorulmadan çalışmaktadır. Hiç dinlenmez ve bir yedeği yoktur. Sessiz çalışır ancak merdivenlerden süratle çıkınca, diğer kasların yorulmaya başlamalarından daha sonra hızlı ve sesli çalışmaya başlar. Birbiriyle ağ biçiminde birleşen çizgili tellerden meydana gelmiştir. Kalp hücresi birbiriyle o denli uyum içindedirler ki senkronize biçimde tek hücre benzeri şekilde çalışırlar. Kalp kasının kasılması da değişiktir. Bu kastaki minik lifler öbür kaslara göre daha yavaş kasılırlar.

    Kalp kasındaki kalp hücresinin çekirdek yapıları da ayrıdır. Çekirdekleri çizgili kas hücresinin aksine tam merkezdedir. Kalp kasının esas farklı olması ise hücrelerindeki, besini enerjiye çeviren minik makinelerde yer alır. Bu makineler kalp kası hücresinin yüzde 30 veya 35'ini oluştururlar. Bu oran öbür iskelet kas hücrelerinde yüzde bir veya ikidir. Bu yüksek orandan dolayı kalp kasının enerji gereği yorulmaya neden olmadan, itinalı ve sürekli çalışır.

    Kalp damarlarındaki sertlik, kullanılan ilaçların yan etkisi, yüksek tansiyon ve farklı enfeksiyonlar kalp kaslarındaki hücrelere kayıp vermektedir ve sıkı çalışmalarını önler. Bir takım durumlarda ise kalp kaslarındaki hücrelerde iltihaplanarak miyokard ismi verilen hale sebep olur. Bu durumda kişi hasta olur ve hastada ateş, göğüs ağrıları ve kalp atışlarında düzensizlikler görülmektedir.

     
    ]]>
    Dna Testi Nerede Yapılır https://www.hucreler.gen.tr/dna-testi-nerede-yapilir.html Sun, 14 Oct 2018 21:47:42 +0000 Dna Testi Nerede Yapılır, Dna bütün canlılarda ve vücudu bulunan, bütün hücre çekirdeklerinde olan kan, saç, tükürük ve tırnak vb gibi genetik bilgiyi içinde gizleyen, iki iplikten oluşmuş, çift sarmallı bir dokudur. Bu Dna Testi Nerede Yapılır, Dna bütün canlılarda ve vücudu bulunan, bütün hücre çekirdeklerinde olan kan, saç, tükürük ve tırnak vb gibi genetik bilgiyi içinde gizleyen, iki iplikten oluşmuş, çift sarmallı bir dokudur. Bu çift sarmallı dokunun yarısını babamızdan, diğer bir yarısını ise annemizden alırız. Yine de aynı biçimde kan gruplarımız da belirlenirken aynı sistematik olayla yapı çalışır ama kan grupları hakkında yetersiz bilgiye sahip olunması ve başka sebeplerden yada nedenlerden ötürü bazı kişilerde şüpheler oluşur. Kan grupları ile alakalı daha çok bilgi almak için bir az daha araştırma yapılırsa çok iyi olur. Kim ne derse desin her ne olursa olsun kesinlikle babalık testi sonucu için DNA testini yaptırmanız gereklidir. Kan grupları ile ilgili doğru bilgili olan ve bu işi iyi araştırabilen kişilerden öğreniniz. A adenin, T timin, G guanin ve C sitozin DNA üzerinde bireyden bireye göre değişik bir şekilde dizilmiş 4 bazdan oluşur. DNA üzerindeki bu harflerin değişik şekillerde dizilişi insanlar arasında değişik görüntülerin meydana çıkmasına sebep olur. Mesela aynı göz rengindeki ton değişiklikleri gibi olan etkenlerden olur.

    Dna Testi Nerede Yapılır Özellikle de, DNA testi herhangi bir hastanede yapılabilir gibi sık çalışmalar yapılıyor olsa da, özel ya da devlet hastanelerinde babalık testi çalışılmaları yapılmıyor. Bir kurumun babalık testi yapabilmesi için sağlık bakanlığı tarafından ruhsat verilmesi şarttır. Moleküler genetik laboratuvarına sahip olması bu ruhsatı almasını sağlar. Böylece de babalık testi yapılabilir. Babalık testi yapan kurumlar İstanbul da, sağlık bakanlığınca, moleküler genetik yapıda ruhsat verilmiş, tıbbi genetik dalında uzman olan doktorlarımızla, bu konuda uzman moleküler biyologlarımız tarafından uzun senelerdir başta Türkiye’ ye olmak üzere tüm dünyaya hizmet vermektedir. 
    ]]>
    Hbv Dna Nedir https://www.hucreler.gen.tr/hbv-dna-nedir.html Mon, 15 Oct 2018 09:56:28 +0000 Hbv Dna Nedir, Hepatit B virüsü, (Hbv) halk arasında sarılık olarak bilinen bir tür karaciğer iltihaplanmasıdır. Hbv Dna Hepatit B tedavisinde kullanılan bir teste verilen isimdir. PCR (polymerase chain reaction) yada Hbv Dna Nedir, Hepatit B virüsü, (Hbv) halk arasında sarılık olarak bilinen bir tür karaciğer iltihaplanmasıdır. Hbv Dna Hepatit B tedavisinde kullanılan bir teste verilen isimdir. PCR (polymerase chain reaction) yada (polimeraz zincir reaksiyonu) biyolojide, moleküllere uygulanan bir tekniktir. Nükleik asitlerin uygun koşullarda çoğalması olarak bilinir. DNA ların milyonlarca kopyalanmasını sağlayan bir uygulamadır. Hbv Dna hepatit B virüsünün teşhisinde rutin olarak yapılan analitik duyarlılığı çok yüksek olan bir testtir. Testin amacı Hepatit B virüsü dna sını (Hbv dna) teşhis etmektir. Hepatit B (Hbv) virüsü en çok enfeksiyona neden olan mikroorganizmalardan biridir. Dünyada 400 milyon kişide Hbv virüsü olduğu ve dünyada Hbv enfeksiyonuna bağlı komplikasyonlar sebebinden 750 bin insanın hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Kronik Hbv virüsü, kronik karaciğer yetersizliğine ve siroz oluşumuna neden olmakla birlikte, karaciğer kanseri riskini artırmaktadır. Bu nedenlerden dolayıdır ki hastalığın tanısı ve erken teşhis ve tedavisi çok önemlidir. Hbv virüsü, Aids hastalığını oluşturan HIV (Human ımmune deviciency virüs) virüsünden 100 kat daha bulaşıcı bir virüstür.

    Hbv Dna hangi durumlarda yapılır,
    Hbv (hepatit B) virüsünün erken dönemlerinde antikor seviyesi düşük olduğundan, serolojik testler kafi gelmemektedir. Bu sebepten dolayı virüsün doğrudan tespiti için spesifik bir işlem olan PCR ile yapılır. Elisa testleriyle  HBS AG pozitif çıkan hastalarada, Hbv Dna testi yapılması uygun görülmektedir.  Belirti vermeyen taşıyıcılar (Asemptomatik), henüz oluşmayan antikorun vakalar, seropozitif anneden doğan çocuklar, immünolojik reaksiyon göstermeyen hasta kişilerde ve serolojik testleri pozitif olan hastalarda teşhisin doğrulanması için Hbv Dna yapılmaktadır.

    Hbv Dna kantitatif testinin isteneceği durumlar,
    • Hbv Dna ve Pcr testi pozitif çıktığında,
    • Hastalığın aktif veya inaktif durumu tespitinde,
    • Tedavi stratejilerinin, viral yük miktarına göre belirlenmesi,
    • Tedavilerini ilaçla sürdüren hepatit B hastalarına,
    • Tedavi sonrası hastanın durumunun belirlenmesinde,
    • Kronik hepatit B hastalarında hastalığın hangi aşamada olduğunu öğrenmede.
    ]]>
    Dna Görevleri https://www.hucreler.gen.tr/dna-gorevleri.html Tue, 16 Oct 2018 01:38:56 +0000 DNA Görevleri, Deoksiribo Nükleik asit kısaltılmış ismi (DNA) bütün organizmaların ve bazı virüslerin canlılık ve biyolejik gelişmeleri için olması gereken ve genetik bilgileri taşıyan bir nükleik as DNA Görevleri, Deoksiribo Nükleik asit kısaltılmış ismi (DNA) bütün organizmaların ve bazı virüslerin canlılık ve biyolejik gelişmeleri için olması gereken ve genetik bilgileri taşıyan bir nükleik asittir. DNA' nın en önemli görevi, bilgilerin uzun süreli saklanmasıdır. Protein ve RNA gibi hücrelerin bileşenlerinin yapımı için gerekli olan bilgiyi içermektedir. DNA molekülünün iki temel görevi vardır. Birincisi, Metabolik olayların kontrol edilmesi. ikinci görevi, kalıtımın sağlanması ve özelliklerin yeni nesillere aktarılması. DNA molekülü, hücrelerde kullanılacak olan proteinlere ait bilgiyi taşıdığı için, hücrelerdeki protein sentezinin kontrolünü sağlar. Hücre bölünmesi esnasında kendini eşleyerek ana hücrenin DNA'sının değişmeden bölünen hücrelere aktarılmasını sağlar

    DNA Görevleri nelerdir
    • Kendini eşleyerek, Üreme ve kalıtsal bilgilerin aktarımını sağlar,
    • Protein sentezi için, genetik bilgiyi vererek hücreyi yönetir,
    • Hücredeki hayatsal olayları kontrol eder,
    • Yeni nesillere kalıtsal bilgiyi aktarır,
    • Genlerin yapısını oluşturur,
    • Yaşamın, enzim, protein sentez bilgisini taşır,
    • Metabolik olayların kontrol edilmesini sağlar,
    • Çekirdekte bulunan kromozomları oluşturur,
    • RNA'ların üretilmesini sağlar,
    • canlilar arasındaki farklılığı sağlar,
    • hücrede yapılacak protein çeşitliliğini belirler,
    DNA Yapısı,
    • DNA molekülü, sarmal şekilde kıvrılmış iki zincirden oluşmaktadır.
    • DNA molekülü, iki nükleotit zinciri arasında zayıf hidrojen bağları tarafından bir araya gelmelerinden oluşur. iki zincirin karşılıklı bazları arasında hidrojen bağ oluşur. Yapısındaki şeker deoksiribozdur.
    • DNA'nın yapısındaki adenin nükleotit, her zaman timin nükleotit ile karşılıklı, guanin nükleotit,de her zaman sitozin nükleotit ile karşılıklı olarak bir birine bağlıdır.
    • Adenin ve timin arasında ikili zayıf hidrojen bağ kurulurken, guanin ve sitoz arasında üçlü zayıf hidrojen bağ kurulur
    • Su zayıf hidrojen bağ oluşumunda açığa çıkmaz. Bu bağları koparmak için su harcanmaz.
    • DNA'nın kuvvetli olması, DNA da hidrojen bağlarının fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Bundan dolayıdır ki eşit sayıda nükleotitlerden meydana gelen DNA'lardan G/A oranı çok olan daha sağlamdır.
    • DNA molekülü iki zincirli olduğundan ve iki zincirde bir birini tamamladığından, DNA molekülleri ile alakalı olan eşitlikler kurulabilir. Buna göre; Bir DNA molekülündeki adenin sayısı ile timin sayısı birbirine eşit, guanin sayısı ile sitoz sayısı da birbirine eşittir. 
    ]]>
    Homolog Kromozom https://www.hucreler.gen.tr/homolog-kromozom.html Wed, 17 Oct 2018 00:10:27 +0000 Homolog kromozom biri anneden diğer biri babadan gelen şekil ile büyüklük açısından, aynı karaktere tesir eden kromozomlardır. Gen dizilişi genelde değişik olabildiği gibi benzer de olabilir. Mayoz bölünme esnasında tet Homolog kromozom biri anneden diğer biri babadan gelen şekil ile büyüklük açısından, aynı karaktere tesir eden kromozomlardır. Gen dizilişi genelde değişik olabildiği gibi benzer de olabilir. Mayoz bölünme esnasında tetrat, sinaps ve crossing over homolog kromozomlar arasında olur. Sinaps, mayoz bölünme esnasında, homolog kromozomların birbirlerine sarılması vakasıdır. Tetrat, sinaps ile birbirine sarılmış 4 kromatit, 2 homolog kromozomdan ortaya çıkan bir yapıdır. Crossing-overse homolog kromozomların sinaps görünen yerinde olan gen değişimidir ve farklılığın esasını oluşturur. Her mayozda bir tane tetrat oluşmaktadır.

    Homolog Rekombinasyon  Ve İşlevi (umumi rekombinasyon olarak da bilinir), benzer ya da aynı sıralara sahip olan DNA iplikleri arasında nükleotit dizilerinin birbiri ile yer değiştirdiği bir genetik rekombinasyon tipidir. Bu oluşum sırasında DNA birkaç defa kesilir, sonra da birleştirilir. Homolog rekombinasyon, DNA'daki çift iplikli kırılmaların hatasız tamirinin kullanılmasının yanı sıra, mayoz esnasında krosover yolu ile yeni DNA dizi bileşimlerinin oluşumunu da sağlar. DNA'daki yeni meydana gelen bileşimler genetik çeşitlemeler oluşturur. Genetik varyasyonlar yeni, muhtemelen yararlı olabilecek alelade kombinasyonlarıdır, bunların üreyen canlı topluluklar içinde oluşmaları, bu değişiklikleri taşıyan bireyin değişen doğa şartlarına evrimsel adaptasyon göstermesini sağlar.

    Dna Onarımı: homolog rekombinasyon bulunur, biri mitoz sırasında DNA tamirinde görülür, diğeri mayoz sırasında. Bunların ilk adımları aynıdır: çift iplikli bir kırık oluştuktan sonra, kırığın çevresindeki DNA'nın 5’ucundan bir bölüm kesilip atılır. Bunu izleyen İşgal adımında, hasara uğramış kromozomun çıkıntı yapan 3’ucu, hasarsız olan homolog kromozomu "işgal" eder. İşgalin arkasından iki kromozom arasında Holliday bağlantısı olur. DNA tamir yol ağında, 2. bir Holliday bağlantısı meydana gelir. Bu iki bağlantının nasıl ayrıldığına bağlı olarak, mayotik versiyonda kromozom krosoveri olur veya olmaz. Homolog rekombinasyonun, canlının üç üst aleminde korunmuş olması, onun esası bir biyolojik mekanizma olduğunu akla getirir. Protistalarda homolog rekombinmasyon genlerin bulunması, mayozun gelişim tarihinde erken ökaryot kökenli olduğu biçiminde yorumlanır. Bu genlerin bozulmasıyla birkaç tür kanser arasında alaka bulunduğundan, homolog rekombinasyon proteinleri aktif bir inceleme mevzsudur. Homolog rekombinasyon, ayrıca moleküler biyoloji içinde kullanılan bir tekniktir, hedef organizmalar için genetik farklılıklar meydana getirmek için kullanılmaktadır. Homolog rekombinasyon tekniği kullanan gen hedefleme teknikleri 2007 yılında Nobel Fizyoloji ya da Tıp Ödülü'nün konusu olmuştur. 

    ]]>
    Organizma https://www.hucreler.gen.tr/organizma.html Wed, 17 Oct 2018 03:55:31 +0000 Organizma, ya da bilinen diğer adı ile canlı kavramı birtakım organları bulunan, biyolojik etkiler sebebi ile büyüme, gelişme ve yaşama gibi fonksiyonları yerine getiren bütün varlıklara verilen genel addır. Organizma Organizma, ya da bilinen diğer adı ile canlı kavramı birtakım organları bulunan, biyolojik etkiler sebebi ile büyüme, gelişme ve yaşama gibi fonksiyonları yerine getiren bütün varlıklara verilen genel addır. Organizmadan kasıt ise bütün bedende yer alan yapılardır. Organizmanın asıl amacı ile canlıların üreme, beslenme ve yaşamak gibi temel biyolojik ihtiyaçlarını yerine getirebilme yetisine verilen addır. Her organizma yapısının görülmesi gibi bir durum da söz konusu değildir. Zira mikrop adını verdiğimiz tek hücreli canlılarda bile bir organizma yapısı bulunmaktadır. Bu tür canlılara da tıp dilinde mikroorganizma adı verilmektedir. Organizma kavramı biyoloji temelli bir tanımı söz konusu olduğu için biyologların bu yönde araştırmaları bulunmaktadır.

    Organizma Sınıflandırılması

    Yeryüzünde birçok canlı yapı yani organizma bulunmaktadır. Bilim insanları da bu organizmaları belirli bir taksonomi içeresinde gruplama ihtiyacı duymuşlardır. Bu sebepten ötürü günümüze kadar gelen canlı yapılarda bir sınıf ayrımı söz konusudur. Bu ayrım ise organizmaların belirli bir özelliğinin göz önüne alınması ile yapılmaktadır. Bu sebepten ötürü günümüzde kabul edilen organizma sınıflandırması 6 grupta yer almaktadır. Bunlar:

    • Arkeler alemi
    • Monera alemi
    • Fungi alemi
    • Protista alemi
    • Hayvanlar alemi
    • Bitkiler alemi

    Organizma Ortak Özellikleri

    Bütün canlılarda işleyişi farklı da olsa bulunun ortak özellikler bulunmaktadır. Bu özelliklerin bulunması bu yapının belirli bir organizmaya sahip olduğunu göstermektedir. Canlıların ortak özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

    • Beslenme olayının gerçekleşmesi
    • Hücre yapılarını bulunması
    • Solunum olayının gerçekleşmesi
    • Hareket olayının yaşanması
    • Belirli bir metabolizmasının bulunması
    • Büyüme olayının meydana gelmesi
    • Çevresel olayları tepki vermesi durumu
    • Sindirim ve boşaltım olayının gerçekleşmesi
    • Üreme olayının meydana gelmesi ile birlikte yeni organizmaların oluşması

    Organizma için belirli bir bütünlük içinde çalışması durumu olan yapılarının bulunduğunu söylemek mümkündür. Bunun ile birlikte birbiri ile sürekli olarak belirli bir uyum içinde bulunan parçaların yer aldığı sistem olarak da yorumlamak mümkündür. Organizma yapısı oldukça temel bir kavram olduğu bilinmektedir. Ancak bu yapının incelenmesi ve açıklanması oldukça zordur. Zira organizma yapısının içinde yer alan dokular incelendiği zaman çok daha detaylı yapıların yer aldığını söylemek mümkündür. Birçok parçayı bir bütün halinde bir araya getirmede görev alan birçok yapının belirli bir düzen içinde işlemesi beraberinde organizmanın hareket etmesine yardımcı olur. Bu durum birbiri ile entegre bir biçimde çalışmaktadır. Aksi takdirde organizmada bir takım sorunların yaşaması söz konusu olabilir. Bu durum da bazı rahatsızlıkların oluşmasına neden olur. Örneğin otistik bireylerde bu rahatsızlığa sıklıklar rastlanılmaktadır.

    ]]>
    Hücre Yenileyici Bitkiler https://www.hucreler.gen.tr/hucre-yenileyici-bitkiler.html Wed, 17 Oct 2018 16:56:06 +0000 Hücre Yenileyici Bitkiler, Hücre bilindiği gibi insan vücudunun en küçük yapı taşıdır.  Bir canlı için oldukça önemli olan bu yapı insan bedeninin oluşumunda  etkilidir. Kişinin vücudunda bulunan yara ve lekeler direk Hücre Yenileyici Bitkiler, Hücre bilindiği gibi insan vücudunun en küçük yapı taşıdır.  Bir canlı için oldukça önemli olan bu yapı insan bedeninin oluşumunda  etkilidir. Kişinin vücudunda bulunan yara ve lekeler direk olarak hücrelerle ilgilidir. Böyle durumlarda kişilerin vücudundaki hücre yenilenme hızına bakılarak  bu yaranın iyileşme süresi değişiklik gösterebilmektedir. Hücre yenilenmesi hızlı olan insanlarda bu durum oldukça hızlı gerçekleşirken bu yenilenmenin yavaş olduğu kişilerde yaralar çok daha yavaş iyileşmektedir. Hücre yenilenmesi vücudun deri değişimi ya da yanık derinin değişiminde de etkiler oluşturmaktadır. Yani deme istenen şudur ki hücre yenilenmeleri  hızlandıkça kişiler bu tür sorunlardan çok daha rahat bir şekilde kurtulabilmektedirler. Bu bitkilerden bazılarını sizlerle paylaşacağım. 

    Hücre yenileyici bitkiler bu durumun hızlandırılmasında oldukça etkilidir. İlk olarak;
    • Mısır unu; Mısır unu birçok  faydasının yanı sıra hücre yenilenmesinde çok büyük etkiler meydana getirilmektedir. Fakat bu durumda mısır ununun  doğal olduğunu  unutmamalısınız. Çünkü günümüzde   bu tür bitkisel maddelerin sahteciliği oldukça artmıştır.
    • Hurma; Birçok insanın çok severek yediği hurma hücreler üzerindeki muhteşem etkileri ile bizleri oldukça şaşırtmaktadır. Bu nedenle hücre yenilemelerine çok ihtiyaç duyan insanlar bu bitkiden de bol bol tüketerek bu durumu hızlandırabilirler.
    •  Elma; Ülkemizde oldukça fazla yetişen ve fazla miktarda tüketilen elmada hücreler üzerinde muhteşem etkilerini göstermektedir. Öyle ki elmanın faydalarını bilen insanlar cilt güzelliği için ilk olarak elmaya başvurmaktadır. Çünkü elma, içerisindeki mineral ve vitaminler sayesinde  cilt yenilenmesinde çok büyük etkiler göstererek sorununuzun daha kısa sürelerde çözülmesine  yardımcı olabilmektedir.
    • Ülkemizin Doğu Anadolu bölgesinde ve Malatya ilinde bolca üretilen kayısı hücre yenileyici bitkiler arasında  en üst sırada yerini almaktadır. Öyle ki bu bitkinin hücreler üzerindeki etkileri tıbbi olarakta kanıtlanmış ve kayısı, kozmetik dükkanlarında krem haline getirilerek satılmaya başlanmıştır. Kayısı üzerinde birkaç işlem yaparak bu bitkiyi hücre yenilenmesini hızlandırmak istediğiniz bölgeye bolca sürünüz. Bu işlemden sonra sorununuzun yavaş yavaş çözüldüğünü göreceksiniz.
    • Özellikle ülkemizin ege bölgesinde yetişen zeytin ve zeytinyağı ciltte birçok fayda göstererek beklediğiniz etkiyi sizlere verecektir. Zeytinyağı, cilde sürülerek kullanıldığında  hücrelere direk etki yaparak hücre yenilenmelerini arttırır.
    •  Bu bitkilerden verilecek son örnek ise  yine genellikle doğu bölgelerinde yetişen buğdaydır. Buğdayda içerisindeki maddelerle özellikle insan cildi üzerindeki faydalarını göstermektedir. Bu nedenle buğdayında doğru ve düzenli bir şekilde kullanımı oldukça güzel etkiler oluşturarak işinize yaramaktadır.
    Hücre Yenileyici Bitkiler
    İşte bu tür bitkiler insanlar tarafından hücre yenileyici bitkiler olarak oldukça kullanılmaktadır. Bu tür tedavilerin evde uygulanmasında herhangi bir problem teşkil etmemektedir. Fakat bazı insanlarda var olan bitkisel alerjiler bu tur bitkilerin sorunlar oluşturmasına neden olabilir. Bu nedenle bu tir sorunları olan insanlar mutlaka bu ürünleri kullanmadan önce mutlaka doktoruna başvurmalıdır. 
    ]]>
    Hücre Biyolojisi https://www.hucreler.gen.tr/hucre-biyolojisi.html Thu, 18 Oct 2018 08:01:30 +0000 Hücre biyolojisi, keşfedildiği senelerde kolay bir molekül yumağından ibaret yapılar meydana geldiği zannediliyordu.  Fakat bilişim ilerledikçe hücrenin iç yapısının benzersiz derecede kompleks olduğu meydana çıkmışt Hücre biyolojisi, keşfedildiği senelerde kolay bir molekül yumağından ibaret yapılar meydana geldiği zannediliyordu.  Fakat bilişim ilerledikçe hücrenin iç yapısının benzersiz derecede kompleks olduğu meydana çıkmıştır. Hücre dair ders kitaplarında belirtilen veriler hücrenin en kaba halini göstermekle beraber kolaylıkla anlaşılması amaçlı organel ve hücre sistemlerinin çizimleri epeyce basite indirgenmiştir. Hücreyi ele alırken en dıştan en içe gerçek yapıları teker teker ele alacağız. Başka bir deyişle hücrenin en uç bölgesi Membrandan en iç bölgesine Nukleolus'a denli her yapıyı teker teker ele alarak izah etmeye çalışacağız . 

    Hücre Zarı  (Membran): Hücre zarının yapısı Fosfolipit ismi verilen bir tabakadan oluşur. Bu tabakanın kalınlığı hücrenin her yerinde farklıdır aşağı yukarı kalınlığı 8 -10 nm'dir  (Nanometre metrenin milyarda biri) Yağ ve protein molekülleri, hidrofilik ve hidrofobik nitelikleri yardımıyla şekildeki benzeri bir dizilim gösterirler.

    Hücre İskeleti: Hücrenin % 75'lik kısımının sudur.  İçerisinde bu denli fazla miktarda miktarda su ihtiva eden bir yapının dağılmadan ayakta durabilmesi, hücre içerisindeki iskelet ve aynı kaslar benzeri davranış eden bir çeşit sistem yardımıyla mümkündür. Hücre içinde sistematik şekilde yerleşmiş meydana gelen  Mikrotubul  ve  Mikroflamentler hücre iskeletini meydana getiren ana unsurlardır.  

    Organeller: Hücre içinde her biri birbirleriyle etkileşim içinde bulunan çoğu organel ve bu organellere yardım eden unsurlar vardır. Fakat bu organeller gerek sayı gerekse mimari açıdan hücreden hücreye çeşitlilik gösterebilir. Nebat hücresi hayvan hücresiyle arasındaki değişiklik epeyce belirgindir. Nebat hücrelerinin en harici tarafında membrana ek model kalın bir yapıya sahip  Selülozdan çeper görülmektedir. Çeper nebat hücresini hem bir harici ortamlardan korumaktadır hemde hücreye sertlik verir. Bu yüzden nebat hücreleri hayvan hücreleri denli esnek değildir.
    Hücre Biyolojisi
    Endoplazmik Retikulum: Endoplazmik retikulum hücre içinde madde iletimini yapan boru ağı benzeri iş görür. Hücreyi bir şehir benzeri düşünürseniz endoplazmik retikulumu da bu kentin su borusu şebekesi benzeri düşünebilirsiniz. Endoplazmik retikulum  bütün hücrelerde yer alır. Fakat hücreden hücreye yapısal çeşitlilik gösterebilir. Sözgelişi birtakım hücrelerde yassı kese biçimde meydana gelmesine karşın öbür birtakım hücrelerde ise tubular  bir mimari gösterebilir.

    Golgi Aygıtı: Şekli, ardışık model sıralanmış keselere benzer golgi aleti, endoplazmik retikulumla irtibatlı model vesikül üretmekle görevli bir organeldir. 

    Ribozomlar: Ribozomlar her hücre içinde bulunan bir organeldir. Bakteri hücresinde hiçbir organel bulunmasa dahi kesinlikle ribozom vardır.  Bunun sebebi ise enzim ve proteinlerin her hücre amaçlı kesinlikle olması gerektiğidir. Buna bağlı olarak enzim ve proteinlerde fakat ribozomlar aracılığıyla üretildiği amaçlı ribozom her hücrede kesinlikle vardır. Fakat sayı model hücreden hücreye çeşitlilik gösterebilir.

    Mitokondri: Mitokondri,  hücreye gerekli olan enerjinin üretildiği bir organeldir.  Bu organel de aynı öbür organeller benzeri birim zar ile çevrilidir fakat iç bölümündeki zar dıştaki benzeri düz değildir ve kıvrımlar meydana getirir.  

    Nukleus  ( Çekirdek ) : Akabinde da anlaşılacağı benzeri nukleus hücrenin çoğunlukla merkezinde konumlanmıştır.
    ]]>
    Hücre Zarının Özellikleri https://www.hucreler.gen.tr/hucre-zarinin-ozellikleri.html Thu, 18 Oct 2018 14:11:58 +0000 Hücre zarının özellikleri, hücreyi dış ortamdan ayıran seçici ve geçirgen canlı yapıdır. Hücreyi çevreleyen zar içte ve dışta birer protein tabakası ile ortada bir lipid tabakasından oluşmuştur. Hücre zarı hücreye şek Hücre zarının özellikleri, hücreyi dış ortamdan ayıran seçici ve geçirgen canlı yapıdır. Hücreyi çevreleyen zar içte ve dışta birer protein tabakası ile ortada bir lipid tabakasından oluşmuştur. Hücre zarı hücreye şekil verir ve bununla birlikte besin maddelerinin ve artık maddelerin hücreye giril çıkışını ayarlar. Zar aynı zamanda da hücreyi korumak ile görevlidir. Hücre zarı gözenekli ve yarı geçirgen bir yapıya sahiptir. Esas oluşumu yapı taşı lipid ve proteinlerdir. Her hücrede bulunan protein yağ ve karbonhidrat oranları birbirinden farklıdır. Bu nedenle her hücreninzarı kendisine özgüdür. Hücreye gelen tüm kimyasal maddeler ve iletiler hücre zarı ile alınır. Zarın yapısında protein yağ ve karbonhidrat bulunur. Hücre zarı sitoplazmayı çevreleyerek hücrenin şekil almasını ve dağılmamasını sağlar. Madde alışverişini düzenler ve ozmotik dengenin düzenlenmesinde görev alır. Salgı yapar. Enzimlerin taşınmasını sağlar. Uyarı iletimlerini sağlar ve hücrelerin birbirlerini tanımalarını sağlar.

    Hücre Zarının Özellikleri
    Hücre zarının özellikleri, hücre zarından küçük moleküller rahatlıkla geçebilir fakat çok büyük olan moleküller geçemez. Büyük moleküllerin geçebilmesi için yapı taşlarına ayrılmaları gerekir. Esnek ve saydam bir yapıya sahiptir. Akışkan bir haldedir ve madde alışverişini sağlayan porlar bulundurur. Hücreyi dış ortamdan ayırır ve korur. Yaklaşık altı on milim kalınlığı kadardır. Hücrenin beslenmesine yardımcı olur. Hücreye alınması gereken hormonları tanır ve hücrede yıpranan kısımları onarır. Metabolizmada oluşan atıkların dışarı atılmasını ve hücre içinin düzenlenmesini sağlar. 
    ]]>